Şimdi sana bir yazı yazsam dağılacak, bir şiir okusam dökülecek. Bir şarkı açsam enkaz altında kalacak. Elimi uzatsam yollar uzayacak. Şimdi sana bir adım atsam.. şimdi sana bir adım atsam; şu dünya ayaklarımın altından kayacak gidecek biliyorum. Ve ben bu kez şiirleri toparlayamayacağım, şarkıları enkazlardan kazıyamayacağım. Ben bu kez yapamayacağım.

Bu olanları hiçbir yere koyamıyorum. Seni bir yere kendimi bir yere koyup, karşımıza bir bir olanları oturtmak istiyorum. Sana seslenecek cesaretim bile yokken bir kapalı kutuda bizi savaştırıyorum. Ve her defasında ben yeniliyorum. Ama bu kez sen de yenildin kabul et, çünkü bu olanlar…

İşte yine hepsini elime yüzüme bulaştırdım .Yine batırdım ve yine saplandım. Bu kaçıncı sayamadım. Kendimi terk ettiğimden beri böyle. Kalemin ucununun deftere aktığı o ilk an gibi. Akmak isterken sana delice, kendimi terk edip, tek yönü bile olmayan bir bilet elimde ve bilmediğim bir istasyonda, uçmayı ve hatta belki de yok olup gitmeyi istediğim o ilk andan beri böyle. Yine batırdım. Bu olanlar…

Beklediğim günün sabahı güneş doğmayınca da böyle kararmıştı içim. Hani her gecenin sabahı vardı? O karanlık sabahlarda, bir mum daha yakıp, güneşin doğmasını yine yine diledim .Tıpkı on sekizinci yaş günümde yakamadığım mumlarla seni geri istediğim gibi. Ve kim bilir kaçıncı saplanışım bu bıçakla bu toprağa. Ayaklarım beraber yürüdüğümüz yolların izini sürerken, kokun bir rüzgarla gelip denize taşıdı beni o karanlık sabahlarda. Seni benden alan rüzgar gibi.

Olanlar…güzel olan her şeyi silip; nasıl da sonuyla kazıdı hafızamıza, en çok buna yakınıyorum. Ve belki de yanıyorum. Sana artık ne ellerim ne de sesim yetişiyor. Ama bazı şarkılarda hala seni duyuyorum, bazı filmlerin köşelerinde hala rastlaşıyoruz, bazı şiirlerde randevulaşıyoruz ve bazen kitapların seni yazdığı oluyor. Olsun. Olanlar gibi bu da olsun. Çünkü artık sonunu biliyorum.

Nazlıcan Aslan
98 yılının en soğuk günlerinden biriymiş, Ekimin 24.gününde gelmişim dünyaya. Babam memur olmasa da bi o şehir bi bu şehir derken sonunda Ankarada buldum kendimi. Hacettepe Üniversitesinde sosyolog olma yolunda ilerliyorum, güvenemiyorum olamayadabilirim. Bkz: Toplumu inceleyeyim derken kalan aklımı da kaybedebilirim . O yüzden güneşli ve aydınlık günlerde buluşmak umuduyla...

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment