LoadingSonra oku

Gerçeklik.Tek kelime ile bunu söylüyor ve karşımızdakinin anlamasını bekliyoruz. Çünkü gerçeklik öyle bir şey ki anlatmaya bir başlarsak bitiremeyiz. Gerçekliğin ne olduğu konusunda bile insanlar anlaşmış değillerdir. Bazıları sadece duyularla algılayabildiğimiz bir boyut olduğunu iddia eder. Bazıları bunun sadece bilim ile anlaşılabileceğini söyler.  Bazıları bir illüzyonun içinde yaşadığımızı. Yani kısacası herkesin bir gerçeklik algısı vardır. Kara delik, 1500’lü yıllarda gerçek değildi mesela bazı insanlar için. Bazı insanlar için dünyayı Yahudilerin yönettiği bir gerçek. Ve yarın uzaylılar kapımıza dayanabilir yine bir başkası için.  İnsanlar neden gerçekliği farklı algılar acaba? Görüyoruz ki insanların ortak gerçek olarak kabul ettikleri şeyler Güneş’in varlığı, suyun varlığı,kişinin kendi varlığı gibi herkesin bizzat deneyimlediği şeylerdir çoğunlukla. Paylaşılan deneyimler azaldıkça dünyada insanların paylaştıkları gerçeklik algısı da o kadar azalır. Yani bir şey tüm dünyayı etkileyecek kadar etkiye sahipse o şeyin varlığı çoğu insan tarafından kabul edilir. Etki alanını biraz kısarsak; iklimler, kültürler, ırklar, dinler vb. bir çok şey gerçeklik algısını etkiler.

Peki, gerçeklik niye bu kadar önemli ve niye insanlar sürekli gerçekliğin peşinden koşuyorlar? Bunu hiç düşündünüz mü? Bir şeyin gerçek ya da yalan olması ne değiştiriyor size bir zararı olmadıkça? Aslında bu sorunun cevabı kısa vadede hiç bir şey, uzun vadede her şeydir. Gerçeklik olgusu bizim hayal ettiğimiz gerçeklik algısı değil, bizim hayatımıza bizden bağımsız etkide bulunan şeyler bütünüdür. Bizden bağımsız ve kuralları kendi içindeki her şey için mutlak. Mesela iki artı iki neden dört eder diye kendinize hiç sordunuz mu? Eminim sormuşsunuzdur. Ben cevabını söyleyeyim lafı fazla uzatmadan. İki artı iki dört eder çünkü insanlar iki artı ikiyi üç veya beş yapamamışlardır. Gerçekliğin sistemini değiştirmeye çalışmak insanlar için pamuktan bir çekiçle elması parçalamaya çalışmak gibi bir şeydir. İşte insanlar bu gerçekliğin karşısına çıkmaktansa gerçekliğe uyumlu hareket etmeye çalıştılar ki yaptıkları işlerde daha başarılı olsunlar. Gerçekliği öğrenme isteğimizin başka bir nedeni ise bize etki eden bu etkenleri kendi yararımıza manipüle etmek. Sonuçta biz de bir gerçeğiz. Bir dakika,yoksa değil miyiz? Aslında biz neyiz?

İnsan tanımı evrensel bir tanım sonuçta, her insanda bulunan bir gerçeklik algısı. Peki insan denilen bu gerçekliği nasıl algılıyoruz ve bu gerçekliği nasıl kullanabiliriz? Bu arada, bu kullanma dürtüsü nereden geliyor? Bunu da beraber düşünelim.Biz derken neyi kastediyoruz? Bedenimizi mi, beynimizi mi, bilincimizi mi, ruhumuzu mu? Yani neyi? Hatırlayın Deskartes’in mantığını.Yaklaşık olarak demişti ki: “Gördüğüm her şey bir illüzyon veya şeytanın bana bir oyunu olabilir. Ben bunlardan şüphe edebilirim. Ama şüphe ettiğimden şüphe edemem çünkü şüphe ettiğimi biliyorum. Bir şeyden şüphe etmeyi düşünebiliyorsam, ben varım.” Bu söz tarihe “Cogito, ergo sum” (Düşünebiliyorum, öyleyse varım) olarak geçmiştir.

Peki şüphe ne idi? Bir şeyin gerçek olmama olasılığının olduğu durum değil miydi? Öyleyse bizim varlığımızı aslında bizim olmama ihtimalimizi düşünebilmemiz mi kanıtlıyor? Düşünmek dediğimiz aslında bildiğimiz şeyleri kendimizce düzene sokmak değil midir? O zaman bildiğimiz şeyler yoksa biz de mi yok oluruz? Peki bu bilgi nereden geliyor? Hiç şüphe götürmez bir yerden mi? Sadece olasılıkları görebiliyoruz. Bir olasılığı hesaplayabiliyor olmamız bu olasılığın gerçekliğinin değişmesine etki eder mi? Ve etse bile biz sadece etki edebildiğimiz şey için mi, yani göreceli olarak mı gerçek olacağız? Sonuç olarak bence kendi var olduğumuzu bilemeyiz. Sadece gerçek olabilecek olasılıkların varlığını bilebiliriz. Yani yine bildiğimiz ve bilemediğimizi kapsayan bir gerçekliğin var olduğunu bilebiliriz. Eğer gerçeksizlik diye bir durum varsa bile, bu da bir çeşit gerçek olduğundan yine bu kuramımızda haklı oluruz. Peki, eğer var olduğumuzdan emin olmasak bile bu var gibi davranmamız bir engel mi? Ya da bir şeyler bizi var gibi davranmamız için manipüle mi ediyor? İşte bunu en iyi şekilde anlayabilmemiz için gerçeklik algımızı en iyi şekilde anlamamız gerekir.

Yukarıda bizi etkisi altına alan şeylerin gerçeklik algımızı oluşturduğundan bahsettik. Peki bunlar hakkında ne biliyoruz? Bize etki eden, bizi biz yapan şeyler nelerdir? Bunlar bizim isteklerimize nasıl etkiler yapıyorlar? Önce küçük bir sınıflandırma yapalım. İç ana etkenler olarak bizi etkileyen içgüdülerimiz (ya da başka bir deyişle nefsimiz) ve mantığımız var. Dış ana etmenler olarak ise de insan toplumu, doğa ve gerçeklik olgusundan söz edebiliriz. İnsan yaşar ve yaşarken bu seçenekleri tartar. Kendisinin en uygun gördüğü gerçeklik algısına hayatını odaklar ve hayatını bilerek ya da bilinçsizce ona adar. Bu adamayı günlük dile çevirirsek bencillik, kabilecilik, milliyetçilik, hümanizm, dinler, felsefeler vb. türde hayatımıza yön belirleyen ideolojiler ortaya çıkar. Evet, bu saydıklarımın hepsi insanların seçtikleri gerçeklik algılarının diğer gerçeklik algılarından daha fazla etkilerinde kalmalarından dolayı ortaya çıkmıştır. Etkilendikleri gerçeklik algıları onlar için diğerlerinden daha gerçekti. Ve bu gerçekliğe ne kadar uyum sağlarlarsa o kadar yaptıkları işlerde başarı ihtimalleri artacaktı. Peki iyi bir yaşam için için hangi gerçeklik algısını takip etmeliyiz? Ya da iyi yaşam sürmeyi amaçlamak gibi bir gerçeklik algısına ulaşmak gerçeklik olgusuna ne kadar uygun? Bunları ilerideki yazılarımda artıları ve eksileriyle birlikte incelemeyi düşünüyorum. Sağlıcakla kalın.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment