“Hevesleri, beklentileri, erteledikleri, kursağında kalmış kelimeleri, kaçırılmış bakışları, gizledikleri, bitirilmemiş mektupları, susuşları ve istemsiz veda edişleriyle tamamlanmamış bir cümledir insan..” der Tarık Tufan. Her okuduğumda yüzüme soğuk bir rüzgar gibi çarpan bu cümleler benim hayatım aslında. 23 senelik tamamlanmamış bir hayat ve hiçliğin sarsılmaz kuvvetiyle yerlere serilmiş bir insan. İnsanların hayatlarında kendi isimlerinin bir etkisi olduğuna önceden inanmazdım ama yaşadıklarım bu fikrimin çok çabuk değişmesine neden oldu. Bazı zamanlar âdem olup mutlu bir insan olduğumu hayal ederdim. Hayal dünyamın bu kadar geniş olması benim gerçeklerle yüzleşmeme hep engel oldu, belki de ben böyle olsun istedim bilmiyorum. Oysa sırasıyla bütün gerçeklerle yüzleştiğim vakit aslında sadece adem olduğumu anladım. Sadece bir hiç olduğumu, hiçlik girdabından ne kadar çabalarsam çabalayayım hayatım boyunca çıkamayacağımı anladım. Hayal dünyamda kurduğum ütopyamın aslında hiçbir zaman gerçek olamayacağını anladığım vakit hiçlik hissi bütün zerrelerime kadar kendisini hissettirmişti. Bu histen daha kötü bir şey varsa ki var o da bu hisse alışmış olmak. İnsanın böyle bir hisse alışmış olması ve bu histen kurtulamayarak bunları yazmak zorunda kalmadı ne kadar acı. Neden yazıyorum şu an bunları? Neden bunları anlatıp kurtulmak istemiyorum? Bu cevapsız soruların yükü çok ağır ve ben daima bu yükün altında eziliyorum. Korkuyorum belki de yazmaktan. Yazmak yani acılarımı kağıda dökmek fikri korkutuyor beni. Bunları yazarsam acılarımın büsbütün artacağından korkuyorum. Bütün bunları göze alarak yazmaya karar verdim. Evet yazacaktım ve bir nebze de olsa korkularımı yenecektim. Yazmak istediklerimin içinde kayboluyorum sürekli. Bir yol var görünürde ama düzlüğe çıkamıyorum. Elimi uzatıyorum hiçliğe,  tutunamıyorum. Sana tutunmaya çalışarak geçiyor ömrüm ve her seferinde düşüp kalkıyorum. İnsan en dibe düşünce korkmuyor artık düşmekten. Sana bunları yazarken bir şey beklemiyorum. Sadece yazmak istiyorum. Yazmak ve yanmak sonra…

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment