Günler iyice birbirine girmeye başladı
Gecem gündüzü kovalıyor
Göğün bir savaşı var attığım adımı unutturmaya, varmak istediğim yeri saklamaya
Bu uçsuz bucaksız şehirde, nefes almayı bırakalı çok oldu kalanını ona saklıyorum
Her yer karanlık, gök yasta göğün, attığım adımdan güneşin kaçışına yası var
Durmaksızın bir ağlayışı benimsedi, göğün gürültüsü yolumdan döndüremezken beni çarptığı şimşekler de cabası
Kurak toprakları sel vurdu, yıkılmaz denilen binalar yerinde yok içinde insan…
Bastığımız topraklar bırakır olmuş asırlık ağaçları boylu boyunca
Her yılın üçüncü ayının üçüncü gecesinde sokağa çıkıyorum. Attığım adım geceyi peşimden sürüklüyor, insanlar beni topraklarından kovuyor. Gecenin sırtında felaket getiriyormuşum
Yolları arşınlıyorum, dinleniyorum üç dakika kadar fazlası beni gündüze ele verir senin beni unutmana yol
İnsan göremediğini unutamazken gördüğünü önemsemez
İnsanın bildikleri hep boynunda asılı bir ilmektir kendi eliyle geçirdiği, bilmek istedikleri ise yüktür insanın kendisine eziyeti
Aklında sorular var seni sokağa atan
Bu soruların cevabına ne kadar yakınsan o kadar adım geri gidersin
Asıl sorulardan başka soruları durmadan tekrarlar insan
Duyacakların duymak istediklerin mi
Duymak istediklerin ya duyacaklarından daha ağır gelirse, duydukların senin duymak istediklerin olduğundan söylendiyse sana
Gerçekle duygularını ayırt ettirmezlerse sokak ortasında ayak altındaki gururun toprağa karışır senden önce, taşıdığın karanlık sana döner yolunu bulamazsın
Aydınlığı istediğin zaten koca bir mualllak
Bir sokak lambasıyla yatıp kalkıyorsun durmadan yanıp sönen
Karanlığını yaratmadan önce camın önünden ayrılmayışında bundan değil mi
Elinde kahve fincanı sessizce dilinde dolandırdığın bir türküyle geceyi gündüze bağlıyorsun
Bir geceye hapsolmuşsun her gecede aynısını arıyorsun. Aynı his, aynı gözler ve iki dudak arasından sessizce çıkan ezgiyi
Her ne kadar o ezginin arasından reddedilişin çıksada, sen içindeki güzel tınıya kapıldın sürüklenip gidiyorsun elini uzatsan bile tutan yok. Karanlık bir boşlukta nefes alıyorsun tek becerebildiğin bu, gerisini gözün görmüyor benimsediğin karanlığın onu getireceğini zannettiğin andan beri sen sen değilsin
Yüreğin hala temiz olsa bile, gözlerin içindeki kırgınlığı ele veriyor
Gözler insanın söylemediklerini anlatır iki damla yaşla
Dudaklar gözlerin gördüklerini kelimelerle süsler insan duygusunda, senin karanlığa hayran kalışın gibi etki bırakmaya
Yok olurken geçtiğin her yeri peşinde götürüyorsun arkanda bıraktığın koca cansız bir dünya senin ruhun kadar
Ruhun ölü, nefesin boşa
Duygun körelmiş, taşıdığın kalbin her atışı ona
Saatler şaşmış aydınlık bir güne uyanacak insanları korku sarmış
O sırtını döndükçe sen, senden esirgenen yüzü görmek için atmadık adım, tükenmedik yol bırakmadın ne o yüzü görebildin ne de bu sırt dönüşten kurtulabildin
Her olmaz da diz çöktün her çöküşte bir hayale sığındın sığındığın hayal kaldırdıkça seni ayağa, sen olmazı tekrar işittin bitmek bilmez kısır bir döngü bu.
Senin bitişin bundan olurken bu döngü peşinden gelecek, sana onun aydınlığın olduğunu kulağına fısıldayan karanlığınla
Her karanlık bir aldanıştır peşindeki gölgenin senin olduğunu unutturan

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment