Her insan kendini doğuran kadına acı vererek dünyaya gelir ve sanki o acı kendisininmiş gibi cıyaklar.Yabancıdır, korunmasızdır, hissettiği sevgiden topluma atılmıştır.Hergün daha fazla sevilmenin özlemi içinde; dikkat çekip baş okşatmak, kucağa alınmak için ve bana beni sevdiğini hissettir gerekirse bu uğurda paralan diyerek kendini yer durur insanoğlu.Sevgi gördüğünüz üzere temel ihtiyaçtır.

Sevmek ve sevilmek. Bu duygu hayatımızda öyle bir yapıtaşıdır ki onu sadece müzikte, kucaklaşmalarda yada kelimelerde görmeyiz.Bir çömleğin yapılma sebebi neyse, bir dil neden oluştuysa, insanlar toplum haline neden geldiyse aynı sebepten sevgiyi tebessümde, durduk yere aramalarda, hatıralarda, hatırlamalarda, selamlaşmalarda buluruz. Ve farkındaysanız bunlar sadece günlük rutinlerimizdir.Sevgi o kadar içimizdedir.

Lakin insanoğlu sadece sevgiyi duyumsayacak kadar basit yaratılmamıştır.Bu kadar karmaşık yapının içinde hangi duyguyu daha fazla hissedeceğimiz, hangi duygu durumu tercih edeceğimiz, hangi hisle hareket edeceğimiz Alfred ADLER’in tabiriyle kişinin “yaşam üslubuna” bağlıdır.Yaşam üslubu gelişimin, şimdilerde popüler olan olgunluğun, yumurtasıdır.İlk olarak için tek ihtiyacınız döngüyü başlatacak olan sperme sahip olmaktır.Sadece yeniden doğmak için bu bunalımlı sürecin tamamlanması gerekmektedir.Ve tabi her zaman dediğim gibi aynı toplumun farklı parçaları olarak bunu farklı şekillerde gerçekleştirmekteyiz.Kimimiz takılıp düştüğünde ellerinden tutulup kaldırılmak isteyecek, kimimiz “Tamam, benden bu kadar!” diyecek ve belki de şu anda sahip olduğumuz eğitim ve aile yapısında çok azımız duracak derin bir nefes alacak sakince tuttuğu nefesi bırakıp tırmanışına devam edecektir.Ne farklı yaşam şartlarımız ne aldığımız destek ne yaşımız ne de mesleğimiz değil bu süreci kolaylaştıracak olan.Sadece ve sadece irade, bizlerin toplum içinde sağlıklı bir yaşam üslubuna sahip olmamızı sağlayacak. Bu şekilde temelde var olan sevgi bir amaç kazandıracak bir insanlara.Sonuna kadar dayanmamızı, doğru kararlar alabilmemizi, doğru davranışlarda bulunabilmemizi sağlayacak.Ya da hayır arkadaşlar.Sadece doğru kalıbı altında yazılan onca cümleyi kişilerin kendi doğru algılarına ve diğer insanları bu algıyı kabul etme zorunluluğunda bırakmayı reddediyorum.Yaptığımız her şeyin; kurduğumuz iletişim, dostluklar, amaçlar, geziler, okumalar, eğitimler, hobiler…Her birinin, bizi toplumun normlarının dışına aykırı bir şekilde çıkarmaması bu yazıda ölçütümüz olsun.Bu kadar kalabalık cümlelerden sonra sorar mıyız kendimize, bunca mücadelenin kahramanı sevgiyi doğru kullanabiliyor muyuz? Doğru yansıtmalarda bulunabiliyor muyuz? Şimdi durup ne dersiniz, Birilerini sırf sevdiğiniz için kısıtlayabilir misiniz, sırf sevdiğiniz için kırıcı tüm kelimeleri yan yana dizip haykırabilir misiniz, doyasıya konuşabilir her anınızda yanınızda birinin olmasını bekleyebilir misiniz? Ve sorar mısınız kendinize, tüm bu davranışları sadece sevdiğiniz için mi yaparsınız?

İnsanların uğruna fedakarlıklar yaptığı, kimilerini yerin bin kat altında ışıksız ve havasız bir ortamda çalışmaya iten, kimilerini günlerce direksiyon başında yollara düşüren ve biraz daha para biriktirip bakabilmek için sorumlu olduklarına kendisi yollarda sadece çorba içen, kimilerini gecelerde uykusuz bırakan sevgi sadece sen kendini güvende hisset, hayata daha sıkı tutunabil diye ortaya dökülen emeklerin libidosu sevgiyi sadece yapabildiğini düşündüğün için er koşulda kullanabilir misin?Fedakarlık, saygı, anlayış, empati, zaman, sukünet.Size 21.yy kargaşasında derin bir nefes aldırıp sakince bıraktıran, gözlerde neşeli parıltıları oluşturan, çelişkili her türlü duyguda sadece anlaşılmayı dilediğin, yeterince gösteriyor muyum diye şüphe duyup daha fazla çaba harcadığın sevgi.Yüksek egolara, öfkeli benliklere, yetersiz karakter özellikleri ve gelişmişlik aşamasında sabote edilmiş o zavallı sevgi.Kimi zaman kişilerin bedenine sadece sevilme istediğinden dönüşüp gelen şevk ile saldırı planı, kimi zaman kendi benliğinin dönüşümünün önünde bir kaya parçası…O tıknaz bedende sadece sen sorunlarınla başedemiyorsun, kıskanıyorsun yada istediğin gibi olamıyorsun diye çevrendeki her bireyin hayatında derinden alınmış lakin sakince verilemeyen nefes oluyorsun.Birkaç kemik parçası içinde derin sıkışıklılar,söylenemeyen cümleler… Ve sen, bu gibi durumların sebebi olurken tek sebebin gerçekten sevgi mi?

Arife Yalçın
Gezgin olmak vardı ya da fotoğrafçı, sosyolog belki de antropolog. Toplumsal engeller diyor savunma mekanizmam ama zihnim olmayışımdaki esas engelin ben olduğumun farkında. Yine de hemşire olmayı seçtim. İnsanların fizyolojik yapısında ufak bir gezinti gezgin olmama yeterdi. O insanları hatırlamam, diğerleriyle ilişkilerini bilmem, öz geçmişleri hakkında fikir sahibi olmam bu 4 istediğime el ayaktı. Geriye sadece düşünmek kaldı!

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment