Üniversite tercihi yapacaksınız. Fizyoterapi ve Rehabilitasyon da seçenekler arasında. Ama mutlu olur muyum? Fizyoterapistlik bana göre bir meslek mi? Düşünüp duruyorsunuz. Dört senelik eğitimini almış, yeni mezun bir ablanız olarak söyleyebileceğim yanlış ayrıntılara duyarlı; idealist fizyoterapistlerin gazabından siz okuyucularıma sığınarak tecrübelerimden yola çıkarak birkaç kelam edeceğim.
Not: Bu yazı bir meslekte mutlu olmayı hedefleyen, o mesleği hakkıyla yerine getirmeyi isteyen kişileri dikkate alarak yazılmıştır. Resmi açıklama değil, kişisel gözlemler ve düşüncelerdir!
Fizyoterapist nedir, ne iş yapar?
Fizyoterapist ismi üzerinde fizik terapistidir. Yani size şöyle açıklayayım: Genellikle bir travma geçirmiş (trafik kazası, beyin kanaması, kalp krizi, beyin felci, sporda çarpma, düşme v.s) ya da sinirsel hastalığa sahip (sinir sıkışması, MS, parkinson v.s) hastaların fiziğine (buna bedenine ya da daha terimsel bir ifadeyle kas-iskelet, sinir sistemleri üzerine de diyebiliriz) terapi uygular, hastayı eğitir. Tabiki şu an aklıma gelmeyen daha birçok hastalık çeşidinde de görev alır.
Peki bu terapiyi ne şekilde uygular?
Birtakım elektronik cihazlar, egzersizler ve masajlarla. Hemen laf arasında şunu da söyleyeyim: Üniversitede eğitimini göreceğiniz dersler de temel olarak bu üç alanda. Yani o elektronik cihazların hangisinin hangi hastalığa, ne şiddette, ne sürede, ne sıklıkla uygulanacağını, hangi egzersizlerin hangi problemlerde ne sıklıkla kullanılacağını ve masaj yöntemlerini öğrenir, uygularsınız. Ve karşınıza bir hasta geldiğinde de bu üç tedavi yönteminde hangi çeşidinin hastaya iyi geleceğini düşünür, program yapar ve uygularsınız. Tedaviyi uygulamadan önce de en doğru tedaviyi uygulayabilmek ve hastaya zarar vermemek için hastayı gözlemler, değerlendirirsiniz.
‎Bu dediklerim bir fizyoterapistin yapması gerekenler. Şimdi size staj yaptığım birçok hastanede olanı söylüyorum: Fizik tedavi doktoru, hastayı muayene ediyor ve hastaya uygulanacak tedavileri reçete yazar gibi yazıyor. Mesleğinin farkında olmayan ya da olması işine gelmeyen fizyoterapist de hiçbir değerlendirme ve planlamaya gerek duymadan hastayı, doktorun dediğini harfiyen yerine getirerek tedavi ediyor. Elektronik cihazları ezberden ayarlıyor. Masajla falan da uğraşmıyor. Size kalmış… Bunu neden söylüyorum? Çünkü bir başkasına bu işi sorduğunuz zaman size verdiği cevap, ‘egzersizler belli, cihaz da ayarlı, bir zorluğu yok’ olabilir. Ben de size ayrımı gösteriyorum.
*Bakın altını çiziyorum. Fizik tedavi doktoru, tıp okumuş fizik tedavi uzmanı olmuş, hastayı muayene ederek tanısını koyuyor. Bizse dört yıllık Fizyoterapi ve Rehabilitasyon okuyarak fizyoterapist olduk ve tedavi uyguluyoruz. Bir de fizik tedavi teknikerimiz var. O da sadece o elektronik cihazların kullanılmasından sorumlu. Eğitim süresi iki yıl.
Üniversite dersleri dedim. Ben kendi adıma bu dersleri öğrendim mi? Hayır. Çabalamama rağmen birçok konuyu mantık olarak kavrayamadığım için ezberledim. Birçok öğrenci de bunu yapıyor. O yüzden eğer sözel zekanız gelişmemiş, hafızanız da zayıfsa derslerin sizi zorlama ihtimali var. Siz bunu bir çeşit biyoloji çalışmak gibi düşünün. Ben itiraf ediyorum çok zorlandım.
Yukarıda örnek verdiğim hastalıklara dönecek olursak: Her hastalık, belli bir alana giriyor. İlerde de siz de eğitiminiz bittikten sonra bu alanlardan yatkın olduğunuzu seçip o alanda uzmanlaşabilirsiniz.
Kabaca bu alanlar nelerdir?
Nörolojik Rehabilitasyon: Klinikte çokça karşılaşacağınız felçli hastalar; parkinson, MS gibi sinirsel hastalıklar bu gruba girer. Bu hastalarda hareketin geri dönmesi için çabalarsınız. Bu alanda geri dönüş fazlaca gözlenir ama en yorucu alan da bu olabilir. Fazlaca bedensel kuvvet gerektirir. Bu dediğim, tüm fizyoterapistler içindir. Ama oldukça minyon olup üstesinden gelen fizyoterapistleri gördük mü? Gördük. Siz nörolojik hastada gelişmeyi, başarınızı gördükçe kendinizle gurur duyarsınız, minnettarlık dolu gözleri, çoğu zaman duaları büyük bir mutlulukla karşılarsınız. Yeri gelmişken burda bir konuya parmak basmak istiyorum. Fizyoterapist sadece hastayı fiziksel olarak tedavi etmez, ona psikolojik olarak da destek olur. Evet biz psikolog değiliz ama bize gelen hastaların büyük bir çoğunluğu içine düştükleri durumdan ötürü üzgün, şaşkın, hayal kırıklığına uğramıştır. Bizim tedavimizde de motivasyon, tedavi başarısında büyük bir paya sahip olduğu için biraz iletişim becerinizin, biraz güleryüzünüzün biraz da tatlı dilinizin olmasında fayda var.
Pediatrik Rehabilitasyon: Kendimce en zor gördüğüm alandır. Engelli çocukların tedavisiyle ilgilenir. Genelde bu hastaları beyin felci geçirmiş spastik çocuklar oluşturur. Rehabilitasyon merkezleri büyük çoğunlukla bu grupla çalışır. Senelerce tedaviye devam eden hastalar vardır. Sabır gerektirir.
Ortopedik Rehabilitasyon: Daha çok kırık, burkulma romatizma gibi problemlerin tedavisiyle ilgilenir. Ameliyat öncesi ve ameliyat sonrasında da tedavide görev alabilir.
Kardiyak Rehabilitasyon:Çok yaygın olmamakla beraber kalp krizi geçirmiş hastalara uygun tedavi programını oluşturur.
Pulmoner Rehabilitasyon: KOAH, bronşit gibi solunum hastalıklarına sahip hastaların solunum kapasitesini artırmak için uygulamalar yapar ve hastayı eğitir. Bence bu alan da çok fazla yaygın değil.
Sporcu Rehabilitasyonu: Spor fizyoterapisti, spor yaralanmalarında uygun tedaviyi uygular. Takımlarda görev alır. Kim bilir belki ünlü bir sporcuyla tanışma fırsatı yakalar.
Geriatrik Rehabilitasyon: Fizyoterapist, yaşlılarda düşmelerin önlenmesi, çevresel düzenlemelerin yapılması gibi görevler üstlenir.
Bunlardan başka el hastalıkları ile ilgilenen el rehabilitasyonu gibi daha özel alanlar da var.
Bir başka değinmem gereken konu: hasta eğitimi. Siz aynı zamanda hastaları egzersizleri ve almaları gereken önlemler konusunda eğiten bir öğretmensiniz. Hastaların kimi tedaviye iki hafta gelecek. Geriye kalan tüm iş ona kalacak ve egzersizlerini iyi öğrendiyse, fizyoterapist, egzersizlerinin devamlılığını ona kavrattıysa ömür boyu sağlığını koruyacak.
Gelelim iş imkânına: Bundan altı sene kadar önce yıldızı parlamışken iki sene önce aniden puf diye sönen bir meslek oldu iş imkânı konusunda. Şu an devlet yılda toplam iki yüz kadar alım yapıyor. Bizim sınıfın mevcudu yüz otuzdu. Bizim üniversiteden başka elli tane daha bu eğitimi veren üniversite düşünün. Özellerde az maaşa ‘tamam’ diyen meslektaşlarımız, artması durdurulamayan kontenjanlarımız sayesinde teklif edilen maaşlar asgari ücreti bulacak, az kaldı.
Ama benim fikrim şu: Aa bu işte de para yokmuş canım diyerek sekmeyi kapatmayın. Türkiye’de şu an diş hekimliği ve tıp dışında ‘garanti meslek’ dediğimiz bir meslek yok. Onların da yarın ne olacakları konusunda garantileri yok. O yüzden siz size en uygun, yaparken zevk alacağınız işi seçin. Varsa imkânınız gidip mesleği yerinde görün, icra eden birinden anlattıklarını, sebepleriyle dinleyin. Bu dediklerimi düşünür ve uygularsınız ister istemez seçtiğiniz meslek alanında kendinizi isteyerek ve bilerek geliştirecek, en iyiye koşacaksınız. En iyi olacağınız için de tatmin olmanız ve peşinde o çok sevdiğimiz parayı elde etmeniz kaçınılmaz olacak.
Umarım önceden belirlediğiniz ve ulaştığınız bir hedefiniz vardır. Yoksa sancılı bir tercih dönemi sizi bekliyor. Okuyanlar olarak yazıyı paylaşalım, gençlerin okumasına vesile olalım, kendi mesleğimizi de anlayabilecekleri bir dille anlatalım ki yanlış meslek seçerek kendisi mutsuz, yaptığı kötü işle topluma yararsız birer birey olmalarını engelleyelim.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment