Toplum, insanı etkileyen gerçek ilişkiler bütünüdür. Belli bir toprak üzerinde yaşamak, ortak bir politik iradeye bağlı olmak ve kültürün ortaklığının olması ile karakteristiktir. Birey kelimesinin zıttıdır. Toplum kelimesinin esas ifadesi insanların ihtiyacından doğmuştur. İnsan ırkı diğer türler gibi tek başına yaşayamaz. Bunun için insanlar bir araya gelerek toplumları oluştururlar. Toplumu teşkil eden bireyler ise içinde bulundukları toplumun yapısı, örf, adet, kültür, ananevi unsurlar ve zaman gibi olgular neticesinde onları tabakalaşmış bir halde zümreler şeklinde yaşamaya iten ‘toplumsal tabakalaşma’ kavramının içinde kendilerine yer bulmaktadırlar. Tarihsel süreçte Hindistan’da Kast Sistemi ve Ortaçağ Avrupası’nda Feodalizm olarak yer bulan toplumsal tabakalaşma neticesinde insanlar içinde bulundukları toplumsal sınıf, ekonomik grup ve dinsel cemaate özgü niteliklerle karşımıza çıkmaktadırlar. Temel mantalitesinde ‘insan’ öznesini barındıran bu kavram, hümanizm ile iç içe gibi görünse de tam manasıyla hümanizmin zıttı addedebileceğimiz ‘dehümanizasyon’ kavramı ile ilişkilidir. 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra literatürde yer almaya başlayan dehümanizasyon terimi, insani duygulardan uzaklaşma ve insana has özelliklerden arınma anlamında kullanılmaktadır. Dehümanizasyon anlam itibarıyla toplumsal tabakalaşmayı etkileyen ve onun kriterlerini belirleyen etkendir. Hümanizm her bireyin mutluluğunu, insani duygular barındırmayı, insana has özelliklerle yaşamayı öğütlese de, Dehümanizasyon tam tersi bir mantıkla gücü ele geçiren grubun mutluluğunu ön planda tutarak çoğulcu anlayıştan öte çoğunlukçu anlayışa göre hareket eden bir sistemdir. Sistem hatası diyebileceğimiz bu anlayış yüzünden insanlar farkında olmadan alt-üst ilişkisine girmekte, kendi içlerinde tabakalara ayrılmakta ve kutuplaşmaktadırlar. Her tabakadaki insan alt grubu eziksemekte üst gruptaki insanlara da yersiz hayranlık besleyip yüceltmektedir.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment