LoadingSonra oku

Bölüm 1: Tanışma

2018 yılı sıkıcı bir kış sabahına uyanmıştım. Uykudan uyandığım her sabah sorun olmuştur bana hatta uykudan öncesi ve sonrası. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor ben de hiçbir şey yapmamıştım. Sıcak evimde hazır kahve içmek ve yıllardır bitiremediğim bölümümün ödevi olan benim ise hayatımın tamamını adadığım o kitabımı yazamamakla uğraşıyordum. Her Türk’ün evinde olduğu gibi izlenmese bile sabah, akşam açık olan bir televizyonun içindekiler susmak bilmiyordu. Öğlen vakti karşıma çıkmaları yetmiyormuş gibi en güzel saatlerim olan gecelerimde de tekrarına boğuluyordum. Televizyon denen bu kara kutuyu evime sokmamın tek sebebi ise sadece bir kez tokalaşmanın bile hayatımdaki monotonluğa su serpecek olan yazar, sunucu, güzel mi güzel yani en azından benim gözlerimin önce kalbime ardından kalbimin aklına ilettiği kadarıyla yeterince güzel olan Zeynep’ti. Yıllardır bitiremediğim edebiyat bölümü dışında Zeynep’le tanışabilmek için kameramanlık eğitimi aldığım doğrudur. Aynı kanalda saçma başka öğle programını çekecek kadar ilerletmiştim kendimi ama beni bir türlü bu kadının programına vermediler. Aylarca talep ettim, isyan ettim hatta müdürümle kavga bile ettim ama bana tek faydası bu rezil programın kameramanlığından kovulmak oldu. O günün gecesinde telefonumun susmaksızın çalıyordu önce uyku sersemliğiyle sessize alsam da merakıma yenildim ve yarı kapalı gözlerimle üçüncü aramanın bilmem kaçıncı çalışında açabildim. Karşıdaki ses bir kadına aitti ama bir kadın sesi duymayalı o kadar yıl geçmişti ki adımı söyleyip o kişi ben miyim diye onay beklerken ben sadece hı gibi garip bir ses çıkarmıştım. Kadın kendisinin Zeynep Akyol olduğunu söyledi. O an benim tanışmak için yapmadığım şey kalmayan kişinin sadece adını duymakla kalmamıştım sesini de kıçı kırık televizyondan değil aynı durumda olan telefonumdan duyuyordum. Zeynep adını duymamla yataktan fırlamam bir oldu. Sunduğu programın kameramanlığını yapmak için kanalı ayağa kaldırmış olmam ona kadar ulaşmıştı anlaşılan. Kısa konuştu dedikleri kulağıma tane tane ulaşıyordu bir kadının içten söylediği şiirmiş gibi numaramı nereden bulduğunu anlatıyordu. Konuşma biterken yarın öğle ikide kanalın karşısındaki kafeterya da buluşmak istediğini söyledi ve telefon kapandı. O saatten sonra uyuyamadım sıkıntılarım beni terk etmişti sanki. Saat ikiden önce oraya gittim bir masaya oturdum ama sipariş vermeden onu bekledim. Hayalimdeki hatta hayal olmaktan çıkıp hayatımın tamamını kaplayan kadını karşımda görecektim. Kitabımda onu anlatıyordum bir kez bile görmediğim bir kadını kara kutudan gördüğüm, sağdan soldan okuduğum kadarıyla onu yazıyordum benim hayatımı mahveden bir ödev bile olsa vazgeçmeden. Bu kitabı zamanında teslim edebilmiş olsaydım okulum bu denli uzamayacaktı mesela bir mafya dizisinin senaryosunu yazsaydım belki de liseli iki ergenin aşklarından koskoca bir roman yazmalıydım. Sonuçta uzun zamandır bu kitaplar yok satıyor. Ya da bunları görmezden gelip beni var eden ama hayatıma hiç girmemiş bir kadından bahsetmeliydim bu kitapta. Tanımadığım annem ne kadar duygusal olurdu değil mi? Onu gerçekten hiç görmedim. Gitmek için beni doğurmayı bekliyormuş ya da benden kaçtı bilemiyorum. Ben bunlara dalmışken Zeynep karşımda belirdi. Ne kadar süredir oradaydı acaba benim düşünürken saçmaladığımı, el kol hareketlerimi gördüyse tanımadan soğumuştur benden. Onunla selamlaşmam gerekirken ben hala kendi içimdeydim çıkamıyordum resmen. İkimizde sade Türk kahvesi söyledik ve kısaca duyduklarını anlattıktan sonra kim olduğumu sordu. Cevabını bilmediğim bir soruyu nasıl cevaplıyım diyiverdim tebessüm etti. Kahveler bittikten sonra oradan çıktık kendisi, beni gideceğim yere kadar beni bırakabileceğini söyleyince hiç düşünmeden olur dedim. Zaten aklımda olan bir şeyi teklif etmişti. Evimin önüne geldiğimizde bir daha görüşüp görüşmeyeceğimizi sordum. O da istiyordu galiba yarın aynı saatte buluşuruz dedi gitmeden önce. Birkaç gün kafeteryada buluştuktan sonra beni evine davet etti geç saatte onun en sevdiği film olduğunu öğrendiğim not defteri adlı filmi baş başa izledik.

Bölüm 2: İlk Sevişme

Birlikte daha çok vakit geçiriyorduk her geçen gün artan buluşmalar birbirimizin evlerine gitmeler, geceleri kalmalar her şeyi yapar olmuştuk ama hala ellerimiz bile yan yana gelmemişti. Okulu bitiremediğimden hep şikayetçiydi sebebi sorup duruyordu ve her seferinde farklı bir yalanla karşısına çıkmaktan ben bile sıkılmıştım. O saçma programında birilerini ev, araba vererek mutlu ederken kendisi mutlu değil gibiydi hayatından hep şikayetçiydi. Hayatında yolunda gitmeyen bir şeyler vardı ama ben o yolda bile değildim. Hafta sonu geç saatlere kadar evime yakın yerde ki barda votka içtik smırnoff’u çok seviyordu hem de sek ben öyle içemiyordum enerji daha içilebilir bir hale getirmelerini söylüyordum. Sohbet ederken nasıl bittiği belli olmuyordu. Ama etkisi birkaç yudumdan sonra geliyordu. Her içtiğimizde bardaki tuvalette bulunan aynada göz bebeklerimin nasıl belirginleştiğine saatlerce bakabilirdim O anlarda kendimden nefret etsem de o anlar hep hoşuma gidiyordu. Votkalar bittikten sonra benim ev yakın olduğundan o da geldi. Eve geçtikten sonra ufaktan soyunup koltuklara uzandık ben telefonumdan kısık sesli şekilde müzik açtım. Cem Adrian’ın şarkısı olan ölüyorum ellerinde çalıyordu. Ayağa kalktı bana doğru geldi başımın olduğu yere sığdığınca oturdu ben de doğruldum ilk kez bu kadar yakındık ve ilk kez göz göze gelmiştik. Yakınlaştım yakınlaşmak istedim ama yapamadım ona dokunmaya bile kıyamazken sadece yeltenmekle kaldım. Saçlarıyla oynuyordum, tek yapabildiğim bu olmuştu. Sadece kurduğum hayallerde yanımda var ettiğim kadın ten tene yarı çıplak bir mesafedeyim. Şarkı değişti biraz daha hareketlense de yine Cem Adrian çalıyordu yani aynı duyguyla bakışırken aniden dudaklarından öpmeye başladım. Uzun bir süre öpüştükten sonra odaya geçtik ve sabah aynı yatakta aynı anda uyanmıştık. Onu ilk kez gülerken görüyordum ve bu benim de gülmeme sebep olmuştu.

Bölüm 3: Her şey ihtiyaçlardan başlar

Yıllardır bitiremediğim o kitabı sonunda bitirmiştim. Yüzlerce sayfadan oluşan bu kitap, birlikte kahvaltı yaptığım kadının yarı sayfası hayalleriyle geri kalan yarısı gerçekten var oluşuyla süslüydü. Bunlardan bahsederken aklı almıyor gibiydi aklından benim deli olduğum düşüncesini geçirdiğini düşündüm umarım sadece düşünmüşümdür gerçekten yaptıysa böyle bir şeyi deli olmadığımı nasıl ispat edebilirdim ki. Bana, kendisiyle ilgili düşüncelerimin bu kadar eskiye dayandığı bilmediğini söyledi. Bu kadar büyük bir sevgiyi içimde barındırdığımdan şüpheliymiş, yine de o bana sevgi duymadığını kibarca anlatırken kendisini benim yanımda güvende hissediyormuş sonuçta aylarca eline bile dokunmamış bir erkektim. O, benim bu kitabın bitişini görmeye ihtiyacım olduğunu onunla bu yüzden tanıştığımı ima etti yoksa kendisine gerçek bir sevgi duymadığımı söyledi. Nasıl yani ben hayallerle mi yaşıyordum? Ne demek şimdi bu gerçekten sevmesem televizyondaki ulaşamayacağım bir kadın için uğraşır mıydım bu kadar? Kendisininse, güvenebileceği, sığınabileceği bir erkeğe ihtiyacı varmış. Kendisini kullanılmış hissederken derin bir nefes aldı ve yapamazmış saatlerce sustu. Yani aylarca ondan dolayı yan yanaymışız ve ondan dolayı yattıysak ben yine de ses etmem dedim gülümseyerek yüzünü astı belli ki şuan şakaya kapalıydı. Aynı şeyleri uzatarak, farklı farklı örneklerle saatlerce anlattıktan sonra benden onay alamayınca çantasını da alıp gitti. Ben kitabımda onu yazdığım için sevineceğini düşünürken o bu kitabı yakmak istediğini söyledi. Ben bu kitap yüzünden aylarca uykusuz kalmışken o sevgisizliğinin haklılıklarından bahsedip gitti geriye dönüp bir kez olsun bakmamıştı bile. Bu kitap benim alkole, sigaraya başlama sebebimken o kendisine olan hislerimi yok sayarak onunla bu kitap için tanıştığımı söyledi ve gitti

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment