Bay Selman, lisedeyken bir amigo olduğunuz doğru mu?
(Gülüyor) Doğru! Amigo gibi, eskiden jimnastikçilik yapmış bir kızla tanıştım ve o beni rekabetçi bir takıma katılmaya davet etti. Çalışmak ve rekabet etmek için haftada üç kez Austin, Teksas’taki Cheer İstasyonu’na bir saat araba sürerdik. Saatlerce pratik yapardık. Takla, takla, takla ve takla atardık, akrobatik ve koreografisi olan rutinleri yapardık. Koçlarımla hâlâ konuşuyorum. Gerçekten! Ne zaman New York’a gelseler onlarla içki içerim. Bunu gerçekten, gerçekten severdim.

Bütün bu üniversite spor kültürü – futbol, amigo – Amerika Birleşik Devletleri’nde büyük bir olay, öyle değil mi?
Kocaman. Teksas’ta çok önemli bu – Cheer İstasyonu hâlâ orada! Bütün bu olay gerçekten çılgın. İnsanlar bunu ciddiye alıyor, ama benim için sadece gerçekten eğlenceliydi. Teksas gözlerden çok ırak olabilir, bu yüzden bir süre farklı bir şey yapmak güzeldi… “Aman Tanrım, başka bir eşcinsel adam var!” (Gülüyor) Austin’e bir saat araba sürme ritüelini bile sevdim çünkü arkadaşımla bağ kuruyordum. Gerçekten aramızdaki duvarları kaldırdı.

Ritüeller yaşamınızın erken döneminin önemli bir parçası mıydı? Dindar bir evde büyüdüğünüzü biliyorum.
Bütün ailem çok dindardı, evet ve bugün hâlâ öyleler. Kilisenin ritüeliyle ilgili hoşuma giden bir şey var… Eğlenceli kısım, her pazar günü şarkı söyleyen ve buna katılan insanları görmek için kiliseye gitme ritüeliydi. Benim için güzel bir şeydi! Bu kesinlikle bir ilham kaynağı. Bununla hâlâ birçok yönden bağlantı kuruyorum.

Hâlâ dindar biri misiniz?
Şu anda bir şeyler başımdan geçiyor. Ben yıllardır ateistim ve son küçük bir süre içinde, “Daha fazlası olmalı.” diye düşündüm. Varoluşun bu daha manevi yönünü hissediyorum ama aynı zamanda gerçekten bunun için henüz bir cevaba sahip değilim. Bu çözmekle hâlâ ilgili olduğum bir şey. Bir başkasının kariyerimi tanımlamasına izin vermeyeceğim gibi, aynı şekilde, bir kilisenin dinimi tanımlamasına izin vermem. Cennet ve cehennem olmadığına inanıyorsam, benim için önemli olan budur. İyi bir insan olursam neden bu din olamaz?

“Bir tür hayalperestim. Takıntılı oluyorum.”

Kırsal Teksas’ta kiliseye giderek büyüdüğünüze şaşırmamak gerekir, ancak etrafta çok fazla moda yoktur herhalde?
Hayır! Bir şekilde W Magazine’i elime geçirdim ve bir arkadaşımdan çaldığım bir podyum kitabım vardı. Bu yüzden çok sınırlıydı… Ama bundan hoşlandım gibi. MTV’yi izlememize izin verilmedi, müzik videoları izlememize izin verilmedi. Bu referanslardan hiçbirine sahip değildim, bu yüzden New York’a en masum kişi – ama gerçekten azimli olarak geldim.

Kariyerinize bu kadar temiz bir sayfa ile başlamanız sizin için bir avantaj mıydı?
Evet. Bunun beni tanımlamasına izin verdim ve sonra da her şeyi özümsedim. Disko ve Giorgio Moroder‘ı öğrendim, Divine ve John Waters‘ı sevdim. Hepsini içime çektim. Bu bir eğitimdi. Koleksiyonlarımın nostaljik bir yerde başlamasının belki de büyük bir nedeni olduğunu hissediyorum. Yetmişlerin ve seksenlerin modası ve kültürüne sıklıkla, bir bakıma, “Neyi kaçırıyordum?” gibi bakıyorum. Çocukken sadece bu ilham kaynağına sahip değildim.

New York’a taşınmak, verdiğiniz en iyi karar gibi görünüyor.
Doğru karardı. “Olmak istediğim yer burası,” gibi hissettirdi ve sonra hiç arkama bakmadım. Teksas’ta büyütülmek moda ile ilgili değildi, bu yüzden New York’a taşınmaya oldukça hevesliydim. Beni ilk etkileyen kişiler olan Susanne Bartsch ve Desi Santiago gibi insanlarla tanıştım. Stilist / moda editörü Mel Ottenberg, Jen Brill ve yaptığım şeyi başlatmama yardım etmekte büyük bir yardımı olan Rafael De Cardenas gibi insanlarla tanıştım. Ben büyük bir işbirlikçiyim. Benim için bunu gerçekten ilginç kılan şey: yaratıcı vizyonlarına tamamen saygı duyarak insanları gemiye çekmek. Bu benim için oldukça ilham verici.

Moda tasarımlarınıza başka ne ilham veriyor?
Bir tür hayalperestim. Takıntılı oluyorum. Söylediğim gibi nostaljik fikirleri severim ama bunu aklımdan çıkaramadığım güncel bir olayla, bir cinayet veya düşünmeyi durduramadığım gerçek bir suç hikayesi gibi, karıştırırım. Heyecanlandığım bir dünya inşa etmekle ilgileniyorum. Benim için zinde tutuyor. Benim ve ekibimin içinde yaşayacağı bir çeşit dünya yaratıyorum. Her koleksiyonda önümüzdeki altı aylık çalışmanın tonunu belirliyor. Bu eğlenceli kısmı.

Modayı eğlenceli kılmak için çok çalışıyorsunuz gibi gözüküyor.
Kesinlikle eğlenceli olması gerekiyor. Nihai hedef bu. Çok ciddi değil… O kadar ciddi değilim! Demek istediğim, ciddi olabilirim, bir iş adamıyım ve çok ciddi olduğum bazı şeyler var, ama kıyafetlere gelince ne kadar? Bunlar kıyafetler. Onlar sadece kıyafet. İnsanların bazen unuttukları şey bu bence. Sadece kıyafetler, sadece bir imaj. İmajınız devam ettiği sürece yarın kendinizi bütünüyle değiştirebilirsiniz. Kıyafetlerine bağlı değilsiniz. Günün sonunda, ben sadece bir tasarımcıyım.

“İhamı canlı tut, devam et. Zor olan ne? Sıradaki ne? Ben ilerlemeye devam etmek istiyorum.”

Tiyatrodaki ve kostüm tasarımındaki geçmişiniz bir avantaj mıdır?
Kesinlikle. Bu gerçekten özenli, eğlenceli kostümler ya da güzel bir gece elbisesi tasarlayabildiğimi hissediyorum, ancak daha sonra sokak kıyafeti, gündelik giysiler ve bu eğlenceli parçaları da tasarlayabilirim. Kraliçelerin ağzını tıkayabildiğiniz ve tüm kızların mağazalara koşmasını sağlayabildiğiniz an, bir çeşit büyünün gerçekleştiği andır, bilirsiniz değil mi? Köklerime sadık kalıyorum, ama denemeye devam etmek istiyorum. Kendi şirketim için kendi yolumu açıp açamayacağımı görmenin ilginç olacağını düşünüyorum. Moda endüstrisi çok değişti. Şimdi her şey bir marka yaratmakla ilgili. Yani bu büyük büyük gösterileri sergilemek, tüm bu farklı yerlere gitmek ve bu çılgın gösterileri sergilemek, prodüksiyon ve bunun gerçekten büyük tarafı… Bu çok yorucu. Artık sadece kıyafet tasarlamak değil.

Ticari yönün sizin için rolü nedir?
Kızların parasının yetebileceği ve kızların giyebileceği kıyafetler yapmaya çalışıyorum. Ama sonunda yapmak istediğimi ve kız arkadaşımın işine en çok yarayacak şeyi, yaşam tarzı için en en iyi duracağını düşündüğüm şeyi, tamamen satışları düşünmenin aksine yapmak zorundayım. Sözü geçmişken, para kazanmaya çalışmaktan da utanmadım.

Sonuçta moda bir iştir.
İnsanlar biraz para kazanmaya çalıştığınız için ruhunuzu sattığınızı söyleyecekler ve bu saçmalık… Her gün Ramen erişte? Bunu yapmak istemiyorum! Tamam, eğer sizi yönlendiren şey buysa sorun değil, yapmak istediğiniz şeyi yapıyorsunuz… Ama ben kesinlikle her zaman satışları düşünüyorum. Bunda utanılacak bir şey yok. Moda oldukça ürün odaklı – çok yaratıcı ama ürün odaklı. Bu bir denge: bu iş ama yine de oyuncu ve eğlenceli. Ve ben bunu seviyorum. İhamı canlı tut, devam et. Zor olan ne? Sıradaki ne? Ben ilerlemeye devam etmek istiyorum.

Kaynak: The Talks.
Fotoğrafın kaynağı: Dalya Benor.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment