LoadingSonra oku

Güzel kitaplar bir tür yabancı dilde yazılmıştır, diyor Deleuze. Mark Twain ise bir kitabı yayımlayıp yayımlamamak konusunda en çok okurken uyuyakalan adama güvendiğini belirtiyor, on beş dakika içinde kitabı elinden düşürürse asla yayımlamayacağını bilakis yakacağını.

Bütün güzel kitaplar yakılmalı öyleyse.

Artık hiç kimsenin Deleuze’ün bahsettiği yabancı dille uğraşmaya vakti yok çünkü. Her şey hızlı olmalı. Romanlar çetrefilli kurgularıyla zihni zorlamamalı, öyküler hap gibi kolayca yutulup iz bırakmadan unutulmalı. Talep arzı doğurur neticede ve her şey, Norman Manea’nın deyişiyle, er ya da geç en büyük ortak paydaya uygun hale getirilir. Bir konserve satın alırsınız, üzerinde en aptal adamları hedef alan, konservenin nasıl açılacağına dair talimatlar yazar.
Belki de bu yüzden pek sevilmez Nabokov.
Günümüz insanı yorgundur çünkü. Okumaya bile zoraki vakit ayırabiliyorken bir başkasının yarattığı kaypak zeminde ayakta durmaya mecali yoktur. Sadece onaylanmak ister, kabul görmek. Bir yandan vakit gece oldu mu hiç kimse onun yaşamına tanıklık etmesin diye perdeleri çeker öte yandan okumaya fırsat bulamadığı geniş aralıklarda yaşamını takip edenleri sayar. Kitaplar da onu onaylamak için yazılıyordur nihayetinde. Ömrü on beş dakika bile olsa onun gerçekliğinde yeri olmayan imgeler içermemeli, illa ki gözle görüneni, elle tutulanı anlatmalıdır. Yorum gerektiren metinleri aşırılıkla yahut anlaşılmazlıkla yaftalar, kenara kaldırır.
Vazgeçmiştir, sırf güzel kitaplardan değil ona zorluk çıkaran her şeyden.
Örneğin, diye söze başlıyor Nabokov, sizin orda oturuyor oluşunuz belki de tamamen benim düşümdür, ve belki de ben sizin kâbusunuzumdur.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment