”Bu uçmak değil yalnızca fiyakalı bir düşüş…” -Woody, Toy Story

Kelimelerim beni terk etti. O hayatıma bile girmemesine rağmen, çemberime dahil olduğu anda, tutunduğum tek dal hiç var olmamışçasına kayboldu. Düşüyorum. Bir sonsuzluğa düşüyorum. Elimi uzatıyorum tutunmak için ama hiç bir şeye rastlamıyor. Elim duvara bile çarpmıyor. Doğru, sonsuzluğun duvarları, sınırları olmaz.

Karanlık, hiç bir şey göremiyorum ama korkutucu değil. Korkmuyorum. Zaten öldüren düşüş değildi, değil mi? Bir süre daha güvende olmalıyım o zaman. Yere çakılana kadar biraz daha vaktim olmalı. Ne kadar acaba, 15 saniye? O da sorun değil, zaman da göreceli sonuçta. Belki bu on beş saniye içinde bir sonsuzluk bulurum kendime. Kaç kaldı? On dört sonsuzluk mu? Zaman geçiyor, zemin yaklaşıyor. Hayat kısa, kuşlar da uçuyor.

Bu saatten sonra tekrar havada asılı kalmam mümkün değil sanırım. Ya uçmayı öğreneceğim ya da l’appel du vide’e itaat edeceğim.

Kaldı on üç sonsuzluğum. Bana şans dileyin.

*l’appel du vide: boşluğun çağrısı

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment