ORTADOĞU NERESİ?[1]

            Bu çalışma günümüzün en tartışmalı, en güncel ve maalesef en kanlı coğrafyasının neresi olduğuyla ilgili bir sorunsalın analizini içermektedir. Bu çerçevede Ortadoğu, bir coğrafya, bir algı ve bir kavram olarak tartışılacak ve incelenecektir.

‘Ortadoğu’ hem sosyal ve siyasi hayatın hem de akademik dünyanın en popüler kavramlarından biridir. Ne yazık ki bu popülerliğin kaynağı Huntington’ un söylemiyle kanlı sınırlardan oluşan bir coğrafya olmasıdır. Bahsedilen bu coğrafyanın sınırları muğlaktır ve özellikle de subjektiftir. İlk olarak 1902 yılında Amerikan bir İngiliz tarihçisi ve jeopolitikçi olan – ki kendisi deniz hakimiyeti teorisinin sahibidir –  Alfred Thayer Mahon tarafından kullanılan Ortadoğu kavramı, ilk olarak jeopolitik bir anlam içermekteydi. Mahon, National Review’ de yayınlanan yazısında Ortadoğu olarak belirttiği coğrafyayı Basra Körfezi’ni temel alarak, Süveyş’ten Singapur’a kadar olarak belirlemiştir. Yine aynı yıllarda ve yine bir İngiliz araştırmacı D. G. Hogarth ise bu bölgeye ‘Yakın Doğu’ isimlendirmesini yapmış ve bölgenin sınırlarını şöyle çizmiştir: Arnavutluk, Karadağ, Güney Sırbistan, Bulgaristan, Yunanistan, Mısır, İran, Osmanlı’ nın Asya toprakları ile Hint Okyanusu ile Hazar Denizi arasındaki bölge.

Ortadoğu kavramının coğrafi anlamı somut bir veri olarak önemli görünse de, bölge ve kavram ile ilgili tartışmalar daha çok ‘algı’ boyutunda yoğunlaşmaktadır. Çünkü temelde Ortadoğu yaratılmış bir kavramdır. Tıpkı hayatımızın sosyal, siyasal ve iktisadi bölümlerinde kullandığımız diğer çoğu kavram gibi. Yaratılan bu kavramın tarihi ise o kadar güncel değildir. Çünkü Eski Yunan ve Roma’dan kalan bir ayrım vardır ki bu ayrım bize bugünkü Ortadoğu’ya bakış konusunda ipuçları vermektedir. Eski Yunan’da ‘kuzey-güney’ ve Roma’da ‘doğu-batı’ şeklinde bir ayrım bulunmaktaydı. Genellikle bu ayrımlar güçlü ve zayıfı, yöneten ve yönetileni ya da zengin ve fakiri ayırt etmenin bir ifadesi şeklinde yapılırdı. Bu noktada hiç de şaşırmayacağımız bir gerçek olarak, günümüz Ortadoğu’sunun referanslarının Eski Yunan ve Roma’ya referans verdiği söylenebilir. Tam da bu konuda Edward Said’ in klasikleşen eseri Şarkiyatçılık’ a  atıf yapılmazsa eksik bir analiz yapılmış olur. Said, kitabında Şark’a yönelik algıyı edebiyat, sanat, siyaset ve akademiden verdiği çarpıcı örneklerle muazzam bir şekilde resmetmiştir. Şarkiyatçılık unsurlarının (ister eski ister modern olsun) Şark üzerindeki ya da Şark’ın anlatımı üzerindeki etkisi günümüzde de kendisini göstermektedir. Bu noktada Şark olarak belirtilen coğrafyanın da -yine sübjektif bir anlayış olarak- ülkelerin siyasi ve ekonomik çıkarları doğrultusunda değişkenlik gösterdiği aşikardır.

Ortadoğu’ nun tartışmalı olduğu bir diğer konu ise kavramın adı ile ilgilidir. Yakın Doğu, Ortadoğu, Batı Asya veya Güneybatı Asya gibi farklı şekillerde karşımıza çıkan kavram, güç kimin elindeyse onun çıkarları doğrultusunda yarattığı algı çerçevesinde şekillenmektedir.  Bu noktada biraz da felsefeye ve psikolojiye yönelerek Michel Foucault’ ya atıf yapmakta yarar var. Bilgi ve iktidar arasındaki kaçınılmaz ilişkinin dökümünü sunan Foucault’a göre iktidar bilgiye, bilgi de iktidara bağlıdır. Yani iktidar sürekli bilgi üretir ve üretilen bilgi de sürekli iktidar etkilerine yol açar. İktidarın kendisi yeni bilgi nesneleri yaratır ve yeni bilgi cisimleri biriktirir. Foucault’a göre bilgi, iktidar araçlarınca şekillendirilerek yayılmaktadır. Bu çerçevede Ortadoğu kavramının (veya Ortadoğu yerine kullanılacak herhangi bir kavramın) gücü/iktidarı elinde bulunduran kesimler tarafından yaratıldığı ve yayıldığı düşüncesi önemlidir. Öyle mesela uluslararası ilişkilerin  akademik dünyasında kullanılan neredeyse her kavramın da bu çerçevede değerlendirilmesi son derece değerlidir. Ayrıca yanlış anlaşılmayı engellemek adına şu da belirtilmelidir ki; Ortadoğu kavramının gücü elinde bulunduranlar tarafından yaratılmasının, kavramın tartışılmasını engellememesi gerekmektedir. Çünkü bunu değiştirmek de en başta biz uluslararası ilişkilercinin elindedir ve bu da tartışmaktan, çzümlemekten ve üretmekten geçer. Tam da bu noktada bir eleştiri sunma hakkımı kullanmak isterim. Bugüne kadar kendimce değerli gördüğüm SETA, ORSAM, LTD gibi ‘think tank’ kuruluşlarının seminer ve konferans programlarına katılmaya çalıştım. Ve Ortadoğu’nun konuşulduğu her platformda konu öncelikle kavramın tartışılmasıyla başlarken, konunun bitişi ise maalesef tartışılan bu kavramın amansız kabulüyle son bulmaktadır. Aslında Ortadoğu kavramının bir güç-iktidar ilişkisinin ürünü olduğu kanısına varmam da bundan kaynaklanmaktadır. Öyle ki eğer ki kavramı yaratanlar Ortadoğu yerine (aynı bölge için) başka bir isimlendirme yaratsalardı, biz yine o kavramı tartışıyor olacaktık. Bu noktada çözüm Şarkiyatçılar gibi yaratmaya gerek duymadan, sadece gerçeği gösterme gücünü ve bilgisini ele geçirmekten geçmektedir. Diğer türlü maalesef ABD eski başkanlarından George W. Bush’ un  başdanışmanlarından birisinin şu sözü haklı çıkacaktır:

“Biz artık bir imparatorluğuz ve harekete geçtiğimizde kendi gerçekliğimizi yaratırız. Sizler tüm mantığınızı kullanarak bu gerçekliği incelerken biz yeniden harekete geçer ve yeni gerçeklikler oluştururuz; siz bunu da incelersiniz ve işler hep bu şekilde sürüp gider.”[2]

[1] Bu çalışma Doç Dr. Davut DURSUN ‘ un  “Ortadoğu Neresi? Sübjektif Bir Kavramın Anlam Çerçevesi ve Tarihi“ makalesinden esinlenerek yazılmıştır.

[2] Noam Chomsky, Geleceği Kurgulamak (arka kapak yazısı)

Hakan Ünay
Mersinli işçi bir baba ve ev hanımı bir annenin 2 evladından en büyüğü olan yazar, ilköğretim ve lise öğrenimini aynı şehirde tamamlamıştır. Yazar Üniversite eğitimi için Konya Selçuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü tercih ederek ve 2017 Haziran'ında bu bölümden mezun olmuş ve aynı yılın Ekim ayında yine Selçuk Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans eğitimine başlamıştır. Yazar SETA, ORSAM, LDT gibi düşünce kuruluşlarının seminer programlarına da katılmakla birlikte, halen Küreselleşme, Uluslararası ilişkiler Teorileri, Türk Dış Politikası ve Uluslararası Hukuk gibi konularda okuma ve çalışmalarına devam etmektedir.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment