Ezgi Esra Durğut, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültsesi dördüncü sınıf öğrencisi. Anadolu öğretmen lisesi mezunu. Tiyatro topluluğu aktif üyesi. 14 yaşından beri amatör olarak tiyatroyla ilgileniyor. Üniversite kadın topluluğunun aktif üyesi. Çeşitli hastanelerde staj yaptı. 8 yaşından beri yazı yazıyor. 16 yaşından beri öyküye yoğunlaşmış durumda. Ayrıca şiir yazıyor. Biyoloji, genetik özel ilgi alanları. Ayrıca kitaplara, filmlere özel ilgisi var.

Mornota ile nasıl tanıştınız?

Mornota ile tamamen tesadüf eseri Facebook’ta karşılaşmam sayesinde tanıştım. Sanırım bir reklamdı. İnceleyince çok hoşuma gitti. Böyle platformlar günümüzde ne yazık ki çok bulunmuyor. İnsanlara kendini ifade etme ve yazılarını özgürce yayınlama şansı vermesi beni anında cezbetti ve ben de bu ekibin bir parçası olmalıyım diye düşündüm.

Mornota hakkında ne düşünüyorsunuz?

Dediğim gibi özgürce yazma ortamı dikkatimi ilk çeken özelliğiydi. Ayrıca biz genç yazarlar için gerçekten bizi düşünen bir platform olması nadir görülen bir özellik. Kategorilendirmeler, sitenin tasarımı sadece okuyucu için kolaylık sağlamıyor; yazarlar için de kullanımı kolay. Editör onayı olması yeni yeni tecrübelenen biz genç yazarlar için imla kuralları açısından ayrıca bir avantaj. Açıkçası Mornota’ya yazılarımı yayınlama isteğimin her gün daha da artması nedeniyle katılmıştım. Ama sadece bununla da kalmadım ve çok güzel insanlardan çok güzel yazılar okudum, çok güzel insanlarla tanıştım. Mornota gerçekten genç yazarlara değer veren belki de tek platform ve bunu görmek çok güzel.

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Sizi yazmaya iten şey ne oldu?

Kendimden kısaca söz etmek gerekirse 22 yaşımdayım. Mersin’in Anamur ilçesinde büyüdüm ve beş senedir İzmir’de yaşıyorum. Bunlar biyografik detaylar tabi. Açıkçası çok güzel bir çocukluk geçirdim ama duygusal bir çocuktum da. Annem beni masallardan çok şiirlerle uyuturdu. Öyle olunca beni yazmaya iten şey için kesin bir şey söyleyemiyorum. Çünkü kelimelerle aram hep iyiydi. İlk yazdığım şey mi bilmiyorum ama annemin şiir defterinde benim dört yaşıma denk gelen bir şiir var. Hayvanların güzelliğini anlatıyor. Ben anneme söylemişim annem de deftere geçirmiş. Yine aynı şekilde yazmayı öğrendikten sonra annemin defterine yazdığım başka şiirler de var böyle. Tam olarak ne zaman neden yazmaya karar verdim bilmiyorum. Ama sanki içimde işlenmiş bir dürtü gibi benim için yazmak. Kendimi konuşarak rahat ifade edemem mesela, gerilirim, rahatsız olurum. İş yazmaya gelince beni sadece psikolojik olarak rahatlatmıyor; daha fazlası var. Sanki zihnime anlatılması için küçük hikaye tohumları bırakılıyor ve büyüyüp yeşerdikçe onları kağıda dökmezsem beynimde başka bir şeye yer bırakmıyorlar gibi. Benim için bir ihtiyaç yazmak.

Bir yazar olarak okuduğunuz ve beğendiğiniz yazarlar kimlerdir?

Zor bir soru benim için çünkü çok geniş bir yelpaze. Şöyle bir kitaplığıma baktığımda da verecek net bir cevap bulamıyorum açıkçası. Jane Austen‘ın benim için ayrı bir yeri vardır. Hayat hikayesinden kaynaklı olduğu kadar döneminde kadın bir yazar olması ve topluma yönelik yaptığı o ince eleştiriler ayrıca cezbediyor beni. Keza Emily Dickinson da öyle benim için. Şair olarak sayabileceğim çok fazla insan var ama özellikle Didem Madak, Nilgün Marmara, Birhan Keskin, Şükrü Erbaş, Ataol Behramoğlu, Turgut Uyar, Nazım Hikmet ilk sırada aklıma gelenlerden. Ama benim için çok daha fazlası var tabi ki. Hepsini tek tek saymak mümkün değil ne yazık ki. Yerli edebiyatta yazar olarak Tomris Uyar, Mine Söğüt, Zülfü Livaneli, Sunay Akın, Tezer Özlü, Buket Uzuner, Hüseyin Rahmi yine ilk aklıma gelenlerden. Jale Demirdöğen‘i de unutmamalıyım zira Kan Ağacı kitabı İzmir’e gelme sebeplerimin başında geliyor. Dünya edebiyatına gelince iş daha da büyüyor benim için. Çok fazla hayran olduğum yazar var. Agatha Christie, Paulo Coelho, Dostoyevski, Stefan Zweig, Amin Maalouf, Kafka, Hayyam, Margaret Atwood, Sylvia Plath, Dante, Markus Zusak, Virginia Woolf ilk sırada aklıma gelenler yine.

Hangi kategorilerde yazıyorsunuz? Konularınızı neye göre seçiyorsunuz?

Genelde şiir yazıyorum. Kelimelerle oynama ve gerçek anlamların dışında kullanma, bütün o imgeler beni büyülüyor. Onun haricinde kısa hikayeler yazıyorum. Bunlar genelde kayıp üzerine oluyorlar ama istemli bir şey değil bu. Kelimeler dökülüyor ve geriye çekilip baktığımda bir kayıp oluyor kelimelerin içinde. Ayrıca roman üzerinde de çalışıyorum. Mornota’da yayınladığım ya da yayınlamayı düşündüğüm bir şey değil aslında. Üstelik kendimi yeterli de görmüyorum çünkü gerçekten zor bir şey. Kısa bir hikayede hata yaptığınızda toparlamanız ve düzeltmeniz zor oluyor. Ama yazı uzadıkça hatanın düzeltilmesi kolaylaşacaksa da -ki bence kolaylaşmıyor- hatanın gözden kaçma riski daha da artıyor. Siz görmüyorsunuz ve bittiğinde ortaya bir eser çıktığında hata ben burdayım diye bağırıyor adeta. Konuları şöyle ya da böyle seçiyorum diyemem. Onlar bana geliyor gibi hissediyorum çünkü. İlham olayına tamamen katılmasam da etkisini inkar edemem bu yüzden. Genelde aşk, ayrılık, özlem konuları içeriyor yazdığım şeyler. Ama geçenlerde gerilim türünde bir bilim-kurgu yazmaya başladım. İlerleyecek mi ya da nasıl ilerleyecek bir fikrim yok açıkçası. Şu an çokça araştırma yapmam gereken bir süreç. Otobüsle eve dönerken aklıma birden düştü. Karakterlerle ilgili bir kaç şey belirleyip resmen yazmaya başlayana kadar içim içimi yedi adeta. Genelde de böyle oluyor. Gün içinde herhangi bir şey bir çağrışım yapıyor ve aklıma yazmam gerek dediğim bambaşka şeyler düşüyor.

Son olarak yazar olmak isteyenlere öneriniz nedir?

Açıkçası öneri verebilecek bir konumda görmüyorum kendimi. Ama bir kaç şey söylemek gerekirse yazarlık ne tamamen ilhamla ne de tamamen çalışmayla olabilecek bir şey. Bir yetenek, evet. Ama sadece yeteneğe sahip olmak onu geliştirmek için çabalamadığımız sürece bir anlam ifade etmez. Aklınıza gelen her fikri bir yere yazın. İlerlemeyecekse ya da tam oluşmamış bir fikirse bile yazın. Bir fikir defteriniz olsun mutlaka. Arada sırada bakınca bazı fikirlerin gerçekten netleştiğini göreceksiniz. Çalışmaktan vazgeçmeyin. Kendinize günlük- haftalık nasıl isterseniz hedefler koyun şu kadar yazacağım diye. Sırf yazacağım dediniz diye yazmak zor kabul ediyorum. Ortaya her zaman güzel bir şey çıkaracağınızı da garantileyemem. Ama kesinlikle kendinizi geliştiriyorsunuz. Ve son olarak büyük yazarların genç yazarlara tavsiyelerini içeren çokça kitap var. Onları okuyun. Sadece onlarla da sınırlı kalmayın. Okumayı bilmeyen bir insan yazmayı da bilemez bence. O yüzden mutlaka okuyun. Her okuduğunuz kitap, her yazdığınız yazı sizi kendi yolunuza götürecek. 

Değerli yazarımızın yazılarına ulaşmak için buraya tıklayın.

3
Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment
1 Comment threads
2 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
Azize AkdemirYakup Udül Recent comment authors
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Azize Akdemir
Yazar

Çokça okuyun ki çokça yazabilesiniz şeklinde bir cümle kurmayacağım. Genelde hep böyle söylenir ancak ben buna pek inanmıyorum.

Çevreye bakmayın, çevreyi görün. Doğayı hissedin. Ağaçlara dokunun. Çünkü yazar olabilmek için hissetmek gerekiyor. Hissedin. Kelimelere sevgi ve saygı gösterin. Kelimelerin ruhuna inanın ve yeryüzündeki her şeyin bir ruhu vardır. Yazın. Ne hakkında olursa olsun yazın. Ruhu hissedin.

Röportajları karıştırmış olabilir misiniz? Çünkü bir önceki röportajda da aynı soru aynı ifadelerle cevaplanmış.