LoadingSonra oku

Çok yalnızdım kaldım ben. O kadar yalnızdım ki insanlarla birlikteyken yalnız, yolda yürürken yalnız, telefonda biriyle konuşurken bile yalnız.. Bir tek ağlarken yalnız değildim çünkü ağlayamadım. Ayıp kaçardı, insanlar garipserdi çünkü. Erkek adam ağlar mıydı hiç? Kızsan ağlarsın ama. Sıkıntı erkek olmanda. Gel de gülme buna. Bir düşünün yahu Allah erkeklerin ağlamasını istemeseydi gözyaşı bezleri verir miydi onlara da? Bunu söylemeye kalksan mazaallah dinden çıkarsın ama! Evet. Ağlamama izin vermediler. Utandım ben de bu yüzden, ağlayamadım. Doldu içimde anlatamadıklarım birikti de birikti. Oysa bir ağlayabilsem rahatlardım, rahatlatır çünkü ağlamak. Ben demiyorum bunu bilim adamları diyor. Erkeklerin yalnızca sarhoşken duygulandığı, zar zor duygularını dile getirdiği bir toplumda kolay değil bunu söylemek. Kafa dağıtmak amacıyla içmek ister çoğu insan. Çok dolmuştur çünkü. Aslında duygularını sağlam kafayla anlatabilmenin rahatlığını bilse belki böyle bir eylemde de bulunmayacak. Ama bunu göze alamıyor kimse.Muhtemelen küçükken bir kere ağlamak istemiş, babası da ona “kız gibi ağlama!” demiştir.Erkek gibi ağlamayı(!) göster de öyle ağlasın o zaman. Bu, bambaşka ve üzerinde ayrıca durulması gereken bir konu..
Gelelim benim yalnızlığıma.. Ne yaşadıysam içime attım ben.Ortaokula giderken öğretmenim beni evire çevire dövmüştü. Oysa yaramaz bir çocuk değildim ben. Hiçbir şey de yapmamıştım üstelik. Hala daha ne yaptığımı, suçumun ne olduğunu bilmiyorum.Sınıfın en haylaz çocuğu bile böyle dayak yememiştir eminim. Kaldı ki o öğretmenin de bir çocuğa eli kolay kolay kalmaz, kalktığını kimse görmedi o zamana kadar. Ben de aynı şekilde o yaşıma kadar ne okulda öğretmenlerimden ne de evde anne babamdan bir fiske bile yemedim.Yakın arkadaşlarım tanır zaten beni. Kavgayla filan da işim olmaz.Hiç kavga etmişliğim de yok ayrıca. Böyle bir durumla karşılaşınca ne yapacağını bilemiyor insan.Bilemedim zaten ben de.Gözlerim öyle bir doldu ki artık yaşlar durmuyordu. Damla damla gözden taşıp yanağıma değiyor ve çeneye gelip daha yeni yeni çıkan tüylere yapışıp yere damlıyordu.Ağlamıyordum hala çünkü ayıptı. Utanıyordum ağlamaktan çünkü ağlasam biliyorum belki o gün eve gidemeyecektim. Kimselere görünmeden çıktım o gün okuldan.Normal şartlarda okulu seven ben, o gün okuldan kaçtım derslere girmedim. Saatlerce yürüdüm. Yürümekten o kadar yorulmuşum ki bulduğum ilk banka oturdum.Biraz daha iyiydim ama eve gitmem gerekiyordu. Annem merak ederdi, çünkü son paydos zili çaldıktan sonra genelde 10 15 dakikaya evde olurdum. Küçük de bir kardeşim olduğundan okuldayken hep onu özlerdim. Arkadaşlar çağırırdı oynayalım diye ama ben eve giderdim hemen.Neyse,kapıyı çaldım annem açtı. Gözlerime bakıp anlamasın diye doğrudan içeri girdim.Çünkü biliyordum anlarsa benden çok o üzülür. Söylemedim.Anne dedim çay koydun mu?Evet dedi.Küçüklükten beri çayı çok severim. Genelde ben gelmeden çayı demler,ben de gelince hep beraber içerdik balkonda. O gün de içtik çayımızı.Bir şey anlamasın diye zorla gülüyordum kardeşimle falan oynuyordum. Neyse ki anlamadı o gün neler olduğunu.O dönemin nasıl bittiğini bilmiyorum. O öğretmeni gördüğüm yerde yolumu değiştiriyordum.Olaydan önce severdim de kendisini aslında. Ondan sonra nefret etmeye başladım kendisinden. Aynı ilçede başka bir okula gideceğini duyunca sevindim tabii ama bir yandan merak da ediyordum o gün neden beni dövdüğünü, suçumun ne olduğunu.Soramadım tabi.Bir an önce gitsin istedim okuldan. Gitti. Öyle böyle ortaokulu bitirdim,sonra liseye başladım.Yıllar geçti. Lise son sınıf okuduğum yıl çarşıda karşılaştık.Durdurdu beni halimi hatrımı sordu. Bir yanlışlık var zannettim.Çünkü beni hatırlamamasını bekliyordum. Yoktu. Durdurdu beni. Karşımda durmuş benimle konuşuyordu. Ben de ayıp olmasın diye nasıl olduğunu falan sordum. İyi olduğunu, öğretmenliğe başka bir okulda devam ettiğini söyledi. Derslerimi sordu,üniversite sınavına hazırlanıyorum deyince taktikler vermeye başladı. Beni unutmadığına iyice emin oldum ama neden yapmıştı bana bunu o zaman? İnşallah konuyu açar diye bekledim ama açmadı.Ben de cesaret edip soramadım.Ayrıldık. Daha sonra bir iki defa daha denk geldik. Ayaküstü yine hal hatır sorduk ama bu sefer daha kısa. Neden bilmiyorum soramadım hiçbirinde o soruyu. Hayatımı bu denli etkileyen bir olayı neden sormadığımı bilmiyordum. Belki de dayak yediğimi kabul etmemiştim. Ne ben sordum ne de o söyledi. Ama tüm karşılaşmalarda gözleri bir başka bakıyordu bana. Belki anlatacak o da bana o günü ama anlatmaya cesareti yoktu onun da. Belki o da erkek adamın duygulanmasını normal karşılamayan biriydi. Belki o da öyle büyümüştü. Belkiler çoğaldı ama o soru cevabını bulmadı.Aradan yıllar geçti yine. Şimdi büyüdüm ben ve üniversite son sınıfım.O zaman düşünmeye korktuğum şeyleri bugün yazabiliyorum. O zamanlar yalnızdım,evet,ama şimdi değilim.Bu ve bunun gibi birkaç olay beni insanlardan uzaklaştırdı evet. Bu yüzden hep yalnız kalmak istedim. Belki o zaman tutmasaydım bir şeyleri içimde böyle olmayacaktı. Anlatmaya çekindim, utandım. Ama büyüdükçe bir şeyleri içinde tutmanın ne kadar ne kadar saçma ve gereksiz olduğunu anlamaya başladım. Büyümek buydu belki de.Yıllar sonra anladım aslında insanın yalnız olmadığını, tam tersine yalnızlığa kendi kendini ittiğini.. Yalnızlık aşırılığa kaçmadıkça ve de kendini insanlardan soyutlamadıkça güzel aslında. Ama bu sınırlar dışına çıkıldığında o zaman işte sıkıntılar başlıyor.Benim çözümüm şu: Kötü bir şey mi yaşadın? Anlat! Etrafında kimse mi yok? Dağa taşa denize anlat. Onlar da mı olmadı?Kendine anlat. Çünkü insanı en iyi anlayacak olan yine o insanın kendisidir. Kendine güven, özünden korkma. Kendi kendine konuşana deli derler biliyorum, ama sen aldırma..

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment