LoadingSonra oku

Güneşi selamlayıp önünden geçen bir bulut yalnız ve tekti gökyüzünde. Belki bir dakikalığına belki bir dakikadan da az bir zaman için yol boyunca gölgesini uzatmıştı. Hava sırsıklam nemle kaplıydı. Sıcak öyle rahatsız ediciydi ki sanki asfaltı eritiyor, insanın havadan yanık kokusu almasını sağlıyordu. Bulutun gölgesi geçtiğinde adam, sokağı henüz dönmemişti. Az sonra sokağı döndüğünde iki geniş binanın arasından çift tarafı muntazam ağaçlandırılmış bir yola girdi. Yol üzerinde hiçbir araç yoktu. Hiçbir insan görmedi. Yolun iki tarafında da kaldırım vardı ama yolun ortasından yürümeye devam ediyordu. Yürürken doyumsuz bir haz hissetti tüm benliğinde. Yoldan aldığı haz,o anda zihninde bazı hatıraları dansa kaldırdı. Yolun iki tarafına baktı, gözleriyle oturabileceği bir bank aradı, buldu ve yaklaşıp ona oturdu. Otururken bankı ortalayarak oturmadı, kenarına bitişik vaziyette oturdu. Sol kolunu bankın kenar kısmındaki demirinin üstüne koydu. Sağ eliyle şapkasını çıkardı, yanına bıraktı. Şapkasını çıkarırken öylesine bir iç geçirdi. Diğer elini çenesine yaslayıp karşısındaki ağacın dallarını, yapraklarını seyre daldı.Varsayımsal bir rüzgar, dalları şöyle bir salladı. Yapraklar yerinden oynarken genç adam o günü zihninde yeniden yaşamaya başladı…

Şöyle demişti genç adam:

-Şu yoldan mı yürüsek otele giderken bu sefer?

-Olur, fark etmez.

Sevgilisi, neden bu yoldan yürümek istedin diye sormamıştı ona ama genç adamın vücut dili ve göz bebekleri o kadar hareketliydi ki; heyecanını dışarı vuruyor, neden buradan yürümek istediğinin ipuçlarını veriyordu.

Kaldıkları otel Prag’ın dışındaydı.O gün dört günlük Prag tatillerinin son günüydü.Heyecan ve tutku dolu başlayan tatilleri son gününde, kasvetli havasıyla ünlü bu şehirde durgun bir hale bürünmüştü. Ortada hatrı sayılır bir gerginlik yoktu ama en son neşeli diyaloğun üzerinden de biraz zaman geçmişti. İşte tam olarak bu cinsten soyut bir durağanlığın içindeyken o ağaçlı yol, gözlerinden vücudunun içine akan bir huzur şelalesine döndü. İki yanı yeşille çevrili yolları oldu olası sevmişti zaten genç adam.

Yürürlerken ikisi de sessizdi, etrafa bakıyorlardı. Genç kadın süregelen durağanlığa meydan okumak isteğiyle dolup taştı birdenbire. Genç adamı elinden kavrayıp yolun kenarına sürükledi. Genç kadın, yüzünde olabildiğince ciddi bir ifade takınıp konuşmaya başladı:

Dans et benimle. Sanki Goran Bregovic konserindeymişiz gibi dans edelim.Genç adam tamam diyemeden, o ses ağzından ”tamaa…” suretiyle çıkarken sokağın kenarında dans etmeye başlamıştılar bile. Henüz bir kaç saniye geçmişti ki adeta tüm Avrupayı kaplayan ve sanki demirden yapılmış bir bulut kütlesi gıcırdıyormuşçasına  gürlemeye başladı gök. Ve yine bundan çok kısa bir süre sonra yağmur damlaları yere ve dans eden çiftin üzerine çarpmaya başladı. Kendilerini tüketircesine coşkuyla yapılan, hızlı ve uydurma figürler barındıran bir danstı bu. Yapılan işin saçmalığının bilincinde olmak bir yana bu yağmurun altında bu şekilde eğleniyor olmak ikisi içinde paha biçilemezdi.Dans etmeyi bıraktıklarında yağmur şiddetini arttırmıştı.Nefes nefese kalmış haldeydiler. Öpüştüler, tam o anda gök,  kırbacını çılgınca gürletti. Hemen ardından parlak ışıklarıyla yere vurdu.

Genç adam gözlerini açtı… Etrafına baktı, kafasını kaldırıp havaya dikti. Yağmur yağıyordu.Anılarını düşünürken uyuyakalmıştı.Ve epey zaman geçmiş olmalıydı. En son kavurucu bir güneş ve açık bir gökyüzü hatırlıyordu.Şüphesiz bu bir yaz yağmuruydu, çok uzun sürmeyecekti ama oldukça ıslatıyordu.Genç adam yağmurun dinmesini bekleyecek bir yer aradı gözleriyle. En yakın binaya doğru hızlı adımlarla yürüdü. Sundurmanın altına geçti.Yere çarpan yağmur damlalarını izlemeye koyuldu. Bir su birikintisinin üzerinde oluşan dairesel su dalgalarını baktı. Ardından çok sevdiği bir Ortaçgil sarkısını mırıldanmaya başladı. Bugün yağmur  bir kadın saçıdır yeryüzüne dökülen…

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment