LoadingSonra oku

Dün bir dostumla konuştum ve aslında bu yazının oluşmasını sağlayan etken onun cümleleri oldu.

”Ben kendim için en son ne yaptım hatırlamıyorum ve bu durum bende bazı soruların ve sorunların ortaya çıkmasına neden oluyor” dedi. Bende o zaman kendine sor bakalım seni en çok ne mutlu eder. Cevabını bulursan da hemen harekete geç dedim. ”Galiba şuan ne cevap vereceğimi bilemiyorum.” dedi.’

Mutsuzluğumuzun kaynağını bilmiyoruz ve bize dayatılan hayatı çoğu zaman yaşadığımız için koca bir dehlizde boğulurcasına başkalarının hayatlarını yaşamaya mahkum bırakılıyoruz. Biliyoruz ki çoğumuzun aile bireyleri bize sadece ne olmak istediğimizi sordular, olmak istediğimiz yolu çizmemize izin verdiler fakat ellerindeki silgi bizim kalemimizden daha güçlüydü. Peki dedim, tutkuların hala ayakta mı? Hazlar olmadan yaşanması güç biliyorsun ve arzularımız bizi başarı yumağına çıkaracak bir uçurtma. Vereceği cevabı tahmin ediyorum fakat bir kez daha duymak istedim. ‘Şiir, şarkılar ve samimi gülen insanlar’ istiyorum dedi. Bir gülümseme geldi yüzüme ve içimden dedim ki hala umut var. Gece 3 sularıydı ve şiir yürekli bir insanla bu muhabbeti yapmak bile haz veriyorsa hala umut var dedim. Çünkü aynı kaygıları bende yaşıyordum. 8 yaşımda kalemi elime aldım ve yolculuğum o gün başladı hayata. Hayal dünyam o kadar farklıydı ki. İnsanlar anneleriyle oturup onların okuduğu masalları dinlerken, ben annemden uzak ona okuyacağım masalları yazıyordum.

Evet, istek ve arzular bitmeye başladığı an durup kendine sorarsın, kendinden kopan bir renk seni gökkuşaksız bırakır mı, yoksa o şekilde de açmaya devam edebilir misin*? Dedi ki aslında farklı olmak dileğim. Herkes gibi olmamak ve ruhuma iyi gelecek şeyleri yapmak. İnsanlar ne dedi diye düşünmek yerine bir yerlerde bir şeylere fısıldamak..

Önce kendine ne olmak isteğinin sorsaydın bu dehlizde kaybolur gibi hissetmezdin. Bu noktada aldığımız eğitim, hayatımızı ne kadar da yönlendiriyor bunu görüyoruz. Şuan Her şeyin farkındasın ama artık geçen yıllar ve okul sıraları sana ne olmak istediğini sormuyor! Nasıl para kazanırsan kazan ama kendini geçindir diyor. ”Farklı ya da değil, hayatta kalma savaşında herhangi bir insansın” sözünü tokat gibi işitiyorsun.

Albert Einstein bir keresinde demişti ki: ”Aslında herkes bir dahidir.”

Ama siz kalkıp bir balığı, ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirir. Milyonlarca insanı robotlaştırarak sadece akıntıya karşı yüzmek gibi, yeteneklerinin farkına varmadan onca yıllını heba eden kaç kişiyiz acaba? Kaç kişi yaratıcılığını ve özgünlüğünü fark etti okul sıralarında. Kaçımız futbolcu, balerin, şarkıcı veyahut bir spor spikeri olmak istedi de olamadı.. Peki şuan neredesiniz ve mutlu musunuz?  Farkında mısınız bilmiyorum ama; sınıf ortamları 150 yıl öncesinde de aynı şemayı çiziyordu şimdide aynı durumda. Tek fark, akıllı tahtalar ve öğrencilerin ellerindeki telefonlar. Teknoloji gelişiyor fakat insanımız ilerlemiyor. Peki biz kendimizi neye hazırlıyoruz geçmişe mi geleceğe mi?

Ivan Illıch, henüz küçük bir çocukken,etimizin ve kemiğimizin ailemiz ve öğretmenlerimiz arasında pay edilmesiyle paylaşılan okul maceramızı farklı açılardan inceler. Illich, hastanede doğup orada ölen, yani bir kurumun elinde doğan ve kurumlarla dolu bir dünyada yaşayıp, bir kurumda ölen insanlar olarak durumumuzun pek de iç acıcı olmadığını vurgular.

Bırakın çocuklarınız düşe kalka öğrensin ne olmak istediklerini. Kimisi daha 3 yaşında ninja olmak istediğini söylüyor kimisi prenses. Gülmeyin, bırakın hayallerindeki kahramanlar yaşadıkça gerçek hayattaki kahramanları ölümsüzleşecektir, yani kendileri. Geçti sandığımız zaman aslında bize tecrübelerle geri dönüyor. Bizler yeter ki tutkularımızdan ödün vermeyelim.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment