Dünyamız yaklaşık 4,6 milyar yaşındadır ve bulgular mikroskobik dostlarımızın dünyada ilk kez 3,8-3,9 milyar yıl önce yaşamaya başladıklarını gösteriyor. Bununla birlikte, bitkiler ve havyanlar yalnızca 500 milyon yıldır mevcut. Homo Sapiens olarak adlandırılan günümüz modern insanları ise yaklaşık 70 bin yıllık bir geçmişe sahip. Dünyamızın yaşam geçmişinin %80’i yalnızca mikroskobik yaşama aittir ve dünya pek çok açıdan mikrobiyal bir gezegen olarakta düşünülebilir. Yukarıda belirtilen istatikleri de göz önünde bulundurduğumuzda; mikroorganizmaların dünyada yaşamın desteklendiği her yerde bulunduğu bilgisi pek de şaşırtıcı olmayacaktır. Bunlara, toprak, su, hayvanlar ve bitkiler gibi iyi bildiğimiz habitatların yanı sıra insanlar tarafından yapılan herhangi bir yapı da dahildir. Şu an bu sayfayı görüntülerken kullandığınız telefon, tablet veya bilgisayarınız da bu sınıfa dahildir. İnsan vücudu yaklaşık 10^13 hücreden oluşmuştur; ancak bunun on katı kadar mikroorganizma insan vücudu üzerinde veya içinde yaşar.

‘’Abi iyi hoş söylüyorsun da, bu kadar mikrop neremizde yaşıyor? Nasıl yaşıyor? Aslında her birimiz on bir kişi mi sayılmalı mıyız? Bu on kişilik dev mikrop ordusuyla nasıl baş edeceğiz? Bize zararları nedir? Faydaları var mı?’’Gibisinden sorular sorabilirsiniz; ki sormakta da haklısınız. Bu yazı dizimde bu tür soruları cevaplamaya ve sizi, bizimle birlikte yaşayan mikroskobik canlılar hakkında bir nebze olsa da aydınlatmaya çalışacağım. Başlamadan önce şunu da belirtmek isterim: Bu mikroorganizmaların çoğu yararlıdır ve hatta bazıları da sağlıklı bir yaşam sürdürmek için gereklidir ama her şey dozunda olmalıdır. Bizimle birlikte yaşayan mikroskobik organizmaların yani normal mikroflora üyelerinin bulundukları yerin koşulu değişir, sayıca artarlar, dokuya yayılırlar veya bulundukları yerden başka yere giderler ise hastalık oluşturabilir, fırsatçı patojenler potansiyel patojenlere dönüşebilir. Hadi başlayalım!

Vücudumuzdaki tüm bakteri, virüs, mantar, arkea ve ökaryotik organizmaları ifade etmek için ‘’normal mikroflora’’ kavramını kullanırız. Flora kelimesi örtü anlamına gelmektedir. Mikroflora kelimesi ise vücudumuzu adeta bir örtü gibi örten mikroorganizmaları tanımlamak için kullanılır. Normal mikroflora ile ilk olarak doğumda karşılarız. Annemizin güvenli rahminden ayrıldıktan kısa bir süre sonra mikroskobik yaşam ortaklarımız vücudumuza yerleşmeye başlar. İlk önce yeni doğanın derisi kolonize olur, bunu daha sonra yutak, sindirim kanalı ve diğer mukozal yüzeyler izler. Bu mikroskobik organizmalar kişide geçici kolonize olabilir, devamlı kolonize olabilir veya hastalık oluşturabilir. İnsan yaşamı boyunca, buralarda oluşan mikroflora duruma göre değişmeye devam eder. Normal mikrofloramız ikiye ayrılır: kalıcı mikroflora ve geçici mikroflora. Kalıcı mikroflora da, mikroorganizmalar bir alanda sürekli olarak bulunurlar. Geçici mikroflora da ise, mikroorganizmalar geçici olarak bulunurlar ve çevreden bulaş ile gelişirler. Ortadan kaldırıldıklarında geri dönmezler. Kalıcı flora ile bulundukları sürece hastalık yapmazlar.

Vücudumuzdaki başlıca normal mikrofloralarımız: deri, ağız, mide, ince ve kalın bağırsak mikrofloralarımızdır. Bu bölgeler dışında normal mikroflora, boğaz, burun, göz, üst solunum yolları genital bölgelerde bulunur. Midemizde asidik bir ortam olmasına rağmen gram başına 10^4 mikrobiyal hücre düşer. Bu sayı ince bağırsakta 10^8 hücre/gram, kalın bağırsakta ise 10^11 hücre/gramdır. Peki, ne işe yarar bu normal mikroflora? Genel olarak vücudumuza yerleşmeye çalışan patojenik(hastalık yapabilen) mikroorganizmalarla, ‘’Aga siz hayırdır?’’ diyerek yer ve kaynaklar için rekabet ederler ve patojenik mikroorganizmaların vücudumuza yerleşmesini engellerler. Bunun dışında bazıları sindirim sistemimize yardımcı olurken, bazıları kalın bağırsağımızda vitamin sentezler. Bazıları da sinsi gibi iyi mikroorganizmaların arasına sızarak derimizde yaşar ve fırsatını buldu mu bizi hasta etmeye çalışır, bunlara patojenik fırsatçılar denir. Daha bilimsel bir anlatıma sahip cümleyle özetlersek:’’ Normal mikroflora faydalı mikrobiyal ürünler üreterek ve zararlı mikroorganizmaların gelişimini engelleyerek insan sağlığına katkıda bulunur. Dolayısıyla insan vücudu, çeşitli mikro çevrelerle mikrobiyal gelişmeyi desteklemektedir’’. Şimdi de farklı yerlerde ki farklı vücut floralarımızı daha yakından incelemeye başlayalım. Özellikle de metabolik etkinliği ve bağışıklık sistemine olan etkileri nedeniyle bir  ‘’ organ ‘’olarak düşünülen bağırsak floramızı…

AĞIZ MİKROFLORASI:

Tükürüğümüz çeşitli mikrobiyal besinleri içermesine rağmen, bu besinlerin konstrasyonunun düşük olması ve tükürüğümüzün antimikrobiyal bileşikler içermesi nedeniyle mikrobiyal gelişim için çok uygun bir değildir. Tükürüğümüz ’’lizozom’’ içerir ve lizozom, bakteri hücre duvarını zayıflatarak bakterileri öldürür. Ayrıca laktoperoksidaz enzimi, süt ve tükürükte bulunan bir enzim olup, tekli oksijen oluşumuna neden olan reaksiyonla bakterileri öldürür. Tüm bu uç koşullar mikrobiyal yaşam ortaklarımız için engel teşkil eder mi? Elbette etmez, onlar mikroskobik dostlarımız zoru daha çok sever. Doğumdan 4-12 saat sonra ağız florasının ilk flora etkeni olan Streptokokus viridans ağzımıza yerleşir ve ömür boyu kalır. Dişler çıkmaya başladığında, özellikle diş yüzeyleri ve diş eti yarıklarındaki biofilmlerde üremeye adapte olmuş yeni bakteriler kolonize olamaya başlar. Tükürükte bulunan asidik glikoproteinler diş yüzeyinde birkaç mikron kalınlığında ince bir film tabaka oluştururlar. Oluşan bu ince tabaka bu bölgeye bakterilerin yapışmasını kolaylaştırır ve yapışan bakteriler çoğalarak mikrokoloniler oluştururlar. Bu glikoprotein tabakaya sadece bazı streptokok türleri yapışarak çoğalabilir. Bu bakterilerin gelişip çoğalması sonucu kalın bir bakteriyel tabaka oluşur buna diş plağı adı verilir. Diş plağı gelişmeye devam ederse, Fusobacterium türleri de plağa katılıp ürerler ve bu bakterilerin streptokoklar tarafından oluşturulan matriks içerisine gömülerek üremesi sonucu plak daha da büyür. Plağın gelişmesi ile beraber bu bakterilere ek farklı bakteri türleri de plağa katılırlar.

Şekil a) Diş yüzeyindeki plak kalıntılarının yaklaşık 600 kat büyütülmüş hali. Parlak kısımlar tükürüğün yoğun olduğu yerler. (Fotoğraf yazarın kendi çekimidir.)

Ağız mikroflorası yaklaşık 700 farklı tür bakteri içermektedir.Herhangi bir insanın bu bakteri türlerinden 100-200’ne sahip olduğu düşünülmektedir.Çok temiz olmayan bir ağızda bir dişteki bakteri sayısı 100 milyon-1 milyar arasındadır.Ben dişlerimi fırçalamaya gidiyorum.Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

Hoşçakalın!

Devam edecek…

2
Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment
2 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
Muhammed UyansızÜmit Uluğtekin Recent comment authors
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Ümit Uluğtekin
Editör
Ümit Uluğtekin

faydali bi yazi tesekurler