“Ne mutlu adı sanı bilinmeyene;

İpeklere, kürklere bürünmeyene;

Anka gibi iki dünyadan da geçip

Bu viranede baykuşa dönmeyene.”

Ömer Hayyam belki dünyada tanınmanın gereksizliğinden bahsetmiş gibi görünüyordur size. Ama gereksiz dünyayı rubailerinde anlatırken tanınacağını, günümüz dünyasına kadar sözlerinin geleceğini öngörebilmiş midir? Dünyaya geliş amacımız tanınmak mıdır? Yoksa iyi bir birey olarak yaşayıp gözler kapanırken mutlu veda etmek midir amaç? Günümüzde insanlar bilindiği üzere amaçlardan sapmış araçlara odaklanmış durumdadırlar. Mutluluğa odaklanma yoktur günümüzde mutluluğa sebep olacak araçlara odaklanma vardır bence. Mutsuzluk da bundan kaynaklanıyor zannımca.

Tarih, bilineni yazar; bilinmeyenlerle işi yoktur. Savaşları yazar ama savaşa engel olmaya çalışan şahısları yazmaz. Duyguları yazmaz mesela. Alınan zaferleri veya yenilgileri yazar da yazar tarih dediğimiz bilim. Durup bir düşünün hele. Dünya kötü bir yer olmasaydı neden geçmişimiz kötülükler üzerine kurulu olurdu ki? Geçmişimizin savaşlar, göçler, antlaşmalar gibi kötülüklerden türemiş sistem üzerine kurulu olduğunun farkındasınız eminim.

Sun Tzu der ki; “Savaşı kazanan değildir kahraman, savaşı gerektiren nedenleri ortadan kaldırmış olandır kahraman.” Tarihimizde eminim ki savaşların nedenlerini ortadan kaldırmaya çalışmış nice kahramanımız vardır. Bu kişiler milli kahraman olmaktan ziyade dünya kahramanıdırlar. Tanınmamış olsalar bile. Gerçek kahramanların tanınmaya ihtiyacı var mı sizce?

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment