LoadingSonra oku

Sokak lambasının altında ağlayıp sızlayan bir sürü insan gördüm. Yağmur yağıyordu, şemsiyemi kapatıp onların yanına geldim, belli ki biri daha ayrılmıştı bedeninden. Ama dünyadan ayrıldığına ne kadar eminsem onun normal bir şekilde ölmediğine de o kadar emindim. Çünkü bu haykırışları hayallerimden hatırlıyorum.

Kalabalığa girdiğimde herkesin dualarının birbirine karıştığını duyar gibiydim. Bir isim geçiyordu tekrarlanıp duran. İsime pek takılmadım, kalabalığın ortasına kadar girince neye uğradığımı şaşırdım. Yüzü intihar ipinden morarmış bir adam!

Kalbim hızla çarpmaya başladı, dermanım kalmadı bayılacak gibiydim ancak herkes acısından mıdır nedir beni önemsemiyordu. Yüzüme bile bakmıyorlardı. Ta ki o çocuğu görene kadar. Dört-beş yaşlarında bir kız çocuğu. Elinde kahverengi ayıcığı ile beyaz koltukta oturuyordu. Aynı anda elimizi ceplerimize attık, ikimiz de birer fotoğraf çıkarttık. Aynıydı fotoğraflar, biraz garipsedim. Kızın yanına çekinerek gittim, iki metre ötemde de asılı bir adam ve fotoğraftaki beyaz koltuğun üzerindeki kızın gerçeği ile karşı karşıyaydım. Tabii fotoğraf kız ve koltuktan ibaret değildi, yanındaki küçük erkek çocuğu neredeydi? Asılı adamın bana bu kadar benzemesi nedendi?

Zor bir tablodan ibaret değildi bu olay ama. Geçmişteydim belki, ya da gelecekte. Şimdi olmadığını biliyorum. Bu Yaratan’ın bana oynadığı ilk ve son oyun muydu?
Ben bunları düşünürken küçük kızın gözünden bir damla yaş süzüldü. “Benim yüzümden.” dedi. Bu O’ydu. Herkes tanıdıktı bu hikayede, ailem, akrabalarım, dostlarım sokak lambasının altında durmuş gece vakti sonumu izliyorlardı ağlıyarak. Hayat hikayemin başındaki o kızda beni izliyordu, biliyordu geleceği. Peki şu an bu kaosun neresinde gerçek bir ben varım?

Tatsız bir rüya dan ibaret o son bakışlar. Hafiftende bir müzik, mızıka ve piyano ile. Perde kapanmasa da ortalık o sonu konuşuyor. Kimi zaten meyilliydi diyor, kimi ise O’nun yüzünden oldu diyor. Çevresindekiler bir süre üzülüyorlar, sonra hayatlarına devam ediyorlar. Anlam veremiyorlar bir insanın bir insanı bu kadar sevmesini. Sonra bir bayram günü gelip mezarlıkta çıkan bir filizi görüyorlar, gülümsüyorlar…

Yalnızlık doğumumda başlamıştı, bir haziran ayı iliklerime kazılmış bu cümbüşü erken tatmakta bana nasip oldu. Dayanamayıp erken doğdum anlayacağınız. Daha yaşlanmadan da bilge olabileceğimi düşündüğüm için kendime “morukolog” mahlasını verdim. Geceleri bekledim her günün sabahında, çünkü ancak gece anlayabiliyordu beni. Aklınıza gelebilecek her alanı denedim ancak yazı yazmaktan başka neyim vardı ki?

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment