LoadingSonra oku

Derin tutkularımız bir Müzeyyen’de gizlidir kimi zaman. Gerçeği hikaye gibi yaşar, hikayeyi gerçekmiş gibi okuruz. Müzeyyenler bu hikayenin ‘çıt’ noktasını yakalayabildikleri için Müzeyyendirler. Ana karakteri kendimiz zannederiz fakat öyle Müzeyyenler gelir ki hikayemizin eksik kalan kısmının ne olduğunu çıt diye söyleyiverir. Sonra da çıt diye gidiverir. Çıtı yaşamıştır çünkü, kızamazsın. Gitmek onun için yalnızca bir çıtken arkasında bıraktığı hikaye eksik kalır. Ya da Müzeyyen öyle zanneder, hatta biz de öyle zannederiz. Oysa öyle gidişler vardır ki hikayenin asıl çıt noktası, gidildiği andır. Gidilmeli midir çıt olması için ya da hep gidilir mi bilinmez. Zaten gitmek gerekir mi aşk hikayesi için, o hiç bilinmez. Edebiyat tartışmalarındaki son noktadır Müzeyyen. Kalıp Arif’in hikayesini mi başlatır yoksa gidip Arif’in hikayesini mi bitirir? Müzeyyen için fark etmez. O gelir, Leyla olur, Mecnun eder; gider, Müzeyyen olur, Arif eder. İhtiraslı kadındır vesselam. Arifler taşıyabilmiştir bu tutkuyu ancak. Arifler yazmıştır ve yine Arifler bitirebilir.
Herkes bir Müzeyyen midir yoksa Arif olabilir mi her delikanlı, bilemem ama günün birinde hikayemizin çıtını incecik bir aşk hikayesini okurken fark edebiliriz. Ya da aynı hikayenin filmiyle duyabiliriz bir çıt. Gülümseten bir paragrafta ya da gözlerimizi alamadığımız bir sahnede Müzeyyen’in kapıyı kapatma sesinin Arif’i derinden etkileyişi gibi ufacık bir duyu, çıt sesimizi buldurabilir. Zaten bu derin bir tutku. Müzeyyenler anlamaz…

Öyle bir uyarlamayla karşı karşıya kaldım ki kendi hikayeme ne kadar geç kaldığımı anladım. Hayat hikayemizi, aşk hikayemizi, içimizdeki gizli hikayeyi veya falan filan herhangi bir hikayemizi oluşturmak için kimi zaman hayali bir hikayenin çıtını tatmamız gerekir. Farklı zamanlarda tanıştığım bu hikaye ve film benim hikayemdeki boşlukları öyle bir doldurdu ki bir çırpıda yazıvermek geldi içimden. Okumalı, izlemeli, çıt sesini duyana kadar okumalı ve izlemeli.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment