LoadingSonra oku

GİRİŞ

Bu çalışmada ilk olarak Weber’in düşünce dünyasındaki rasyonelleşmenin ve sekülerleşmenin ne gibi sonuçları olduğu ele alınacak, ardından klasik çağ ve modern çağda dünya düzenlerine değinilecek ve son kısımda da Max Weber’in “anlam kaybı” ve “özgürlük kaybı” tezleriyle ortaya koyduğu tehditler incelenerek çalışma nihayete erdirilecektir.

  1. RASYONELLEŞME VE SEKÜLERLEŞMENİN SONUÇLARI

Din ve ahlak sosyolojisinde, rasyonelleşme ve sekülerleşme sonuçlarını ele alan Max Weber, bu durumu Habermas’ın da belirttiği gibi dramatize eder. Çalışmanın ilerleyen kısmında ayrıntısıyla inceleyeceğimiz “demir kafes”, “anlam kaybı”, “özgürlük kaybı” gibi kavramlarla Weber kapitalizme ve onun temel esaslarına öldürücü darbeyi vurmasına rağmen bunu yapan kendisi değilmişçesine ekonomi, hukuk ve siyasetin sekülerleşmesi gerektiğini ileri sürer. Max Weber’in bu şekilde farklı pozisyonlar almasını ve düşünce dünyası içinde bu tür çelişkiler yaşamasını Habermas “tutarsızlık” olarak değerlendirir.

Rasyonelleşme ve sekülerleşmenin sonuçlarını değerlendiren Weber; her alt sistemin bağlı olduğu üst sistemden ayrıldığını, yani bilim, sanat, ahlak, din ve politika gibi alt sistemlerin birbirinden koparak kendi içsel mantıklarına yöneldiğini ve otonom sistemler olarak ortaya çıktığını belirtir. Ona göre bu duruma 18.yüzyılın sonlarından itibaren başlayan kapitalist toplumun gelişme süreci eşlik etti. Bireyler giderek değer ve moral rasyonellik motivasyonundan uzaklaşarak, amaç rasyonellik motivasyonu doğru evrilmişlerdir. Yani artık bireyler dinî ve ahlakî kafa yapısından uzaklaşmış, başarı, kar maksimizasyonu ve çıkar gibi yeni kafa yapıları edinmişlerdir.

  1. KLASİK ÇAĞ VE MODERN ÇAĞ DÜNYA DÜZENLERİ

Değer alanlarının giderek birbirinden uzaklaşması durumu bilim tarafından üretilen değerlerin, din ve ahlak tarafından üretilen değerlere göre rasyonelleşmesi ve sekülerleşmesine ortam hazırlamıştı. Fakat bu durum insanları “anlam” olgusundan uzak bir dünyada yaşamaya mecbur etti.

Klasik dünyada egemen olan kozmolojik düzen ya da İbn-i Sina’nın tasvir ettiği gibi meleklerle dolu olan evren anlayışı tamamen anlamdan soyutlanmış ve yerine soğuk, anlamsızlaşmış bir dünya anlayışı getirilmiştir. Bunun sonucunda alt sistemler uyum içerisinde olmak yerine git gide düşman ve rakip olma güdüsüyle birbirinden uzaklaştılar. Her alt sistem kendi iç mantığı ile hayat düzenlerini etkiledi ve bu durum toplumsal bütünlüğü tamir olamayacak derecede parçaladı. Kültürel düzeydeki gerçeklik olgusu da farklılık göstermeye başladı ve eylemler ile çelişkilerin yaşanmasına neden olmuştu.

Bu çelişkiler aslında Habermas’ ta da kendini göstermektedir. Habermasyan anlayışa göre; toplum ve bireyde kültürün yeniden inşa edilmesi yani hayat evreni birliğinin yeniden uyum içinde nasıl güvence altına alınacağı bir problem olarak kalmıştır. Kabile toplumlarında bile kısmen de olsa hayat evreninde farklılaşma vardır. Onlarda var olan bu farklılıklar ve düşmanlıklar mite başvurularak gideriliyordu. Mite dayanan dünya görüşünün son şekil almış hali Politeizm olarak ortaya çıkmıştır. Var olan bu hayat problemleri arasındaki rekabet, tanrılar arasındaki çekişmeler olarak gösteriliyordu.

Dünyanın modernleşmesi ve uygarlıkların gelişmesi gibi durumların sonucunda toplumlar gerek meslekî gerekse tabaka olarak farklılaşmaya başladı. Buna bağlı olarak hayat evreninin birliği mit ile sağlanamaz oldu. Bu noktadan sonra dini-metafizik dünya görüşleri, birliği sağlama görevini üstlendi. Hem ahlakî rasyonelleşmiş dinî dünya görüşleri hem de bilişsel olarak rasyonelleşmiş metafiziksel dünya görüşleri gayet rasyonel bir şekilde organize oldular. Yahudilik ve İslam prensipte doğa, Allah ve aklı beraber ele alabilen ve bu üç şeyi objektif, sosyal ya da sübjektif dünya gibi rasyonel olarak değerlendirebilen büyük dünya dinleriydi.

Bu bahsi geçen büyük dünya dinleri, kendi rasyonel teoloji, felsefe ve günlük tecrübelerini hakikaten geliştirdiler. Bu konuda özellikle İslam, fıkıh yani günlük tecrübe ve vahiy arasında güçlü bir bağ kurdu. Bu durumun oluşturduğu tutumlu ve uyumlu evren, rasyonelleşme ve sekülerleşme sürecinde tahrip edildi. Tahrip edilmesine karşılık bunun yerine yeni, uyumlu bir yapının kurulamamış olması modern toplumun başarısızlığı olarak tarihte iz bırakmıştır. Dünya görüşlerinin de giderek rasyonelleşmesi Weber’in yeni putperestlik olarak tanımladığı durum olan bilinç yapılarında tamiri mümkün olmayan parçalanmalar meydana getirmiştir.

Weber’e göre, modern çağın çözülmesi imkansız objektif şekillere bürünmüş hayat tarzı; içsel mantığın ışığında, bilim kisvesiyle “dünyanın teorik birliği ve sekülerleşmiş inanç” adı altında birliği sağlamaktan uzaktı. Ona göre farklı dünya düzenlerini oluşturan değerlerin ve uzlaştırılmaz çelişkilerin varlığı rasyonelleşen bu dünyayı anlamsızlaştırmıştır.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment