Hepimizin bildiği ünlü bir söz vardır; ”Tarih tekerrürden ibarettir.” Peki bu söz ne kadar doğrudur ve onca tecrübeden ders çıkartılma şansı olmasına rağmen neden hala aynı hatalara düşülmekte veya olaylar aynı kısır döngünün içinde devir daim etmektedir? Tarihin tozlu sayfalarını kurcalayarak sizi Japonya’ya klanlar dönemine götüreceğim. Japon klanları kendi aralarında yıllarca savaşmış fakat dış düşmanlara karşı birlik içerisinde hareket etmişlerdir. Şimdi gelelim Türk Tarihi’ne her boy ve obaya varana dek kendi arasında mücadele eden insanlar dış tehditlere karşı ortak hareket etmiş ve en azılı düşmanlar dahi aynı bayrak altında birleşmeyi başarmıştır. Keza bu günümüzdeki Avrupa birliği için de geçerliliğini sürdürmektedir. Kendi aralarında siyasi olarak birbirlerine karşı üstünlük kurmaya çalışan bu devletler hem birbirlerini kıskanır hem de birbirleri olmadan yapamaz ve birbirlerini kollarlar.

Peki size bir soru yöneltmek istiyorum: İlk insansız silahı kim kaç yılına kullanmıştır? Cevap: M.Ö. 2000 yılında Çin Hükümdarlığı’nın bir generali tarafından kullanılmıştır. Kuzey Çin’de çıkan bir isyanı bastırmak için görevlendirilen bir general asker sayısının isyancıların 1/3’ü kadar olduğunu görüp bu açığını kapatmak ve asker kaybını azaltmak için arbalet olarak bildiğimiz tatar yayı olarak da anılan aynı anda 4 ok atabilen bir silahı biraz daha büyüterek at arabalarının arkasına dörder tane bağlamış ve bir makara yardımı ile tetik mekanizmasını tekerleğe bağlanmış tekerlek döndükçe gerilen tetik mekanizması ateşleniyor ve dolu dizgin koşması için kuyruğu yakılan atlar sayesinde hem okların hem de yanan atların yarattığı kargaşa ile düşman hatlarını bir tane kayıp vermeden yarmıştı. O günden bu güne kadar yapılan 4500 küsur yıllık göğüs göğüse yapılan savaşlardan sonra insanlık insansız silah ve hava araçları kullanabilmek için milyonlarca dolar parayı araştırmalara yatırmaktadır.

Peki Rus Çarı Petro’yu ünlendiren çalışmaları nedir? Kendisi dış dünyaya kapalı dini yozlaşmanın yaşandığı bir Rusya’yı devralmış genç yaşta imparator olmuş ve bu içe kapalılığı yıkmak için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Avrupa’dan medeniyet getirmek için donanmanın şart olduğunu anlamış Baltık ‘denizinde bir üs elde etmek için İsveç ile savaşa tutuşmuş daha sonra buraya bir liman inşa ettirmiş , gemi yapımını öğrenmek ve ülkesine ustalar getirmek için bizzat Hollanda’ya gitmiş bir süre kimliğini gizleyerek tersane marangozluğu bile yapmıştır. Döndüğünde ise Avrupa’dan o kadar etkilenmiştir ki onlar gibi giyinmeyi zorunlu hale getirmiş, sinek kaydı tıraşı özendirmek için boyar unvanı ile anılan yöneticiler dahil olmak üzere bütün halka sakal vergisi koymuş, boyarların uzun kollu kıyafetleri bizzat makas ile manşetlerine kadar kesmiş ve modern Rusya’nın temellerini atmıştır. Yukarıda yazdığım bilgilerin hepsini toparladığımda bana 20. yüzyılda Osmanlı Devleti’ni ve onun içinden modernize bir Türkiye çıkartmaya çalışan reformcu liderlerimizi anımsadım.

Son olarak bir konuya daha değinmeden edemeyeceğim. Roma İmparatorluğu yıkıldığı vakit Avrupa karanlık çağ adı verilen kan, salgın, açlık, kıtlık, sefalet ve insaniyet suçları ile dolu bir döneme girdi. Bu dönemin sonlarına doğu tüm bunlar yetmez gibi Viking akınları da eklenince bütün halk kendini savunmayı öğrenmek zorunda kalmıştı. Bu çağın sonlarına doğru Viking saldırılarının son bulması ile bu kadar kılıç işsiz kaldığı için kendi aralarında çatışmalara giriyor ve bu çatışmanın önlenmesi için dönemin Papa’sı Asya’ya haçlı seferlerini başlatıyor. 20. yüzyılda Osmanlı yıkıldığında da Orta Doğu için karanlık çağ başladı. Birbirleri ile savaşıp aynı kökende insanlar birbirini kırdılar. ABD’nin saldırısı ile birleşen Irak askerleri bu gücün çekilmesi sonucu ellerinde silah ile kalakaldıktan sonra bu insan gücü terör örgütlerinin çıkış noktası oldu. Tıpkı Avrupa’da olduğu gibi.

Kısa bir sona bağlamak gerekirse, yukarıda verdiğim örneklerden de anlaşılacağı üzere dünya aynı olayların farklı aktörleri üzerinden dönmeye devam ediyor. Bu da kabaca bize binerce yıl geçse dahi insanların ihtiyaçlarının değişmediğinin bir göstergesi değil de nedir?

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment