14.000 yıldır yaşadığını iddia eden bir insana hangi soruları sorardınız?

The Man from Earth (Dünyalı) 2007 ABD yapımı dramatik bilim kurgu filmdir. Özgün adı The Man From Earth’dür. Senaryosunu Jerome Bixby’nin yazdığı filmin yönetmeni Richard Schenkman’dır.  Kaynak https://tr.wikipedia.org/wiki/The_Man_from_Earth 

Konusu : 

Taşınmak üzere olan tarih profesörü John Oldman eşyalarını kamyonetine yüklerken o sırada vedalaşmak için meslektaşları gelir. Oldukça farklı kişiliklerde olan meslektaşları arkeoloji, teoloji, tarih, psikoloji ve biyoloji bölümlerinde çalışmalar yürütmektedir. John’nun bu ani istifasını merak eden meslektaşları, ısrarla nedenini sorar. Israrlara daha fazla dayanamayan John sonunda hikayesini anlatmaya başlar. Delice bir sırrı vardır. Bu sırra göre John 14.000 yıldır yaşan bir Cro-magnon tarih öncesi, mağara adamıdır.

Her neyse ilk etapta arkadaşları John’un şaka yaptığını düşünerek, alaycı tavırlarla sorular sormaya başlar, fakat işler sanıldığının aksine çok daha ilginç hal alır. John’un verdiği cevaplar o kadar tutarlıdır ki, meslektaşları şoka uğrar ve içlerinden biri telaşa kapılıp aynı üniversitede görev yapan Psikiyatrist Fred’i çağırır. Fred başlarda sakin bir tavırla John’a sorular yöneltirken, o da cevaplar karşısında şoka uğrar ve ardından büyük bir öfke ile John’a silah çeker. Bunun sebebi ise; önceki gün eşini kaybetmiştir. Bunca zaman ölmeyen birine karşı çok sevdiği birinin kaybı onu daha çok hüzne boğar. Fred, John’a silahı bırakır ve oradan ayrılır. Fakat bir süre sonra geri döner ve yaptığı davranıştan ötürü özrünü dile getirir. Olayların iyice kötü bir hal aldığını düşünen John,gecenin sonunda söylediği her şeyin uydurma olduğunu söyler. Kandırılmış ve salak yerine koyulmuş hisseden bazı meslektaşları orayı sinirle, bazıları ise imkansız görünen bu olayın yalan olmasından ötürü huzur içinde oradan ayrılır.

Benim yorumum ;

İlk etapta filmin kapağını gördüğümde ve türünün bilim kurgu olduğunu öğrendiğimde açıkçası içerisinde teknolojinin ötesinde bir şeyler göreceğimi zannetmiştim. Fakat yanılmışım. Film tek bir evde, hatta oda dersek daha doğru olur, geçiyor.

14.000 YILDIR YAŞADIĞINI İDDİA EDEN BİR İNSANA HANGİ SORULARI SORARDINIZ?

Açıkçası ortam çok iyi ayarlanmış. Elimizde 14.000 yıldır yaşan bir insan, ve ona soru sormayı bekleyen bilim insanları… John’un bu eşsiz hayat hikayesinde, geçmişte seyahate çıkıyorsunuz. İnançlarınız sarsılıyor, doğru sandıklarınızı sorgulatıyor, farkındalığınız arttırıyor… Filmde dikkatimi çeken noktalardan biri de John’un ortaya attığı argümanların, bilinen argümanları hem yalanlıyor hem de doğrulatıyor. Dinler için apaçık uydurma olduğunu belirten John tanrı konusunda yalanlama yapmıyor. Cennet/cehennem olgusunda insanoğlunu bekleyen sonsuz bir yaşam vardır, denilir. Fakat insan düşününce sonsuzlukta neler yapabilir insan? John işte bunun apaçık örneği, hafızamızın ne kadar zayıf olduğunu, geçmişi zaman içerisinde unutup, sonsuzlukta belirli bir ömürle yaşadığımızı belirtiyor. Kısacası hafıza yenileniyor. John tarihin birçok önemli olaylarına tanıklık etmiş hatta doğrudan içerisinde bulunmuştur. Hafıza yenileme dediğim olayda da John birçok şeyi hatırlayamamaktadır. Bu da onun zamanın ötesine geçememesine neden olmaktadır. Şöyle bir örnek vermek gerekirse ; John kendisi Cro-magnon’dur. Fakat bunu binlerce yıl sonra anlar. Nasıl mı? Bilim ile! Ta ki bilim onlara bu ismi verene kadar. İşte John zamanın ötesine geçemiyor, yaşadığı deneyimler daha sonraları anlam kazanıyor. Filmde;  Christoph Colomb ile Yeni Hint Kıtası (Bugünkü Amerika)’nın keşfine katıldığını bir ara dünyanın yuvarlak olduğundan emin olamayıp, sonuna gelip sonsuzluk çukuruna düşmekten korktuğunu anlatır. Van Gogh’un kendisindeki tablosunun ise orijinal olduğunu ve ressamla uzun dönem arkadaşlık ettiğini söyler.  Kaynak https://tr.wikipedia.org/wiki/The_Man_from_Earth

Kısıtlılık aslında sonsuz bir özgürlüğü çağrıştırır. Yani düşünsenize aklınızın sonsuz kapasiteye sahip olduğunu,kısıtlı olmadığını. Muhtemelen yaşadıklarınız, sizi duygusal açıdan sizi, yaşarken öldürür. Fakat unutmak, insanın yeniden doğmasını sağlar. Yenilik özgürlüğü verir. Yenilik değişimi yaratır. Değiştikçe sonsuzluk içerisinde farklı benliğimizi oluştururuz. Bu da bizim özgür olmamızı sağlar.

Bir diğer ilgimi çeken nokta şu; bizler alışkanlıklar ediniriz, yani iyi veya kötü birkaç alışkanlığımız olmuştur. Bazı şeylerden ibret alırız, ders çıkarırız. Tecrübelerimiz bizi neyi yapıp yapmayacağımızı söyler. İşte bu konuda John’un hayat tarzı benim çok ilgimi çekti. 14.000 yıldan söz ediyoruz. Edindiği tecrübeler, Buda’nın öğretisine sahip olması, yaşam tarzı en iyisi olması gerekmez mi? Yani bizim dilimizde görmüş geçirmiş biri. Örnek alınması gereken biri. Filmin yapımcıları bu konuyu es geçmemişe benziyor. Öyle ki film içerisinde, geçen bazı konuşmalar çok ilginçtir ki bu konuya dikkat çekiyor. John’un 10 yıl sonrasında bir başka yere göç etmesi, giderken yanında pek fazla eşya götürmemesi, hatta film içerisinde John’un eşyalarını bir hayır kurumuna bağışlaması. Tek varlığının kişisel eşyaların olması. Ve John’un bir çok acılar yaşadığını söylemesi, zamanın ötesine geçememesi, hafızasının yenilenip sebeplerin ortadan kalkması, dürüst bir yaşam sürdürmesi. Evet bildiniz! Bunlar Buda’nın öğretilerinden dört yüce gerçeği ‘i temsil ediyor. Belki de filmin yapımcıları insanları kırmadan, inançlarına saygı göstererek bazı şeyleri nasıl öğretebiliriz, diyerek böyle yapım ortaya koydular. Söylenecek çok şey var aslında, yazıyı uzun tutup sizi sıkmak istemem, filmi izleyin. 🙂

 

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment