LoadingSonra oku

“İnsan Dünyanın en değerli varlığıdır.” Bu kutsal cümle fırsatını bulduğu her an zihnimi tırmalayıp durdu. Özellikle seslerin birleşmesinden ortaya çıkan o mucizevi cümle ilk dokunuşun yarattığı bir heyecan misali zihnimin derin uçlarında yolculuk yapmaktan vazgeçmedi.  Sanki hayatımın bir dönüm noktasıydı. Keşke duymasaydım, öğrenmeseydim ve bilmeseydim. Her aklıma geldiğinde neden diye sormaktan kendimi alamadım. Çünkü; biliyordum. Bu sorunun cevabı beni bir bilinmezliğe sürükleyecekti. İstemesem de olacaktı. Bunu değiştirmenin hiç bir yolu yoktu. Çünkü; zaman, sadece ileriye doğru akıyordu. Çılgın bir insan, “Lütfen! benim için biraz yavaş gel” diyebilir. Zamana isyan etmek isteyebilir. Hiç bir çözümü olmamasına rağmen yinede yapacağı tek şey yaşamaktır. Tıpkı yaptığım gibi. Sadece yaşamakla yetindim. Hissederek yaşamak, cümlenin ardındakini keşfederek yaşamak, imkansızı isteyerek yaşamak, yani anlayacağınız sadece yaşamak…

Nereden bilebilirdim ki o cümleyi söyleyecek olan benim öğretmenim olacağını, bana üstüne basa basa tekrarlatacağını, büyük bir saygı ile anlatacağını, siz söyleyin nereden bilebilirdim ki? Hatırı sayılır bir zaman geçtikten sonra öğretmenimin ne demek istediğini daha iyi anlamıştım. Sorun apaçık ortadaydı. Herkesin ulaşmak istediği bir pasta ve o pastanın büyük diliminin kimde olacağı sorunu vardı. Sanki bütün insanlığın tek derdi o pastaydı. İyilik bile pasta içindi. Kötülüğe buram buram bulaşmış olsanız bile pasta sizin hakkınızdı. Nasıl yaşadığınız, ne için yaşadığınız önemli değildi. Tek bir hedef vardı. Ya pastaya sahip olmak ya da yapamıyorsanız en azından büyük dilimini kapabilmek idi. Doğru ya amacınıza ulaşmak için başvurduğunuz her yol mubahtı. Onun içinde kirlilik önemsizdi. İnsanlık tarihinin başlangıcından ta bugüne bu kirlilik varlığını sürdürmeye devam etti.

Her zaman yaptığımız gibi insanlara sadece üstten bakarız. Kirli olmamız bile bunu değiştiremezdi. Bu kirlilik içten gelen, kötülüğün tohumu olan o insani duygulardı. Törpülenemeyen o hırslı duygular bazı insanlarda dışa yansırken bazı insanlarda kamuflaj etkisi yaratabilmişti. Her şey o pasta içindi. Eğitimin temeli bile pasta için hiçe sayılabilirdi. Bir dünyayı eğitmek istemeniz bile kendi amacınızı gösterebilir. Aslında söylemek istediğiniz, haykırmak istediğiniz tek bir dileğiniz vardır: “Pastanın büyük dilimi benim olacak.” Bunun için egonuz, kompleksiniz ve hırsınız sizi baş döndüren bir girdabın içine düşüreceği için etrafınızda olan kim varsa bundan olumsuz etkilenecektir. Değer mi peki bu önemsiz amaca,değer mi insanları üzmeye,değer mi kendinizi alçaltmaya? Sanırım değmeyecektir. Çünkü; böyle bir amaç insanı olsa olsa kayboluşa götürür. Bunu yaşamak istemiyorsanız eğer vazgeçmeyi deneyin. “İnsan Dünyanın en değerli varlığıdır.” Her şeye rağmen, herkese rağmen bu hiçbir zaman değişmeyecektir.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment