İnsanoğlu içindeki duyguların hepsini sobaya atılmış kağıt parçası gibi yakıp tükettiğinde duyguların sırrı keşfedilmeye çıkılmış dünyanın dört bir yanından. İnsanlar pek çok gruplar halinde dağılmış etrafa kimi kuzey kutbuna kimi Afrika ya yola çıkmış. Bazı kişiler kendini laboratuvara kapatmış ben duyguların sırrını deneyle çözüp bulacağım demiş, bazıları ise kenara köşeye bakmış kırıntısı kaldı mı diye.

  Duygular ise bir zamanlar herkesin yüreğinde doğarken bol bol oluşurdu. Şimdi insanlar günlerini birbirine bakarak ve söylediklerini tek düze söyleyerek geçirmeye başlamış . Duygunun ne olduğunu yaşamış olan eskiler bu böyle olmaz demiş bir gün. Çünkü insanlar artık birbirine aşık olmaz olmuş,birbirine saygı duymaz olmuş. Kısacası hayat tablonun içinden resmi  alınmış bir çerçeve kadar boşmuş artık. Bütün dünya da çerçevenin resmine hasret kalmış ve köşe bucak ellerinde dedektör varmışcasına kendi kalpleriyle duyguların sırrını aramaya başlamış.

     Günlerce haftalarca aranmış ama bir bulan olmamış. Özellikle en son görüldüğü yere gidilmiş . Orta yaşlarda bir kadın seviyorum demiş gecenin bir vakti çocuğuna . Sonra bütün duygular tasını tarağını toplayıp gitmiş. Ülkeler bulana ödüller koymuş. Biri bulsa hayatının geri kalanında muhtemelen konulan ödüllerle krallar gibi yaşayacaktı. Bazıları dünyayı bırakmış uzayda bile aramaya başlamış.

     Günlere günler eklenmiş aylar olmuş ama bir bulan çıkmamış. Umudu kesmeye başlamış herkes hatta kendi geleneklerine göre duyguları gömmeye karar vermişler . Toplanmışlar olmayan şeyin cenazesini yapmışlar . Ağlamakta olmadığı için herkes bakıp bakıp gitmiş duygusuzca.

   Duygular gömülmüş bir bir. Pazartesi aşkın ölümü olmuş,salı hüznün, çarşamba, nefretin, perşembe korkunun,cuma mutluluğun… Bu böyle gitmiş derken bir gün bizim kâşiflerden biri dağların arasındaki köyden geçerken kahkahalı,neşeli bir ses duymuş. Hemen sesin olduğu yöne gitmiş ve tarla ortasında elinde bastonla dans eden ihtiyarla karşılaşmış . Söylediği şarkıyla beraber temposunu tutup bir taraftan da kahkahalar saçıyormuş etrafına. İyice yaklaştığında ihtiyar onu farketmiş duraksamış. Kaşifte muhteşem buluşunu dünyaya göstermek için sabırsızlanmaya başlamış. Duygular bütün canlılığıyla bir bedende hayat buluyordu. İhtiyarı ikna edip kendi ülkesine götürmüş . Ülkenin ileri gelenleri hemen başına üşüşmüş . Sanki duygular gömüldükleri yerden bir bir çıkıyormuş gibi insanlar duyguların dünyaya yeniden doğuşunu izlemek için hep bir araya gelmiş .

    Bizim ihtiyar duyguların olmadığı bir yere geldiği için önce korkmuş ama insanların gözlerine bakınca hepsinin duyguya ne kadar muhtaç olduğunu anlamış ve sırrını söylemeye karar vermiş. Bir öğle vakti güneş tepede yükseldiğinde başlamış sırrını anlatmaya;

  ‘Duygular demiş onları anlayıp yaşadığınızda size ait olur en çok. İnkar etmediğinizde, günü gelir diye kenara köşeye saklamadığınızda o an tadını çıkardığınızda yaşanır en çok . Her duygu gelir yoklar kendini,yerini ve vaktini.Yaşanmak isterler onlar da hayat gibi. Belki sesini duymazsınız ama size de belli eder bu dileğini. Güzel bir şarkıda suratınızı asanlardan mısınız ya da mutluluğun fazlası sizdeyken paylaşmayanlardan mı ? Belki gün iyi değil o zamanda susanlardan mısınız ? Mutluluk şarkıyı duydu ve yüzünüzü güldürmek istedi çoğaldıkça da başkalarını gülümsetmek. Kötü gün susunca biter miydi ki öfke ve hüzün de el ele tutuşup hafiflemek istedi senden. Daha nasıl konuşabilirdi bir duygu. Ne diyebilirdi ki başka . İşte duyguların sırrı aslında herkesin kendine kalmış ve sırlar paylaştıkça çoğalıyormuş . Ne kadar duyuyorsa bir insan o kadar yaşıyormuş . Ben duyduklarımı söylüyorum şuanda huzur vücudumda dolaşıyor size dokunuyorum yayılıyor duyuyor musunuz ? ‘

    Duyanlar olduğu kadar duymayanlar da olmuş ihtiyarın yaydığı huzuru. Duyanlar şanslıymış çünkü duyguların kendisi de gelmiş yeri de vakti de ama duymayanlar duyduğunu zannetmiş. Bu böylece sürüp gitmiş bir tarafta duyanlar bir tarafta duymayanlar ama o günden sonra bir daha aranmamış bir sır  çünkü hiç bir şey bu kadar kaybolmamıştı insanlıktan.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment