LoadingSonra oku

Doğmuşum hastanenin bir köşesinde. Problemlerden habersizce gülmüş gözleri anne-babamın. Halbuki şehvetten türemiş bir hikayenin acı bir başlangıcıdıydım ben.

Yaratıcı ile kavgalarım hiç düşünülmemiş, tek başına olma esmasından kopamamış olmam hiç akla-hayale dahi gelmemiş. “İnsan yaratmaya vesile olmak bu kadar büyük bir günaha nasıl sebep olur? “ diye aklınızdan geçirmeyin. Konu bensem olur, farkında bir bebek dünyaya gözlerini açmışsa olur.

Bazıları farkındalıkla farklı olur. Sonra kalabalığın içinden bir statülü çıkar ve der ki: “Üzgünüm, insan literatürüne göre sen has-ta-sın! “. Ötekileştirme bu kadar kolay gözlerinde, gözümüzde. Susuz-aç kalmak, arzu ve hayallerimizin boğazımıza oturmasına eyvallahta, tüm köşeleri mesken edinip günün saatlerinin çoğunu dünyayı çözmeye çalışmakla geçirmek, her gün bir ömür yaşayarak gökkuşağında siyahı bulmaya yalvarmak kadar umut doludur.

Zamana karşı açtığım savaşta yenik düşüp biraz daha büyüyünce bir kedim oldu. Tek katlı evimizin bahçesi şenlenmişti. Ne zaman çağırırsan bir yerlerden çıkar, biz ne yediysek aynısını yerdi. Pilav üstü kuru vazgeçilmeziydi. Sevgi ve umudu aşılamaya çalışmıştı büyüklerim, bir süre de öyle oldu. Ta ki minnoşu çöplüğün kenarında üzerinde koca bir taşla kanlar içinde bulana kadar.

Acısı uzun bir süre sardı beni. Gelen misafirler ise üzgün halimi görüp neşelendirmek(!) için pipimi ellediler. Herkesin de hoşuna gitmişti ki kahkaha atmıştı. Sonra bana bunu yapan misafire ben de aynısını yapmıştım, “ayıp” kelimesini ilk orada öğrendim. O kelime artık yaşamımı belirleyecek bir güçtü.

Sokakla tanıştığımda ise garipsedim. Sıradan olmayan ne kadar şey varsa onların ağızlarında hepsi sıradandı. Tabi sokağın etkisi beni ak kaşık konumundan yavaş yavaş uzaklaştırıyordu. Büyüme adı altında “ayıp” meşrulaştırılıyordu. Artık televizyondaki öpüşme sahnesi göz ucuyla bakılabilir bir pozisyondaydı. Merak adı altında özentiliğe koşuyordum.
Biri ayağa kalktı ve işaret parmağı ile beni göstererek “Sen erkek oldun! “ dedi. Sorumluluklar arttı sistemsel ahlak(sız)lıkla. Artık gözümü kapattığımda kendimi kanatsız görüyordum. Bütün “ayıp”lar bir yandan olağanlaştırılıyor, bir yandan ise dini ve toplumsal diretmelerle dizginlenmeye çalışıyordu. Bu kaostan kavrulur giderken artık bir sorun daha vardı, para!

Emekler karşılıksız kalınca daha iyi anladım toplumu da, dünyayı da, Yaratanı da… Sınama, tüm şartlar göz önünde bulundurarak yapılan değerlendirmeymiş. İnanmaktan başka yolum yoktu kendi adıma. İnançlı ve bir o kadar da kavgacıydım ama.

Tam oturttum kafamı derken, zamanın dönüm noktamı ele geçirme anı geldi çattı. Bir kadın gördüm zannettim ilk bakışta, hissetmek ne demek onu bildim ama. Hemen koşup gidip, “Ayıp” kelimesini buldum zihnimin köşesinde, belki kanatlarım geri çıkar ümidiyle saklamıştım bu mücevheri. Eli elime temas etti, ilk defa ellerim ısındı. Bu tutulma benim için büyük bir şanstı. Ona ulaşamayacağımı bilmek ise koca bir kader!

Çabalamama rağmen yeteri kadar koşamamışım insanlığa, bir baktım ki bataklıktayım, ötekiyim. Şimdi ise nefes alamıyorum çünkü ağzıma kadar sessizlik doldu. Sanki ben günah kuyusunun dibindeyim de tüm insanlar toplanmış cehennemime odun atıyordu. Dayanmalıydım çünkü melekiyet umudu kalbimin dipte kalan son beyaz tarafıydı. Sabahları ayak uyduruyor, geceleri ise acı çekiyordum. Artık profesyonel bir yalnızdım.

Yalnızlık doğumumda başlamıştı, bir haziran ayı iliklerime kazılmış bu cümbüşü erken tatmakta bana nasip oldu. Dayanamayıp erken doğdum anlayacağınız. Daha yaşlanmadan da bilge olabileceğimi düşündüğüm için kendime “morukolog” mahlasını verdim. Geceleri bekledim her günün sabahında, çünkü ancak gece anlayabiliyordu beni. Aklınıza gelebilecek her alanı denedim ancak yazı yazmaktan başka neyim vardı ki?

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment