LoadingSonra oku

Bay Banks, şarkı sözü yazmanıza ilham veren yazarlar kimler?

Vladimir Nabokov’a özeniyorum. Bana her zaman zerafeti ve dildeki güzelliği gösterdi. Henry Miller her zaman için dürüstlük işareti oldu. Thomas Mann, yüzeyin altında yatan, anlaşılmamış insan davranışının belli kavramlarını çözmeye çalışıyordu – neden tam olarak öyle davrandığımızı henüz bilmediğimizde güç algılanan davranışlardan konuşma fikrini seviyorum. Ve Charles Bukowski’yi de seviyorum! Bukowski muhtemelen yazdıklarıma en yakın olan. Hepsi yazdıklarımda biraz etkiye sahip ancak Henry Miller en sevdiğim.

Interpol için yazdığınız şarkı sözleri Bukowski’den çok Henry Miller’in yazılarını anımsatıyor bana.
Henry Miller’in Big Sur and the Oranges of Hieronymus Bosch’unu hep sevdim. Big Sur’dan emekli olduğu zamandan. Ayrıca Marousi’nin Devi’ni ve Seksus üçlemesini de sevdim – Sexus, Plexus, Nexus’tan bir dövmem var. Hepsini seviyorum! Sayfaları zaten iyiydi, kaliteliydi ve daha sonra öyle bir hale geldi ki üç dört sayfada yazısının daha iyi bir hale gelemeyeceğini hissettim. Her zaman ilham vericiydi ama bu uzayan sayfalarla kendisini aştı. Onun ruhundan akış öyle saf, öyle mükemmel hissettiriyor ki – bunu nasıl düzenlediğini hayal edemiyorum!

 

“Bazen kelimeler bana sadece geliyor, akışlarını seviyorum ve anımsattıkları şeyleri seviyorum. Ve nereden geldiklerini bilmiyorum.”

 

Bir yazar olarak bu çeşit bilinç akışını da deneyimliyor musunuz?

Evet! Daima çok yüksek derecede zihin meşguliyetine dayandığımı ve zihin meşguliyetini benimsediğimi düşünüyorum. Bir şekilde kelimelerle ifade etmek istediğim bir duyguya sahip olmaktansa bazen sadece kelimeler bana geliyor, akışlarını seviyorum ve anımsattıkları şeyi seviyorum. Ve nereden geldiklerini bilmiyorum. Sanırım Sürrealistler otomatik olarak yazmaktan bahsettiler ve ben bunun gibi hissediyorum. Bu cümle parçaları bilincimin altında bir yerden geliyorlar ancak çok dürüstler ve benim için bir şekilde doğrular. Asla ve asla boş bir dil kullanmadım. Fakat insanların dediklerimi anlayıp anlamadıklarına karşı hiçbir zaman endişe duymadım.

İnsanlar şarkılarınızın arkasındaki anlamı sorduklarında bu sizi rahatsız ediyor mu?

Şey, şarkı sözleri benim için bir şiir gibi, bir anlamda yoğunlaşmış bir versiyonum gibi. Bir şeyi az kelimeyle söylemenin bir yolunu zaten bulduysam niye aynı şeyi daha fazla kelimeyle söylememi isteyesiniz ki? Bunun benim işim olmadığını düşünüyorum. Biçim benim için paragrafla yazmak olsaydı paragrafla yazardım – ama kısa şarkı sözleri yazıyorum!

Ve sanatın keskin hatlı yanıtlara yer vermesine gerek yok.

Doğru. Ve David Lynch filmlerini severim, kafanız karışmışsa bunun iyi olduğu şeyleri severim! (Gülüyor.) Hayatın kendisi genelde gizemli ve gördüğüm şeyleri ya da bir şeyler hakkında ne hissettiğimi her zaman anlamıyorum. Belirsizliğimi yansıtan dil ile rahat hissediyorum.

Bu çeşit yazmanın daha dürüst olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Benim için dürüst. Örneğin, Interpol ile insanlık hali hakkında konuşmaya çalışıyordum. Ancak bu fikirleri keşfetmeyi hayatıma dair kişisel anılara fazlasıyla dayalı bir biçimde gerçekleştirmek istemedim. Buna gerek yoktu. Genel anlamda gerçekten somut müzik ve somut anlamlı şarkı sözleri kavramıyla ilişkimi kestim.

Pusha T dedi ki şarkı sözleri bakımından, her zaman söylenecek en iyi sözü ve bunu söylemenin en zor yolunu düşünüyormuş.

Hip Hop benim için her zaman büyüleyiciydi çünkü liriksel bir tarz – uyuma veya melodiye dayanmıyor, sadece şarkı sözlerine dayanıyor. Demek istiyorum ki, kelimeleri seven birinin bakış açısından, bu müzik tarzı konuşma dilimize sıklıkla terim ekleyen bir müzik tarzı. Pusha T güçlü bir yazar, ancak farklı yaklaşımlara sahibiz – diğer yazarların çoğunun gerçekliğe ve gerçeklikle ilişki kurmaya sıkıca tutunduklarını düşünüyorum. Ancak şimdi hayatımda Interpol’ün yeni albümü Marauder için daha geniş fikirleri keşiflerimden çekebileceğim belirli evreler oldu. Hayat deneyimlerinin tümünü arıtabiliyorum ve bunu tekil ve kişisel anılara dayalı bir bakış açısından oluşan bir yapıya koyabiliyorum.

Bunu nasıl yapıyorsunuz?

Yirmilerimdeyken, bir ayrılık yaşıyorsam onun hakkında yazmak zorunda hisseden türde bir yazar değildim. Yalnızlık kavramı üzerine yazmayı tercih ederdim. Ancak yaşlandıkça daha fazla ayrılık yaşıyorsunuz ve bir bakıma kendinizden bıkıp hayatınızın mevsimlere sahip olmuş olduğunu fark ediyorsunuz, şeylere bakmayı başarabiliyorsunuz. Geçmişte diğer insanların hayatlarını keşfetmede daha rahat hissettim, oysa şimdi belki, dünyada kendi deneyimlerime bakacak kadar zaman geçirdim. Yeterince anımsatıcı olduklarını düşünüyorum.

 

“Benim için eski albümler her zaman canlı, bu yüzden şarkılara adil davranmak için bu sorumluluğu hissediyorum.”

 

Bugünlerde o eski şarkıları seslendirmek nasıl hissettiriyor? Değişen bakış açınız onlar hakkında nasıl hissettiğinizi değiştiriyor mu?

Aslında içimdeki çocukla ve gençle hâlâ oldukça iletişim halindeyim, ne demek istediğimi anlıyor musunuz? İlk kaydı yazdığımdaki kişi değilim ancak kesinlikle o kişiye ulaşabilirim. Ve bir şarkıyı işbirlikçi bir grupla canlı seslendirmenin canlandırıcı bir şey olduğunu düşünüyorum, yani hiç yoruluyor mu ya da zorlanıyor mu? Bunu anlamıyorum. Benim için eski albümler her zaman canlı, bu yüzden şarkılara adil davranmak için bu sorumluluğu hissediyorum.

Bir sanat biçimi olarak albüm kavramı başladığınızdan bu yana yıllar içerisinde değişti mi?

Müziğin gerçekten acı çekmediğini ancak bir biçim olarak albümün acı çektiğini düşünüyorum. Müzik grupları için albümler muhtemelen kalacak çünkü tek şarkı yazmıyorsunuz. Ama şimdi belki Spotify ile birlikte albüm çarpıp geri sekecek. Bu ilginç, Migos gibi rapçiler 24 şarkılık bir kayıt yaptı ve sonra Kanye West sadece yedi şarkılık kayıtlar yapıyor, yani kimse bilmiyor! Hip hop diğer müzik türlerini yavaş yavaş sollayan bir müzik türü… Özellikle en iyi rapçiler ve şarkıcılarla çalışmak için rekabet eden çok iyi prodüktörler varsa bu rekabet oldukça inanılmaz sonuçlar yaratıyor. Bu canlı ve taze!

Kaynak: The Talks.
Fotoğrafın kaynağı: Variety.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment