LoadingSonra oku

Dar bir sokak olmalı yürüdüğüm bu yol. Sanki geniş gibi lakin ruhum öyle sıkılıyor ki… Beynimin içinde dolaşan adım seslerini duyuyorum. Sanki yağmur yüreğime yağmış; bereket sanılan ölümmüş gibi. Üşüdüm, üşüyorum…

Adımlar sıklaşıyorlar. İnsanlarla insanların adımları birleşiyor. Sesler yükseliyor. Bu devirde birleşip güçlenen ne varsa mutlaka bir zaman birilerinin canı acıyor. Yalnızlık devrin en büyük oluşumu diye düşünürken yüreğim, farklı olan bir adım sesi içime işliyor. Kafamı yana çeviriyorum. Bir kadın, güzel bir kadın olmalı. Yüzünü bana çeviriyor; gülümsüyor. Olabildiğince de güzel. Bir insanın bana bakarken gözlerinin içi nasıl güler; aklım bir türlü almıyor. Gülüp, mutlu olabilecek o kadar şeye rağmen neden benimle mutlu oluyor ya da öyle gösteriyor halini?

Dudakları kıpırdıyor. Bana bir şey diyor olmalı. Kendimden habersizce benim de dudaklarım oynuyor. Ne dediğime anlam veremiyorum. Gülümsüyor. Ona öylece bakıyorum. Bana bu halimi soran soruları gözleri ile soruyor. Sanki bir bardak elden düşercesine elini tutuyorum. Bir kadının elini tutmak; bana gülümseyen bir kadının elini tutmak ne garip bir olay. Buz gibi olan elim ısınıyor. Aniden durup bedenlerimiz birbirine bakıyor. Bana umutlu umutlu bakıyor. Umutlu halini fark ettikçe onu tutan elim oldukça ısınıyor. Ruhumu, bedenimi bir korku sarıyor. Elimde yanan alev, kül olmuş yüreğime ulaşırsa ne yaparım? Korkak bir çocuk gibi elimi ondan çekiyorum bir ok yaydan fırlarcasına. Endişeleniyor. Yüzünün rengi, gözlerinin bakışı ani bir değişime uğruyor. Soru sormaktan çekinir bir halde olmasına rağmen gözleri ile yüreğime sorular yöneltiyor. Dudaklarım kıpırdamıyor. Ondan kaçmak istiyorum lakin bakışları ruhumu ele almış gibi. Korktuğum o an başıma geliyor. Çaresizliğimi ondan gizlemeye çalışsam bile hiç bir işi doğru yapamadığım gibi bu işi de yapamıyorum. En iyi öğrendiğim şeyi; gitmeyi seçiyorum. Belki de kaçmak denir buna. Arkamı dönüp hızlı adımlarla uzaklaşıyorum yanından. Bir sokağa dönüyorum. Ucu masmavi görünüyor. Düşünmeden yürüyorum. Bu karanlık bedeni mavileştirip ona tüm sustuklarımı söylemek istiyorum. Yürüyorum, yürüyorum… Bir adım kalıyor maviliğe. Arkama dönüp beni karanlıklaştıran olayları görmeye takatim yok. Hiç bir şeyi düşünmeden maviye adımımı atıyorum.

Bir anda elimi biri tutuyor. Yüreğim ısınıyor. Kül olan yüreğimi merak edip bakacakken bir el yüreğime dokunuyor. Başımı kaldırıyorum. Bu o, evet o! Onu aramama bile gerek kalmıyor. İşte karşımda! Hayatın bir mucizesi olduğunu fark ediyorum. Yüzüm hiç gülümsemediği kadar gülümsüyor. Ona iten bir şeyler beni ona sarıyor. Yüreğimi eline alıyor. Olabildiğince meraklı yüreğimi okumaya başlıyor. Ben halimden çok umutluyken bir an yüzü karamsarlaşıyor. Arkasına bakıyor. Göremediğim bir şeylere bir şeyler anlatıyor olmalı. Uzun süre sonra bana dönmeden yüreğimi yere atarak, elime bulaştırdığı büyüyü ateşe çevirerek kaçıyor. Ona öylece bakıyorum. Gidişini izliyorum. Adeta içimde şimşekler çakıyor. Arkamı dönüp geldiğim yola adımları atarak karanlığa bedenimi, ruhumu teslim ediyorum.

Yüreğimden şelaleler akıyor. Yalnızlık başıma bela derken koşmaya başlıyorum. Aynı yoldan yürüyen insanlar devamlı bana ne olduğunu soruyor kimi yüreğiyle kimi gözleriyle. Yere düşüyorum, herkes yardımıma koşuyor; kanayan yaralarımı siliyor. Yüreğime dokunuyor yüzlerce el. Bir anda kanayan yaralarımı derinleştirerek kaçıyorlar yanımdan, sanki nasıl büyük bir hata yaptığımı biliyorlar gibi. Yapayalnız kalıyorum. Sendeleyerek kaçıyorum oradan.

Bir sokağa dönüyorum; ucu olmayan bir sokağa. Koşuyorum, koşuyorum… Sonu olan bir sokakmış bu. Bir yerlerden gelen nefes sesleri bedenimi ısıtıyor. Ne de çok yorulmuşum, diyorum kendime. Sonu olan bir sokaktan geri dönmek için gücümü toparlıyorum. Her zamanki gibi yaptığım hataları umursamayarak arkama döndüğümde beni ısıtan nefesin bir kadın nefesi olduğunu anlıyorum. Bu o kadın! Kalçaları hala çok güzel, bedeni tadılmaya değer bir şarap gibi! Göğüsleri hala ellerime layık. İlk defa oldukça kararlı bakıyor gözleri. Sanki bu sefer kendini hırpalatmadan benim olacak gibi lakin biraz ürkek, vücudu terliyor. Onu tanımlamaya çalışıyorum. O anda hiç olmayan gücüyle beni itiyor. Ne olduğunu anlayamıyorum. Gözlerinden yaşlar akıyor. Ona bulaştırdığım kir hala çehresinde. Eliyle endişeli bir şekilde yüzünü avuçluyor. O anda arkasını dönüp hiç koşmadığı kadar koşarak arkasında olan ve bana hırslı hırslı bakan kimselere sarılıyor. Kendimi halsiz ve cansız hissediyorum. Tüm zevklerim çaresiz bedenimi sarıyor. O anda dizlerim bir anda bükülüyor. Toprakla hiç yaklaşmadığım kadar yaklaşıyorum. Göğsüm amansızca sızlıyor. Elimi göğsüme değdiriyorum ve gözlerimin önüne getiriyorum. Kıpkırmızı bir şeyin elimi sardığını görüyorum. Göğsüm kanıyor. Yere yığılıyorum; pişmanım! Dudaklarım son kez titriyor: “Pişmanım hâkim bey, etek giymişti, tahrik oldum!”

Evren Sarı
"Kafamın içinde dönen, bir türlü kimselere anlatamadığım dünyayı anlatmak için yazıyorum." 18 yaşında kendini geliştirmekte olan bir genç yazar. Asıl amacı; kilometrelerce uzaktaki insanların yüreğine, ruhuna dokunabilmektir. Varoluşçuluğu benimsemiş yazara edebiyat camiasında "Düşünen Adam, Bohem, Ölüm Yazarı" gibi lakaplar takılmıştır. "Düşünen Adam, Bir Şair Adamın 118 Günlük Öyküsü ve Çaresiz Adamdan Uzak Diyarlara Mektuplar" kitaplarını yazmıştır. Ona sosyal medya hesaplarından ulaşabilirsiniz.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment