LoadingSonra oku

“Tümel hareketlilikte, kişinin o tümelin içinden soyutlandığı farklılık-farkındalık vurgusu,  toplumsal romantizm de yansıtılan sosyal bir işleyişin kendinden parçaları içerir.” Bu ne demek diye soracak olursanız; bireyin kişisel duyumsama ve duygusal yaklaşımı ve elbette davranışsal tavırları, tipik romantizmdir. Bu söylediğim şeyin aşk veya duygusal anlamının ilişki olarak ifade edilen romantizmden olmadığı açıktır. Ancak “ilişki” olarak toplum bütünlüğündeki bir davranışın ortaya çıkardığı romantizmdir. Bireyin kişisel tavrını sergilediği her şeyin buna bağdaşır olduğu açık olarak bilinmektedir. Ben yine bunu açıklamak için en başlardaki birliktelik halinden örneklemeler vermek istiyorum.

Biliyoruz ki ilkel atalarımızın davranışsal tavırları sayesinde biyolojik ve sosyal evrimleri doğrultusunda, şu anki modern insan olarak tanımladığımız insan yapısını ortaya çıkardılar. İlk ateşi bizim atalarımızın olan “Homosapiens” bulmadı ama onlar gibi olan bir başka nesil homonid, bunu bularak yaşayış ve gelişim biçimine değişiklik hatta köklü bir etki eden şeyi gerçekleştirdiler. Ateşin bulunması tabi ki keyfi bir durumda ortaya çıkmadı veya gerek duyulmadığı bir biçimde neden olunmadı keşfine.  Aslında ateşi keşfetmekten ziyade ateşi yakmayı ve muhafaza etmeyi keşfettiler. ihtiyaç duyulmasından ötürü ateşin öneminin insanın kendi ile özdeşleştirdiği hatta kendinden bir üstün vasıf muamelesinde bulundurduğunu hem mitolojide hem de ezoterik olarak biliyoruz. Burada romantizm ateşin zaruri sebeplere dayattığı yönelimlerin ortaya çıkardığı davranışlardır.

Ateşle öz-deşen bir bileyin, ateşi kendi ruhu ile bağdaştırdığı sırada romantizmi açığa çıkartır. Bir bakıma ateş aracı olarak bu romantizme etki eden arketipin halidir demek isterim. Resim sanatında romantizmin bildiğimiz romantizm akımına farklı halinde olan bir yaklaşımını ifade etmek istiyorum. Genel olarak bu romantizm, başta anlatmakta olduğum sosyal yaşantıda, bir sonrakiler aktarılan dilsel fakat resimsel ibaretlerin ve anlamların ortaya çıkardığı şeyle aynıdır. Yinelersek; ilk ortaya çıkardığımız bu resim çizme alışkanlığı da romantik bir davranış biçimidir. Duygusal romantizmin insanın ruhsal değerlerini düzenleyen ve onu tetikleyen düşünsel veya davranışsal hareketlerine etki etmektedir. Bu söylediklerimin hiçbiri kati bir şekilde, romantizm olarak tanımlanan akımdan bağımsız gözlemlediğim bir tanım olarak ifade ediyorum.
Resim sanatındaki romantizme geri dönerek; bir dönem ressamların duygu ve düşüncelerini 19. Yüzyıl içinde gerçekleştirdikleri bir akım olarak icra ettikleri sanat ve görsel sanatlar içindeki bütünlüklere diyebiliriz. Ortaya çıkış sürecini açıklamak gerekirse romantizm akımı bildiğimiz gibi toplumsal olaylar neticesinde ortaya çıkmış bir akımdır. Haliyle yine bir şekilde bir akıma tepki olarak ortaya çıkmıştır.

Fransa ve Avrupa’nın birçok ülkesinde, tarihin büyük dönüm noktaları yaşanmıştır. İhtilaller ve uzun süreli iktidar ve politik nedenlerden oluşan (100 yıl süren savaşlar 7 yıl savaşları hatta 30 yıl savaşları gibi) Avrupayı kasıp kavuran önemli olayların gerçekleştiği hareketlenmeler gibi. Daha öncelerine inersek Avrupa, bu durumları ilk başlarda kendi içinde yaşadığı sorunları bir kenara bırakarak doğuya doğru yapmış olduğu seferlerde gerçekleştirmek istemiştir. Yani bildiğimiz haçlı seferleri. Ancak bu kadar derinlemesine girmeyeceğim. Aslında tarihe büyük etkileri yaşatan tipik devrimsel hareketlerin, özelliklede ayaklanma ve bir uyanış olan tüm düşünsel olayların belli başlı yerlerde ortaya çıktığını vurgulamak isterim. Romantizm de bunun bir parçasıdır. Konuya dönersek; Sentetik etkileşimlerin (siyaset ve toplumsal birliktelikler) manevi değerlerin yoğunluğunda olan değişiklerin neticesinde ortaya çıkardığı sonuçları yansıtan ve resim sanatının da içinde bulunduğu bir akım olan “romantizmdir” elbette.
Fransa üzerindeki imparatorluğun sonu ile 19. Yüzyılın yarılarına kadar gelişen manevi değerlere biçilen resim ve diğer sanat alanlarının etkilerini yansıttığı ve ifade ettiği bir biçimde ortaya çıkmıştır.

Akımın resim sanatında öncülüğünü çeken isim “Eugene Delacroix” olmaktadır. Fransız ihtilalini konu alan “halka yol gösteren özgürlük” isimli tablosu ile tanımış olduğumuz romantizmin öncüsü olan ressamıdır. Genel itibariyle benim çözümlediğim ve gözlemlediğim noktalara değineceğim. Böylece sizlere daha ayrıntılı anlatabilirim.

Soylu düşüncenin kendi dayatmış olduğu “güzel” göreliğine ve estetik dayatmasına karşın bir tavır demek yeridir. Bildiğimiz klasisizmde adından anlaşılır şekilde “kuralcı” bir üslubu olduğunu biliyoruz. Soylu ve sınıfsal bir anlayışının oluşturduğu bu şartlamanın ortaya çıkması, bir yandan klasik anlayışın antik dönemden beri oluşan bunaltıcı bir ekol olmasını sağlamıştır. Şöyle izah etmek gerekirse tipik yaşayışımız içinde bize sürekli olarak etki eden her şeyin bunalımı ve ondan uzaklaşmaya yönelik bir tepki verişimiz kaçınılmazdır. Yine bunun davranışsal olarak insanın düşünsel ve ruhsal yapısının görelikte ve özgün bir biçimde gelişmeye tutulmuş olmasına bağlayabiliriz. Bunu söylemek için yine ilkel atalarımızın toplumsal birliktelikte bile olsalar. Kişisellik olarak geliştirdikleri birliktelik anlayışından ötelenebilir bir tavır olduğudur. Kendimize has ayrı ayrı düşünme ve uygulama metotları geliştirmemizde bu yüzdendir. Kültürel olarak ele alırsak; hepimizin ortak noktası köken olarak, Afrika’da ki ilk insanlara dayatılır. Fakat nedeniyle birlikte yayılan insanların farklı kültür ve topluluklar oluşturduğu, bu benzerliklerin üstünü örten bir sonuçtur. Nedeniyse hiçbir kültürün birebir bir yaşantı sürmeyişi ve gelişme göstermeyişidir demek isterim. Konuya dönerek; romantik ressamlar kendilerini klasisizm’deki gibi üslupçu ve kuralcılığın, dayatmalarına karşın soyutlama yolunu izlemişlerdir. Ressamların birçoğu, kırsal kesimde köylüler gibi yaşantı sürmüşlerdir. Ve o dönem de sanayileşme ve şehirlerin büyümesindeki değişimlerin-gelişimlerin etkisine girmek istemeyişleri biliniyor. Sebebi ise romantizmin, bireysel hazlar ifade etmek ve onu alışılan standartların farklı şeklinde yansıtmaya çalışmalarıdır. Romantiklerin genelde yansıttıkları otantik ve doğa estetiği, antik dönem dışında kalan “gotik” yapıların yoğunlukta olduğu “orta çağ” etkisinde olmaktadır. Genel itibariyle gotik etkinin özelliğini antik’ten ayıran yanı, klasisizm anlayıştaki soyluluktan farklı olarak. Kaba ve barbarlıkla bağdaşan bir ekol ve kültürel bir bütünlük oluşudur. Aslında gotik yapının belli bir kültüre bağlı olduğunu diyebiliriz.

Resim: Wanderer above the sea of fog (Sis Denizinde Amaçsızca Dolaşan Adam)
Ressam: Caspar David Friedrich (1774/1840)
Tarih/Akım: 1817-18, Romantizm
Tür: Yağlı boya
Boyutlar: 95 cm x 75 cm (38.6 x 29.1)
Sergilendiği yer: Kunsthalle Hamburg Sanat galerisi, Hamburg/Almanya

Kimler Neler Demiş?

Düşünceni yazabilirsin.

wpDiscuz