LoadingSonra oku
Bazen sadece düşüncelere dalarsın.

Yine uykusuz geçen bir gece… Sabah uyanıp da yeni bir güne başlamak için enerjim kalmadı. İçimdeki tüm canlılığı yitirmiş gibi hissediyorum. Sanki sadece boşluktan ibaretim. Kendimi mutlu edecek şeyler yapmıyorum; film izlemiyorum, kitap okumuyorum, ders çalışmıyorum. Gerçekten ne yaptığım konusunda hiçbir fikrim yok. Ya sadece öylesine ekrana bakıyorum ya da uyumak için yatağa uzandığımda tavana bakıp saatlerce düşüncelere dalıyorum. Aslında bu sıralar sadece düşünüyorum. Farkında olmadan düşünceler beynime akın ediyor, durduramıyorum.

İnsanları merak ediyorum mesela; daha doğrusu derinliğe sahip olduğunu hissettiren ama aslında sadece yüzeysellikten ibaret olan ilişkileri. Sanki hepsi yalan üzerine kurulu gibi. Kendime bakıyorum da… Yirmili yaşlardayım ama şu ana kadar gerçekten sırtımı dayayabileceğim sadece bir tane dostum var. Onca yıla sadece tek bir kişiyi sığdırmak ilginç değil mi ? Karşımdakine güvenemediğim için asıl sorunun bende olduğunu düşünebilirsiniz ama gerçekte hiç kimsenin birbirine güvenmediği bir dünyada ben nasıl karşımdakine öylece güvenebilirim ki ? Bu tamamen saflık olur. Ve bilirsiniz çoğu kişi karşısında saf bir insanı gördüğünde onu çıkarları için kullamak ister. Hadi saflık gösterip karşınızdakine teslim oldunuz diyelim. Peki ya o güveninizi boşa çıkardığında ne olacak ? Kırılacaksınız, hem de çok kırılacaksınız. Olaya tam tersinden bakacak olursak, karşınızdakine güvenmediğinizi belli ettiğinizde de bu sefer o kırılan taraf olacak sizse kötü arkadaş olacaksınız. İki ucu boklu değnek dedikleri bu olsa gerek.

Güven duygusunu bir kenara bırakalım. Bu sıralar herkes her açıdan garip. Örneğin biriyle tanışıyorsunuz, aranızda bir elektrik oluyor. Tamam diyorsunuz tam benim kafadan bir insan. Onunla aylarınızı geçiriyorsunuz. Sonra bir gün bir bakmışsınız ortada hiçbir sebep yokken sizinle konuşmayı kesmiş. Neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz. Günlerce kendinizi suçluyorsunuz. Ben ne hata yaptım diye düşünüyorsunuz. En küçük detayları bir bir aklınıza getiriyorsunuz. Aradan haftalar geçiyor. Tam unuttum derken karşınıza çıkıyor ve o sıralarda aklının karışık olduğunu, tekrar eskisi gibi olmak istediğini söylüyor. Ne yapmalısınız şimdi ? Gurur yapıp reddederseniz ‘egosu tavan yapmış’ etiketi yiyeceksiniz. Yok eğer kabul eder aynı şeyleri tekrardan yaşama riskini göze alırsanız, bu sefer geçmişte size hissettirdiklerini düşünüp içten içe ondan nefret edeceksiniz. Daha da kötüsü, aynı şey tekrarlanırsa bu sefer salak olduğunuzu düşünüp kendinizden nefret edeceksiniz. Al işte, bir boklu değnek daha.

Peki ne yapabiliriz ki ? Buna benzer saçma sapan bir sürü olay yaşadığımız için herkesten uzaklaşmalı mıyız ? Kendimizi bilgisayara ya da kitaplara verip yalnızlığa mı sığınmalıyız ? Çünkü eğer insanlarla olan ilişkilerimizi sağlamlaştırmaya çalışırsak dışlanma, kırılma, terk edilme, aldatılma, kısacası mutsuz olma ihtimalimiz var; kendimizi soyutlamayı seçersek de kendi küçük dünyamızda mutlu olma şansımız. Ama nereye kadar mutlu olabiliriz ki ? Evet en başta çok cazip bir fikir gibi geliyor olabilir ama ya sonrasında sıkılırsak ? Ve geri dönüşü olmayacak kadar insanlardan uzaklaşmışsak ?

Sanırım her türlü düşüncemin sonu aynı noktaya çıkıyor: İki ucu boklu değnek.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment