Ve şimdi nasıl yaşayacağını da bilmiyorsun. Kimse şimdi sana nasıl yaşayacağını da söylemiyor. Din adamları, politakacılar, ailen, herkes sana yarınları anlatıyor.

Bu söz midede hafif bir bulantı hissi yaratıyor ve kulağa hoş gelmeyen bir çağrışımla dün ile yarın arasında zindanları yaşatarak şimdiden uzaklaştırıyor. Koca koca şimdiler yaşayacakken belli olmayan yarınlar ve içi yalanlarla doldurulan, sana ait olmayan dünlerle kıvranıp duruyorsun. Rüya ile gerçekliği ayırt edemeyen Descartes gibi dünün sahici olmayan gerçekliğinde yarının rüyası ile uyanmak mıdır gerçeklik?

Bakıldığı zaman dünün zindanları ile şimdinin zindanları oldukça farklılık göstermektedir. Kimisi bu zindanların içinde eriyip gitti kimi ise kuşkunun en güzel haliyle düşünerek ölümsüzlüğü ölümüne yaşadı.

Keza kuşkulanabilmek için kişinin var olması gerektir. Bunun üzerine, “kuşkulanmak düşünmenin bir türüdür, düşünmek için var olabilmek gereklidir” der Descartes ve o ünlü önermesini dile getirir; “Düşünüyorum, o halde varım (cogito, ergo sum).” Bu düşünen ben, tinsel töz sürekli olarak düşünen töz, kuşkulanmak, algılamak, imgelemek, akıl yürütmek ve bunlar gibi birtakım düşünme edimleri ile kendisini var kılan bir tözdür.

Peki, kendini kendi çabasal edimleriyle ortaya koyamayan bireyde var olmanın kuşkusuz güzelliğini bulabilir miyiz? Şu yüzüne bakılmayasıca çağda tutkularına yenik insanın kendi varloşunu anlamlandırması yerine zindana çevirdiği dünyasını anlamaya çalışması onu Sisyphus’a çevirmez mi? Çünkü Sisyphus yazgısından oldukça memnundu. Sürekli yıpranmayı göze alması, yaşadığımız dünyada insanların yaşadığı şeyin ta kendisi sayılmaz mı?

Albert Camus  Sisyphus efsanesini şöyle yorumlar. İnsan, anlamsızlığına ve tüm baskılarına karşın yaşamı yenmek zorundadır. Sisyphus, tanrılar tarafından lanetlenip cezaya çarptırılmış ilk insanoğludur mitolojide. Kahraman bilinçlidir. Her şeyin tükenmediğini, tüketilmediğini öğretir. ‘Alnına ne yazıldıysa o’ saçmalığı kahramanın yolculuğu için geçerli değildir. Sisyphu’un sessiz sevinci buradadır: Kaderinin ana hatları çizilmiş olsa bile iradesinin gücü seçim özgürlüğü yani yolun kendisinindir. Kayası ise kendi nesnesidir. Kaya aşağı doğru yuvarlanır durur. Aldığı ceza nedeniyle bu kayayı hep yukarı çıkarmak zorundadır. Kişi yükünü eninde sonunda bulur. Kaybedenlerin vazgeçilmez sözüdür ‘Neden Ben?’ Kahraman ise kimseye taşıyamayacağı yükün verilmediğini gayet iyi bilir. ‘‘Sisyphus gibi tepelere doğru güçlüklere tek başına, onuru ile didinmek de bir insan yüreğini doldurmaya yeter.’’ Denildiği gibi: ‘‘ Yükünü her zaman bulur insan.’’  Aldous Huxley ise şöyle ekler: ‘‘ Belki de bu dünya başka bir dünyanın cehennemidir.’’

Lacan ise: ‘‘ Varoluşun içinde kendinden başka hiçbir şey kalmadığında ve ıstırap fazlalığındaki her şey kökünden sökülmeyen bu terimi, yaşama arzusunu yıkmaya çalıştığında varoluşun acısı deneyimlenir. Varoluşun son ifadesinde var olma acısından başka bir şey yoktur’’ der.

Deneyimlemek ve düşlemek,

acının hazzında körüklenmek,

çabanın en derin sularında, soluksuzca kendini keşfetmek

ne büyük tutku.

 

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment