LoadingSonra oku

Bir psikopat tedavi edilebilinir mi?

Otomatik Portakal, Anthony Burgess’in aynı adlı yapıtından uyarlanan 1971 yapımı 137 dk.’lık Amerikan filmi. Filmin yönetmeni Stanley Kubrick’tir. [1]

Konusu :

otomatik portakal

Britanya’da endüstri sonrası bir şehirdeki, ahlaki değerlerin birbirine karıştığı, iyi ve kötünün ayırt edilemez hale geldiği bir toplumda, gençlerden oluşan bir çetenin insanlara uyguladıkları şiddeti ve Alex üzerinden insan doğası ve toplumsal değerlerin çatışmasını konu eder.

Bir holigan olan Alex (Malcolm McDowell) adlı gencin zaman geçirmek için üyesi olduğu sokak çetesi ile beraber işledikleri birçok suçtan sonra çete ile ayrılığa düşünce onlar tarafından ihbar edilmesini ve polis tarafından beyninin yıkanarak topluma kazandırılma metodu ve sonrasını anlatır.

Olayları büyük bir ifade gücü ile o günlerden bugüne değişen dünya düzeni ve bu değişimin insanların üzerindeki farklı etkilerini, suça ve şiddete eğilimi ustaca yansıtmıştır. Film ve bu filme ait ögeler yarattığı etki ile popüler kültürdeki yerini almıştır. [1]

Gelelim işin bencesine ;

Kötülüğün kol gezdiği Britanya’da halkın iyice yozlaşmış olduğuna tanık oluyoruz. 4 kafadar gündüzleri normal insanlar gibi yaşayıp, geceleri içlerindeki kötülüğü dışa vururlar. Filmin yarattığı dünyada, tüm değerler maddesel hale bürünmüştür. Ahlakın olmadığı bu evrende 4 kişilik grubun başında olan Alex’in bize anlatımıyla, film devam eder.

Alex arkadaşlarıyla beraber, bir takım suçlara karışır. Ben bunu toplumun yarattığı sınıf farklılıklarına baş kaldırış olarak değerlendiriyorum. Çünkü filmde birçok kez üst sınıflara ve onların yaşam tarzlarına göndermeler vardır. Toplum kendi kötülüğünü yaratmış diyebilirim.

Müziği çok seven Alex, bir barda bir bayanın söylediği şarkıyı dinlerken grup arkadaşlarından birinin yaptığı saygısızlık yüzünden aralarında tatsız bir olay yaşanır. Bu olaydan sonra Alex grubuyla arası açılır. Kendi evinde de ailesi ile pek yakın olmayan karakterimiz, içsel dünyasında buhranlı bir hayat sürmektedir. Evinde ayrıca Basil adında bir yılan beslemektedir. Daha sonra araları bozuk olan arkadaşlarıyla beraber gece için hırsızlık planı yapar. Fakat işler umduğu gibi gitmez ve arkadaşları tarafından ihanete uğrar. Alex, hırsızlık yaparken evin sahibini öldürür ve polisler tarafından yakalanır. 14 yıla mahkum edilen Alex, hapishanede geçirdiği 2 yıldan sonra hükümetin düzenlediği bir programa dahil olur. Bu program “suçluları tedavi etme” programıdır. Doktorlar tarafından psikolojik tedavi gördükten sonra Alex’in artık bir suç işleme isteği/olanağı kalmamıştır. 2 yılın sonunda artık özgürdür.

Filmin can alıcı noktaları bundan sonra başlar. Evine dönen karakterimiz, gördükleri karşısında çok üzülür zira kendi odası bir başkasına kiralanmış ve beslediği yılanı ölmüştür. Bence yılan Alex’in psikolojik durumunu temsil ediyor. Şöyle ki; Alex kötülük yaptığı zamanlar yılan yaşıyordu. Fakat tedavi olup kötülük yapma güdüsünden kurtulduğundan yılanı ölür. Geçmişte yaptığı tüm kötülüklerin hesabını bir bir ödemeye başlar. Yaptığı kötülüklerin aynılarını ve aynı kişilerden görünce Alex, geçmişiyle yüzleşir. Filmin başlarında Alex, arkadaşlarıyla beraber bir yaşlı adamı döver. Hapishaneden sonra ise dövdükleri yaşlı adam arkadaşlarıyla Alex’i döver. Bu kargaşa esnasında 2 polis kavgayı ayırmaya gelir. Neye uğradığını şaşıran Alex, gördükleri karşısında daha fazla şoka uğrar. Yanlarına gelen 2 polis, daha önce kavga ettiği ve ona ihanet eden arkadaşlarıdır. 2 polis Alex’i, daha önce beraber hırsızlık yapmak için gittikleri evin yakınlarına götürür ve orada döverler. Ağzı, burnu kan içinde kalan karakterimiz, yardım için ev arar. Bulduğu ilk eve gider ve yardım ister. Ev sahibi yardımı geri çeviremez ve onu eve alır. Alex yine neye uğradığını şaşırır. Çünkü misafir olduğu bu ev, bir zamanlar arkadaşlarıyla beraber hırsızlık için girip, adamın karısına tecavüz edip ve adamı sakatladıkları ev. Fakat ev sahibi Alex’i tanımamıştır. Çünkü o olaylar esnasında Alex ve arkadaşları maske takıyordu.

Alex konakladığı evde banyo yaparken, bir şarkı mırıldanır. Tam o esnada ev sahibi şarkıyı duyar ve şoka uğrar. Çünkü şarkı,Alex’in adamın evine girip, karısına ve kendisine zorbalık ederken söylediği şarkının ta kendisiydi.

İntikam soğuk yenen bir yemektir.

Ev sahibi intikam için yanıp tutuşmaktadır. Bu arada ev sahibi politika ile yakından ilgilidir. Alex’in tedavi gördüğünü ve bundan dolayı hapishaneden serbest bırakıldığını bilmektedir. Hükümete karşı kampanyalar yürüten başka bir adama eve gelip Alex ile röportaj yapmasını ister.

Ev sahibi “intikam soğuk yenen bir yemektir.” sözünü tam anlamıyla gerçekleştirir. Önce Alex’e yemek hazırlatır. Ve bu yemek eşliğinde eve davet ettiği adama röportaj verdirtir. Bu esnada Alex bütün zafiyetini ortaya döker. Bu bulunmaz fırsatı değerlendiren ev sahibi intikam planları kurar. Alex, hapishanede gördüğü tedavilerde Ludwig van Beethoven’ın 9. senfonisi eşliğinde Hitler’in toplama kampı görüntülerini izler. Oldukça şiddet görüntülerine mağruz kalan Alex, 9.senfoniden nefret eder.Söylediğine göre her duyduğunda içerisinde intihar etme güdüsü uyanıyormuş. Bu bilgiyi aldıktan sonra ev sahibi Alexi, evin en üst katındaki bir odaya kilitler, ve ona 9.senfoniyi dinletir daha sonra pencereden kendisini atıp intihar etmesine sebep olur.

İntihar girişiminden sağ kurtulan Alex, aleyhinde politikalar yürütülen hükümet görevlileri tarafından sık sık ziyaret edilir. Keza Alex’in eski sağlığına kavuşması gereklidir. Bir süre Alex tedavi gördükten sonra eski haline kavuşur.

Kaynaklar:

Vikipedi

Yakup Udül
1993 yılında Manisa'da doğdum. Lise bitimine kadar birçok sektörde iş tecrübem oldu. 2012 yılında Anadolu Üniversitesi İngilizce İktisat programında okumaya hak kazandım. Üniversite 1. sınıfta sahip olduğum ilk bilgisayarım ile web programlama dillerini öğrendim. İlk kurduğum web sitem filmkutum.com'u 2015 yılında kapattım. 2015 yılında yakupudul.com adında blog tuttum. Daha sonra bir başka web sitesinde yazarlık yapmaya devam ettim. Yazılarıma ilk sansürü aldıktan sonra "Düşünceni Özgür Bırak!" sloganıyla mornota.com'u kurdum. Burada değerli dostlarla özgürce düşüncelerimizi "söz uçar yazı kalır" mottosu ile aktarıyoruz. Bazen uç noktalara dokunabiliyorum. Bu yüzden yazdıklarımın hepsini doğru ya da yanlış kabul etmeyin. Acaba? sorusunu kendinize sorun. İçinizde oluşacak şüphenin peşinden gidin, okuyun, araştırın, kendiniz öğrenin! Bana e-posta, facebook ve instagram adresim ile ulaşabilirsiniz.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment