Fotoğraf Christopher Beyer tarafından çekilmiştir.
Bay Carell, bir komedyen olmanın sizi bir aktör olarak sınırlandırabileceğinden hiç endişelendiniz mi?
Birisinin ne yaptığıma ya da ne yapmaya yeteneğim olduğuna dair fikrini değiştirmek istemiyorum. Bunun ne yaptığınızı veya yaptığınız seçimleri bulanıklaştırdığını düşünüyorum, bilirsiniz değil mi? Eğer birisine bir şeyi kanıtlamak için seçimler yapıyorsanız bunun kimseye faydası olduğunu düşünmüyorum. Yani eğer insanlar beni bir komedi aktörü veya dram aktörü veya her ne aktörü olarak düşünüyorlarsa… Bu önemli değil! İş buluyor ve çalışıyor olduğum için şanslı hissediyorum sadece. Bu yüzden insanlar istediklerini düşünebilirler.Kanıtlayacak bir şeyinizin olmadığını mı hissediyorsunuz?
Daha çok insanların beni nasıl algıladığını umursamıyorum. Nasıl algılanacağına dayanarak rol seçmek ve insanların beni nasıl algılayacağı… Bunun bana yardım edeceğini düşünmüyorum ve bu üzerine yoğunlaştığım bir şey değil.Bir komedi oyunculuğu tarihi, daha dramatik rolleri nasıl yorumladığınızı etkiliyor mu?
Bence bu Jon Stewart’ın The Daily Show’da ele alacağı açının bir anımsatıcısı. Bilirsiniz, bu hedefleri çok absürt bir mizah anlayışıyla ancak aynı zamanda oldukça somut bir açıyla ele alır. Öfkeyi sezebilirdiniz – The Daily Show’da bundan fazlaca vardı. Ama ben kişisel olarak benim üzerimde bir insan olarak etki bırakan projelere baktığımı düşünüyorum.

“Performansınızı yapabildiğiniz kadar samimi yapmayı denersiniz.”

Karakterler açısından mı?
Doğru. Bu yüzden gösterdiğim daha ciddi hikayelerin tümü, kusurlu karakterler. Bunları The Daily Show ile ya da öfke ile bağlamama gerek yok… Sadece onların canlandırmak için ilginç senaryolar ve insanlar olduklarını düşündüm. Gerçek yaşamda bulabileceğiniz bir kişiyi ve tarihsel bir olayı canlandırmanın ulaşılabilir bir yanı var. Ve bunların içine inşa edilmiş, sevdiğim bir sorumluluk var.

Bir hikayedeki gerçeğe bağlı olan sorumlulukla iyi hikaye anlatıcılığının sorumluluğunu nasıl dengeliyorsunuz?
Gerçek bir hikayeye dayanan her film, birisinin hayatının en iyi yorumudur. Yani taş çatlasa bir yansımadır, bir tahmindir. Performansınızı yapabildiğiniz kadar samimi yapmayı denersiniz. Hâlâ yorum için serbest bir hükmünüz vardır ancak altyapı zaten kurulmuştur. Gerçeklik… Kendi gerçekliğiniz açısından fazla bir şey inşa etmek zorunda değilsiniz çünkü bu zaten var.

Bu bir role hazırlanmanızı nasıl etkiliyor? O hâlde daha mı kolay?
Her zaman sete gitmeden önce en iyi şekilde hazırlanmaya çalışırım. Bilirsiniz, gerçek bir kişiyi canlandırmaya gelince yapabilirsem kişiyle tanışırım; Nasıl konuştuğunu duymak için kayıtlarını dinlerim. İçinde olduğum filmin dünyasına dair okurum ya da bir kitap varsa kesinlikle okurum. Esas olarak karakterlerim hakkında bir anlayışa sahip olmaya çalışırım. Bunların tümünü benimle birlikte sete getiririm.

The Office gibi bir dizinin orjinal versiyonunda Ricky Gervais ’in kurduğu bir rolü yorumlarken bu nasıl işledi?
Bilirsiniz, The Office için seçmelere katılmadan önce İngiliz versiyonunun beş dakikasını izledim ki ton hakkında bir fikir edinebileyim. Ama Ricky’nin ne yaptığını, karakterinin ne kadar özel ve harika olduğunu gördüğümde… İnsanlar onu seviyor, insanlar onun çok komik olduğunu düşünüyor! Daha fazla izleseydim bir taklit yapmaya meyil edeceğimi biliyordum, daha fazla çalmayı deneyecektim ve bunun bir seçmede bana yardım etmeyeceğini düşündüm. Yeni bir versiyon istediklerini fark ettim, bir Amerikan versiyonu; orjinalin karbon bir kopyasını istemiyorlardı. Ama keşfetmeye bayılıyorum. Bir karakter geliştirebilmek için yönetmenlerle çalışmaya bayılıyorum. İlginç – Truman Show’u izlediniz mi?

Evet, elbette.
Yani teknedeyken özde setin kenarı olan şeye çarptığı ve orada daha fazlasının olmadığını fark ettiği sahne?
Beyniniz açısından bunu düşünmek ilginç. Kendinizi düşünce çerçeveniz, yeteneğiniz veya sizin için oturmuş şeyler olarak algıladığınız şeyin sınırlarına çarparken buluyorsunuz. İyi bir yönetmen kendiniz için oturtmadığınız öteki mekanlara gitmenize ve sizi engelleyebilecek o şeyleri yıkmanıza izin verir. Doğru yönetmenle bunun genişleyeceğini düşünüyorum.

“İyi bir yönetmen size kendiniz için oturtmadığınız öteki mekanlara gitme iznini verir.”

Özellikle hangi yönetmenleri kastediyorsunuz?
Her seferinde farklı. Adam Mckay, hem Anchorman hem de The Big Short’un yönetmeni, gerçekten insanların öyle şeyleri denemekte özgür olduğunu hissettiği bir alanı yarattı. The Big Short’ta çalışılan doğaçlama, örneğin, Anchorman’da çalışılandan farklıydı. Çünkü Anchorman’da yapılacak, söylenecek komik şeyleri ve alâkasız lafları arıyorsunuz. Ancak The Big Short’ta doğaçladığınız zaman bu doğal, tam yerinde ve hikayenin bir parçası olmalıydı. Aynı zamanda özellikle komik olması esas alınmamıştı.

İki filmin çok fazla ortak noktası yok – biri tuhaf bir komedi, diğeri ise 2008 finansal krizi hakkında. Adam Mckay ikinci kez farklı bir yönetmen miydi?
Hayır, Adam oldukça aynıydı. Başarısız olmak sorun değil, hata yapmak sorun değil – onunla gerçek hatalar yok. İnsanların âdetler tarafından engellenmediğinde en iyi işlerini çıkardığına inanıyor ve bunu destekliyor. Oldukça güvenli bir ortam yaratıyor. Ayrıca son zamanlarda Woody Allen ile çalıştım. Kendisi bir aktörün gelmesini, hazırlanmasını ve bir aktör olarak işini yapmasını bekleyen bir yönetmen. Eğlenceliydi. Eğlendim!

Kulağa şaşırmış gibi geldiniz
(Gülüyor) Ne beklediğimi bilmiyorum… Çok kibardı, çok zekiydi ve aynı zamanda çok sessizdi. Fazlasıyla sokulgan birisi değil, ancak düzenli ve oyunculara gerçekten saygı duyuyor. Sorgulayamayacağınız tipte bir yönetmen. Aynı zamanda kendisi müdahele etmez – hepimizin yaptığı şeyi yapmasına izin verdi. Fakat bu büyüleyici. Öyle biriyle çalışmak ölmeden önce yapılması gerekenler listenizde yer alan bir şey gibi.

Kaynak.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment