LoadingSonra oku

Bazı duyguları anlatırken o duyguyla özdeşleşmiş kelimelerin dışına çıkamazsın. Karşılığı yoktur çünkü.  O değilse bile yakın olanı kullanırsın, mecbursundur. Hissettiğin duygunun kendi içinde bir bilmecesi, bir denklemi olduğu içindir bu mecburiyet. Demek istediğin yere bir türlü varamazsın. Anlatırsın, anlatırsın, anlatırsın… Yine eksiktir, yine yarım kalır. Ayarlayamazsın söylediğinle hissettiğinin arasındaki dengeyi. Öyle olduğum zaman, büyük bir umutla Müslüm Baba’ya koşuyorum. Çünkü sayfalarca , günlerce anlatmak istediğim ne varsa anlatıverir hemen bana.

İnce ince, ağır ağır, talan talan…

”yaşayamam, gelmezsen eğer” der mesela. O  böyle söyleyince yani ince ince , ağır ağır, talan talan… Daha çok anlarsın , yaşayamazsın , gelmezse eğer.. O içini kurt gibi kemiren merakı göz ardı edemediğin ve delireceğin noktada yine söyler baba. ”neredeysen bir haber gönder, diğer yarım yanında kalmış”

Gece gündüz, sabah kahvaltısında , akşam yemeğinde, banka kuyruğunda, hastane sırasında, derste, otobüste, uçakta…Youtube döngüsünü atomlarına ayırırsın, müzik çaların tekrarla seçeneği yok olmak ister. Ağlar, ağlar.

Öyle bir söyler, öyle bir söyler ki. Üstündeki kıyafete siner, tabağındaki peynir dile gelir, rakının tadı oturur boğazına içmesen de. O kadar çok dinlersin, o kadar çok dinlersin ki. Bardağa uzansan ”ellerinde sıcaklığımm” der bardak bile. O kadar yaşarsın Müslüm Baba’nın söylediği şarkıyı.

Anlaşılsın istersin, kanıtlamak istersin hatta rezil olmak istersin , esir olmak istersin, çıkışı olmayan yollara girmek istersin ama yine de daha çok anlatsın , söylesin istersin hissettiğini. Şarkının içine çekilsen hayret etmezsin. Öyle güçlüdür melankolisi, kapılır gidersin.

Bir daha bir daha bir daha dinlersin.. Bir daha ”saçlarında baharlarımm” desin istersin. Dünya Müslüm Baba’nın kelimelere vurgu yaptığı yerlerde dönmeye devam eder. Onun vurgu yapmadığı yerde durur sanki. Arabesk arabesk içersin o suyu, yanında rakısı yoksa bile. Hiçbir uzvun direniş göstermez şarkının tekrarlanmasına. Teslim oluşunu kutlamaya başlarsın, şarkı tekrar edip durdukça.

Şarkının seni yenişinin, yineleyişinin ardından tebriğini alırsın sevdandan. İçten içe bir sevinç peyda olur yüreğinde, beyninde. Ruhunda muhteşem bir şahlanış başlar. Ama sevdaya ama acıya.

İnce ince, ağır ağır, talan talan…

Bir acının mecburiyetindeyken bile yetmeyen ”ah”lar vardır. Zengin Türkçe’mizde o ”ahlar” kendini Müslüm Baba’nın sesine , yüreğine bırakır.  Saat sabahın 06:00’sı olur böyle böyle. Her şarkının en sevdiğin yeri vardır ya hani. Müslüm Baba söyler.

”neredeysen bir haber gönder
diğer yarım yanında kalmış
yaşayamam gelmezsen eğer
yarınlarım hep sende kalmış

ellerinde sıcaklığım
saçlarında baharlarım
yüreğinde umutlarım
gözlerinde gözlerim kalmış

karanlıklar ülkesindeyim
ışıklarım hep sende kalmış
çekilmeyen dertlerimleyim
sevinçlerim hep sende kalmış”

O söyleyince , şarkının en sevdiğin yeri falan kalmaz.

O söyler, sen dinlersin. O söyler, sen yaşarsın.

İnce ince , ağır ağır, talan talan..

Not: Şöyle söylenir O’nu dinlemeyenlere; 

”Eğer Müslüm Baba’yı hiç dinlemediysen çok şey kaybetmişsindir. İşin garip yanı, dinlediysen daha çok şey kaybetmişsindir.”

Anlatamadıklarımızı yetim bırakmadın ya, mekanın cennet olsun Baba. 

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment