Türkiye’de siyasetçi olmak gerçekten de zordur, çünkü bu ülkede tam 80 milyon siyasetçiyiz hepimiz. Bu nedenle siyaset bilimi okumak teknikte çok da bir anlam ifade etmez. Kaç kredilik siyaset dersi vermiş olursanız olun mahallenizdeki bir çay ocağına oturmaya geçtiğinizde göreceğiniz şey çakma bir meclisin minyatürüdür. Tabii halkın siyasete bu kadar yakın ilgi göstermesi kötü olmamakla birlikte aslında bir  nebze de olsa duyarlılığın yansıması olması vesilesiyle önemli bir yere de sahiptir. Mesela ABD’nin bir fikri önce filmlerle yaymaya çalışması düşüncesi Türk Milletinin muazzam bir analizinin örneğidir. Siyasete bu kadar yatkın ve ilgili bir halkın bireyi olarak ben de siyasete ele aldım bu yazımda. Öncelikle dünyada herhangi bir ırk kavramını benimsemediğimi belirtmekte fayda görüyorum. Benim için dünyada sadece iki ırk mevcuttur, bunlar: İyiler ve kötüler.

Siyaset aslında bir akıl oyunudur, dikkat ederseniz göreceksiniz ki her siyasi ideolojinin lideri kendince birtakım davranış kalıplarıyla seçmenin ruh haline sesleniyor. Mesela seçimlerde mağdura oynamak her zaman olmasa da birçok kez bir artı sağlayabilir. Yine liderler uluslararası arenada iç gazı almak için çeşitli yöntemleri devreye sokabilir. Mesela Türkiye ile Rusya arasında yaşanan uçak krizinde (2015) Rusya Türkiye’ye karşı bir takım ambargolar ile ülkesindeki öfkenin dozajını düşürme yoluna girdi. Eğer böyle bir tutumda bulunmasaydı Rus Halkında meydana gelen Türkiye öfkesi iktidar öfkesine dönüşebilirdi. Bu duruma karşı Türkiye ise herhangi bir ambargoda bulunmadı, çünkü zaten Türk halkında böyle bir siyasi öfke meydana gelmemişti. Bu durum ambargo kararını bir sonraki adım için alternatif olarak elinde tutma seçeneğini güçlendirdi. Yani Rusya da herhangi bir ihlal bahanesiyle bir Türk uçağını düşürdüğü takdirde bu kez Türkiye Rusya’ya karşı ambargoları devreye sokacaktı. Fakat devreye sokulacak bir ambargo kalmasaydı (öncesinde tüm ambargolar uygulanmış olsaydı) bu kez kamuoyunun öfke ve intikam çığlıklarını bastırabilecek hiçbir koz kalmayacaktı elinde. Yani en mantıklı olan yapıldı, aksi takdirde ilerki aşamalarda savaş daha büyük bir risk doğuracaktı. O durum itibariyle halkın Putinsavar Tayyipsever haline gelmesi söz konusu olmak zorunda değil, lakin iktidarla ister yıldızı barışsın ister barışmasın milletçe bir bütün olma durumu vatani bir görevdir. Yine aynı olay üzerinden yürürsek hükümetlerin uluslararası alanda birbirine karşı iyi polis kötü polis oyunu sergilemelerini ele alabiliriz. Mesela Rusya’da Kremlin sözcüsü sert açıklamalarda bulunurken Duma meclisinden biri daha ılımlı yaklaşabiliyor oluşan bir olaya. Aslında bu açıklamaların bazılarının planladığı ve yerine göre ağız birliği yapıldığı konusunda sanırsam siz de benimle hemfikirsiniz.

Günümüzde savaş teknoljisindeki gelişmeler bilime şaşırtıcı derecede katkı sağlamıştır. Mesela internetin bulunuşu da bir iddiaya göre savaş teknolojisinin bir ürünüdür. Bu bağlamda şunu görebilmek çok önemli bir husus, neden savaşa yani öldürmeye harcanan enerji yaşatmaya, iyileştirmeye harcanmıyor? Oysa bu dünya herkese yeter. Neden sanki bir ülkenin gözü başka bir ülkenin toprağında? Neden onca savaşlar oluyor? Oysa dikkatli bakınca bu dünyada başıboş bırakılmış biçare yaratıklarız. Kendi halimize bırakılmışız ve inanın birbirimizden daha büyük bir dayanağımız yok. Bir an düşünün şu an tek bir insan bile olmasa dünyada ne yemek istediklerinizden ne de gitmek istediğiniz yerlerden zevk alabilir misiniz? Yani demem o ki biz bu dünyaya elma şekerine yapışmış parazitler gibi yapışıp daha fazla şeker için birbirimizi öldürüyoruz ama koca bir evren için en büyük nükleer savaşımız bile bir pire sesi. Madem bu kadar yalnızız, madem evrende tek canlılık belirtisi olan gezegen burası ve biz birbirimize bu kadar muhtacız o zaman biz birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız. Birlikte yaşamaya bu kadar muhtaç olup bunda bu kadar zorlanan tek varlıktır insan herhalde. Aslında savaşlarında çok basit bir mantığı vardır: Basit insanlar azalır, kodamanlar olduğu yerde kalır.

Rengarenk bir dünya neden kötü olsun ki? ”Beni ben yapan benden farklı olandır.” Yani bir milleti önemli kılan diğer milletlerin de varlığıdır, tüm dünya İngilizlerden oluşsaydı bu İngilizler kime İngiliz olduklarını söyleyeceklerdi. Oysa bunu göremeyen ya da gördüğü halde bu durumu önemsiz bulan birtakım kimseler M ve W’nin birbirine oluşturduğu zıtlıkta kendi taraflarını seçmek zorunda hissedebilir kendilerini. (Moskova ve Washington’un zıtlığı) Soğuk savaştan dünya buz tuttu ama hala birçokları üşümüyor gibi gözüküyor. Soğuk savaşın rekabet gücünü artırdığı doğru ama hangi alanlarda rekabet gücünü artırıyor, tabi ki savaş teknolojisinde. Şu an devletler GSMH içinde önemli bir miktarı savunma sanayine ayırır. Bir de dikkat edin ne dedik ”Savunma sanayi”, hiçbirinde saldırı sanayi yoktur ya da saldırı bakanlığı… Hep bir şirin olma çabası vardır, ama görebilen için dikkat edilmesi hususlar mevcut, mesela Norveç’te suç oranları çok düşük derler, peki buralarda ne suç ne suç değil? Eğer sokak arasında uyuşturucu satmak suç değilse tabii ki suç oranları düşük olur.

Bugün sekiz yaşındaki çocuk milliyetçilik naraları atabiliyor. Neden peki? Çünkü okullarda bu öğretildi, tüm toplumsallaştırıcı etkenler içinde birtakım milliyetçilik duygusu barındırdı. Bu sadece bir ülke ile sınırlı da değil, bugün dünyanın bütün ülkelerinde aynı durum söz konusudur. Müfredat devletin egemenliğine ters düşemeyeceği gibi aynı zamanda herhangi bir savaş durumunda vatanı savunmayı da bize telkinleyecek cinsten öğretileri de içinde barındırır. Hatta bazı noktalarda 35 kiloluk sumolara yer verilir. Oysa dikkat edildiğinde insanlar kötülüğü bitirmek için kötülük saçar, hepsi kendine göre haklıdır da. Yine bu bağlamda sırf üstün savaşçı ırkını yaratma gayesiyle ilginç rus deneyleri ortaya konmuştur. Siyaset hatta bazen o kadar sorgulatır ki insana ben mesela acaba küresel ısınma söylemleri siyasi bir birliktelik çabasının yansıması olarak ortaya atılmış bir söylem mi derim kendime. Sorguladığım diğer noktalara gelirsek:

  1. Anarşizim tüm güçleri inkar ediyorsa kendini de inkar etmiş olmaz mı? Çünkü herhangi bir devletin olmaması gerekir anarşizimde, bu da devletin oluşmasını engelleyecek bir gücün varlığıyla gerçekleşir.
  2. Türkler acaba Talas Savaşında Müslüman olup 1.Dünya Savaşında Hristiyan mı oldu? Türklerin Müslüman olduğu zamanı hepimiz biliyoruz, peki kültürünün ve inancını yozlaşması gerçek manada ne zaman başladı? Modernleşme kültürsüzleşmedir diye bir söz vardır.
  3. Mısır yıllardır Osmanlı İmparatorluğuna bağlı kalmıştır. Peki, o zaman neden Mısırla ilgili tarihi eserler ve arkeolojik buluntular Türk müzelerinde değil de ABD’deki müzelerde yer alıyor.
  4. Çin’in ikinci çocuğa izin vermesi ve İngiltere ile Fransa arasında gerçekleştirilen 50 yıllık savunma işbirliği antlaşması bize bir tehlikenin habercisi olabilir mi?
  5. Marshall yardımı aslında bizim iş gücümüzü artırmamız karşılığında verilen bir para yardımı değil miydi? Neticede bize ABD’den çalışmak için insan yollanmadı, sadece kağıt parçaları yollandı ve o kağıt parçaları karşılığında yine kendi iç potansiyelimizle bazı gelişimler kat ettik. Çünkü o paraları kullanabileceğimiz yerler sınırlıydı.
  6. İkinci Dünya savaşı ile ilgili onca film mevcutken neden 2.Dünya Savaşının belki de en önemli aktörü olan Nazilerle ilgili kayda değer hiçbir film yok. (Belki de ben denk gelmedim)

Siyaset aslında bulaşılmaması gereken bir alandır. Siyasete bir kere bulaştın mı tamamen temiz olma şansı çok da yüksek değil. En masum insan bile bir müddet sonra her canlının içinde olan vahşi hisleri devletin vahşi hislerine çevirmektedir. Sonucunda ise 100 metrekare yerde yaşayan ailelerin çocukları tüm bir vatan toprağını savunmak durumunda kalabilir. Bu vatan çocukları sadece yaşadıkları 100 metrekarelik yeri korumakla kalmayıp belki de yine o vataının içinde parası olmadığı için giremediği bir restoranı da korumak zorunda kalacak. Ya da ne bileyim bazı ülkelerin bazı ülkelere yaptığı sömürüleri ilerde birgün iyi davranış göstergeleri ile gölgelendirmek istemesi ile de bir başka durum meydana gelebilir. Mesela Bolywood bana göre Hindistan halkının bilinçaltını temizleme çabasından farklı bir şey değildir. (Dış güçlerce) Şimdi mesela bu bilinçaltı temizleme rolü o kadar önem kazandı ki günümüzde üç semavi dinin de kardeşliğini savunan bir eser muhakkak ödüle aday gösterilir. Çünkü dünyada tek bir din algısı yaratmaya çalışılıyor. Neden mi dinsizlik değil de tek bir din algısı? Çünkü artık onlar da biliyor ki insanlar özellikle de toplumlar dinsiz yaşayamaz ve insanların koyduğu kurallar bir yerde çöker. Tabi, inançlı olmak her zaman mükemmel bir insan olacağımız anlamına da gelmemekte, karşılıklı tekbir getirerek birbirine kurşun sıkan, ağaç kesme deyip kafa kesen, sadece Allah’tan korkarım deyip önüne gelene zulmeden insanların varlığı da su götürmez bir gerçektir. Siyaset, savaş ve millet ayrımı muhakkak dünya var olduğu sürece hep olacaktır, buradaki önemli husus siyaset etiğinin yerine getirilmesi ve her zaman için her şeyden öne insan onurunun konulmasıdır.

Muhammet Bora Candan
Kendisi 1993 Samsun Çarşamba doğumludur. Uludağ Üniversitesi Uluslararası ilişkiler, Uludağ Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Adalet Bölümlerinden mezundur. Şu ana dek iki adet kitap bastırmıştır (Körün Rüyası ve Sonsuzluktan Bir Adım Öncesi).

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment