Bir tabela gördüm. Büyük, debdebeli. Üzerinde “halkın gücünün üstünde bir güç tanımadım ben bugüne kadar” yazıyor. Halk. Toplum. İnsan yığınları. Gücün ve ihtişamın sembolü gibi durur bu. Ya da böyle gösterilir. Bu hep böyledir, her yerde. Buna tanık olduğumuzda gururlanırız. Biz değerliyiz, biz büyüğüz, biz görkemliyiz, biz ahlaklıyız, biz erdemliyiz, biz, biz, biz. Gözümüzde ihtişamlı bir tablo, kulağımızda özel bir tını. “Siz tanrısınız” diye fısıldıyor bir ses sanki. Bilinçdışı da olsa hata yapamayacak varlıklar olduğumuza inanırız böylece.

 

Gökteki biliyor ya, aslında göründüğümüz gibi değiliz. Aslında bize anlatıldığı kadar yüce ve soylu değiliz. Hiç bakıyor musun onlara? Sokakta, mahallede, caddede, mağazada, kalabalık yerlerde. Gözlemledin mi hiç onları?

 

İki yüz lira zam için minicik bir yerde dostunun kuyusunu kazan kadın var. Elde etmeye çabaladığı kız için en yakınını bile çiğneyebilecek oğlan var. Sırf başkasını etkileyebilmek için şekilden şekile giren, kendi benliğini hiçe sayan genç kız, onu etkilemek için çabalayan erkek ve onu etkilemek için çırpınan bir başkası. Ve hep başkalarının ilgisi için yaşayan koskoca bir boşluğu temsil eden yığınlar var. Kendi başına varolmaktan aciz olan ve hep başarılıyı ayağından çekmeye çalışan adam var. Birazcık ahlaksız bulduğu kişinin tecavüzü hak ettiğine kanaat getiren dindar var. Kendi düşüncesi büyük yığınlar tarafından kabul görüyor diye onun yüzde yüz doğru olduğunu gözünü bile kırpmadan savunan kadın var. Kendi çocuğunu kendi için değil ‘başkaları görsün’ diye, başkalarının ‘mutluluk verici’ onayını alsın diye değersiz gözlere soka soka büyüten anne var. Sadece anne ya da baba olarak hayattaki amacını tamamladığını düşünen ‘anlam’dan yoksun kişiler var. Kendi varlığı hakkında iki saniye bile düşünmeyen ama düşünene tahammül edemeyen genç kız var. Evrenin en boş konularını hayatın sırrıymış gibi sohbet konusu yapan insanlar var. Belli bir yaştan sonra tek yaptığı kahvede okey oynamak ya da camide nafile namazları kılmak olan ve herkese bunun büyük bir erdem olduğunu anlatan adam var. Gece vakti sokakta ateş yakıp etrafında uyuşturucu kullanan gençler var. Çocuğu kendini rahatsız etmesin diye onu tamamen kişilikten yoksun sanal aleme terk eden kadın var. Sokakta yavru bir köpeği kahkahalarla tekmeleyen veletler, evde o veletleri tekmeleyen anne babalar var. İnandığı din için gözünü kırpmadan insanları biçebilecek ancak tanrı gibi taptığı kitabın içeriğini bile bilmeyen yığınlar var. Sadece başkaları beğeniyor diye saçını, giyimini, tarzını öz düşüncesine hiç bakmadan değiştirebilen genç kız var. Yalnızca zevk ve vakit geçirmek için türü sürekli azalan masum hayvanları avlayan adam var. Büyük bir yönetmen olmak isteyip de maddi ve mental durumları bahane eden genç adam var. Ömründe kitap okuma zahmetine girmeyip de 300 sayfalık hiçbir şey söylemeyen kitaplar yazan insanlar var. Başkalarına ahlaklı, erdemli ve rasyonel olmayı öğütleyip kendisini tamamen unutan adam var. Yaşamak için değil, yaşadığını başkalarına inandırmak için çabalayan kadın var. Sürekli eşitlikten bahseden, aynı değerde olduğumuzdan söz eden, ancak kendi değerini yükseltebilecek hiçbir çaba göstermeyen kadın var. O olmasa gidecek hiçbir yeri olmamasına rağmen sırf kardeşini kurtaramadı diye doktorun kafasını yaran adam var. Koskoca bir cümleden en absürt yeri cımbızlayıp deha sahibi insanı aptal olmakla suçlayan kitleler var. Sadece zekayı ölçüt kabul ettiğini iddia eden ancak üreme içgüdüsünden başka hiçbir şeye sahip olmayan gençler var. Kendisiyle aynı fikirde değil diye bir insanı ölümle tehdit eden adam var. Görünüşü bile hoşuna gitmese ömür boyunca birbirine nefretle bakabilen insanlar var. Sanat yok, felsefe yok, edebiyat yok, hayat yok; kavga var, kaos var, cehalet var.

 

Ve tüm bu kargaşaya, bunalıma, çürümüşlüğe, batıl düşünceye, onursuzluğa, karanlığa ve kaosa rağmen, çok uzun zaman önce söylenmiş bir söz var.

“Andolsun akıp giden zamana ki; insanlık hüsrandadır.”

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment