Uğruna her şeyi yapabileceğimize inandığımız, koordinatlar kadar belirli bir o kadar hayali kalp çarpıntısı. Kalbimizin paslı demirlerini silen, duyularımızı okşayan o his. Kişiliklere göre değişse de  yüzyıllardır her canlının yakasını bırakmayan , bazısının umudu kimisinin sonu olan o hain duygu. O ateş…

Hikayeniz ne olursa olsun, ister başrolde oynayan bir kuzgun olun yada tılsımı hep parlayan güzeller güzeli anka, hiç fark etmez. Ulaşabileceğiniz en yüksek nokta hayal kırıklarıdır ve elinizde kalan hayalini kurmaktan hiçbir zaman vazgeçmediğiniz “yaşamak için çok geç kaybetmek için çok erken” olan düşleriniz. Ve kirpiklerinize takılan daima sizinle adım atan gözyaşlarınız.

Bazen aşk sizi umutsuzluğun çıkmazından ümitlerin attığı o kapıya bıraksa da aslında o kapı size hep kapalıdır. Sizin görmek istemediğiniz anahtarlara rağmen, o huzura kavuşamazsınız. Fakat bilmeniz gerekir imkansızlıkların içinde her zaman bir umut ışığı vardır. Her zaman orada duran sizin onu bulmanızı bekleyen umut ışığınız… Yanlış kapılarda dolaştığınızı bilse de sizi sabırla bekleyen o ışığınız.

Mesele aşkınızı kucaklamanız değil doğru zamanda ve doğru yerde , doğru kişiyle gün ışığına çıkmanız. Hayat sizi hangi oyunun piyonu yapar bilmem fakat her insan gibi siz de kendi “Aşk Oyunu” nuzda başroldesiniz. İşinizi şansa bırakıp perde indiğinde değil oyun sahnedeyken, iş işten geçmeden dizginler elinizdeyken atlara vurmanız gerekir.

Unutmayın dünü yaşadık ve artık dün hafızalarımızda bir anı olmaktan ötede değil. Ve yarın… Yaşayacaklarımız, hayallerimiz onlara ulaşmak için tozu dumana kattığımız o düşler… Onlara ulaşmak için yarını bekleyeceğiz. Bir de umut ışığımız var tabi. Beklemekten usandığımız ve hayatın sürprizlerine açık bir poker masası! Şeytanınız bol, aşklarınız umutlarınız gibi yeniden doğsun. Yarınlar bizim yaşamak için geç değil.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment