1. Ayak parmak uçlarında taa tepesine kadar her noktaya hakim olan hissedilenler şahit ki insan unutuyor. Unuttuklarında yitiriyor kendini.Sanki bir pınarın özünden akan suyun, temizliğini aktığı topraklarda yitirdiği gibi insan da tüm benliğini yaşamak adlı süreçte kaybediyor.

    Zaman geçiyor. Yakasına her tanıştığı insan yapışıyor. İleriye itiyor, beriye kovuyor. Bir anlık kurtulamıyor. Anılarının ırzına geçiyor her gelen insan. İçimize onlarca cenaze yığılıyor da tabutlara ömür veren olmuyor.
    İnsan yaş’lanıyor. Olur olmadık yazmada tanıyor kendisini. Bir gece ufuk karardığı an, sözcükler yerinden kalkıp parmaklarının arasına yerleşiyor böylece kelimeler raks ediyor benlikleri ile. Yüksekçe bir sahnede çok beden parlıyor, insanlar sayılı…
    ” Yeşereceğim,” diyorlar hayallerine ancak gün be gün karanlığa eridiklerinin gerçeğini hiçbir şey değiştirmiyor. Her sıfat gülümsüyor, sanki dertler hafta sonuna bırakılmış gibi. Öyle alışıksız bir ortamda bunca tanışıksız halvet, garip ki şaşırtmıyor insanı.
    Kalabalığın arasından katili olduğum beden bana yaklaşıyor, kaçıyorum! İşveli adımlar atıyor benden yana. Kaçıyorum. En sonunda duvarın kenarına siniyorum. Çünkü ellerime meydan okudu ve ellerimden vuruldum. Sanki boğazımdan vurulmuşçasına yerimde sekerken, oturacak bir yer bulup oraya atıyorum kendimi. Yüzsüz ya gelip bir sıra önüme oturuyor. Ve olanlar oluyor; iki ruh bedenlerinden firar ediyor. Benzemelerinden ötürü kim kovalayan kim kaçan o saatten sonra meçhul hale geliyor. Biri diğerini ellerini alıp ağzına yaklaştırıyor. Öpüyor avuç içlerini. Ardından ” söylenecek o kadar çok şey var ama fikrim ben de değil. Ve şu saatten sonra her sözcük beni senden kilometrelerce uzağa savurur. Buna dayanamam. Bu zamana kadar en iyi susmak yamandı benim dilime.” dedi. O sırada sanki hava aydınlanıyor, berzah aleminden kopup gelen ruhanilerin ikisi de vuruluyor. Biri ellerinden vazgeçiyor, ötekinin dudağına emanet ediyor. Öteki sesinden geçiyor, diğerinin gönlüne bitmeyen türküler yaksın diye. Belki de yanıp yanıp kül olsun diye… Sırra kelâm oluyorlar, kimselere söz olmuyorlar. Gözleri birbirine çarpıyor. Ama kalpleri ritmi yakalayamıyor.
    Orada, tam o anda intihar gerçekleşiyor. Bir şiir kendini aşamadığı manasının on yedinci katından atıyor. On yedi…
    Gece ağırlaşıyor. Tüm kendiler kendinden korkuyor ve kelimeler etrafa kaçak gülüşler atıyor. Posta kutusunda yetim kalan mektubun üstüne yağmur yağıyor, mektupta yazan metnin sonundaki “kelimelerin celladın olması dileğimle…” cümlesi okunur hale geliyor.
    Ve bir şiir daha burada bitiyor.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment