Zamanın göreceli olduğu tartışmasını iki şekilde ele almak mümkündür. Bunlardan biri psikolojik olarak zamanın göreceliliği diğeri ise zamanın mekana göre göreceliliğidir. Ben bu yazımda zamanın mekana göre konumunu ele alacağım. Aslında zaman sadece mekanla değil aynı zamanda büyüklüklerle de alakalı bir kavramdır. Mesela bir dev düşünün (Dünya’yı avuçlarına alabilecek kadar büyük bir dev) bu dev Dünya’nın üzerinden bize el sallasa bu el hareketleri bize ışık hızında gelecektir. Ama aslında o dev için bu hız gayet normal bir hızdır. Aynı şekilde bu dev Dünya’ya bakınca Rusya’dan ABD’ye ışık hızında gönderilmiş bir füzenin de (varsayım) hızını bizim algıladığımızdan daha yavaş algılayacaktır. Işık demişken, ışık başlı başına zaman kavramıyla ele alınan bir konu günümüzde ama ben bunu savunmuyorum. Işık sadece olanın bir görüntüsüdür. Işık hızını yakalamak gibi bir şey bizi geleceğe ya da geçmişe götürmez. Ancak ışıktan daha hızlı gidebilirsek ve ışığın dağılmadan hareket etmesini sağlayabilirsek ışık bir yere çarpana kadar geçmişte olanları izlememiz mümkündür. Şöyle düşünün Mustafa Kemal Atatürk Balıkkesir’de bir konuşma yapıyor ve güneşten gelen ışık karanlıkta kalan tüm her şeyi (karanlıkta her şeyin rengi siyahtır) renkli ve aydınlık hale getirerek çarptığı yerden yukarıya yansıyor. İşte bu yansımayla ışık dağılıyor olmasa ve hiçbir yere tekrar çarpmamış olsa o konuşmadan 100 yıl sonra bile ışık hızını geçebildiğin vakit yansıyan ışığın önüne geçerek o dönemdeki konuşmayı izleyebilirsin. (Bu imkansıza yakın bir durum)

Bana göre tüm bir hayatın şifresi zamandır, zaman ise andır. Zaman durursa an da durur ve hareketler ortadan kalkar, hız da ortadan kalkar, mekan da… Çünkü bu saydıklarım bir bütündür. Bir düşünün A köyünden B köyüne bir araç 3 saatte gidiyor. Eğer zamanı ortadan kaldırırsak bu araç herhangi bir zaman kısıtlaması olmadan A’dan B’ye gidebilecekti. Yani 1 saniye bile olmayacaktı A’dan B’ye gitmek için, öyleyse A ve B aynı iki yer olacaktı. Zaman ortadan kalktığında tüm mekanlar aynı yer olduğu ve tüm mekanlarda aynı anda bulunabildiğimize göre hız da ortadan kalkacaktı. Çünkü her şeyi bir zaman sınırlaması olmadan yapabilmek hız kavramını gereksiz hale getirir. Bunları yazarken açıklığa kavuşturmak istediğim şey aslında hız, mekan ve bunun gibi birçok şeyin zamana bağlı olduğudur. Tüm bunlara rağmen, zaman bu saydıklarıma bağlı değildir. Yani Tanrı gibi, her şey Tanrı’ya bağlı ama o hiçbir şeye bağlı değil. Tanrı zamana bile bağlı değildir. Tanrı’nın zamana bağlı olmamasının en güzel örneği herkesi aynı anda izleyebilmesi, her duayı dinleyebilmesi, her yerde aynı anda olabilmesidir. Tanrı sadece bir tane ise nasıl olur da her yerde aynı anda olabilir. İşte bunun nedeni tamamen Tanrı’nın zaman kavramından sıyrılmış olmasıdır. Tanrı zaman kavramından sıyrıldığı için herhangi bir mekana ya da hıza da bağlı değildir. Biz ise zaman fanusuna kapatılmış durumdayız, kader dediğimiz yolun bariyerlerini de zaman oluşturuyor. Bariyeri geçemiyoruz yalnızca o bariyere sert bir çarpma sonucu yoldan ayrılıyoruz.

Peki, muhakkak bir zaman akışı şu içinde bulunduğumuz 1.kat evren için söz konusu ise bu zamanı yavaşlatmak mümkün mü? Bu sorunun cevabını da yine zaman gösterecek demekten başka hiçbir fikre gücüm yetmiyor. Kütle ile zamanın bir bağı ortaya çıkar mı bilmem ama zamanın her şeye az ya da çok bir etkisi olduğunu kanısını kuvvetli savunuyorum. Bir top yere çarptıktan sonra neden seker ya da potansiyel enerji nasıl kinetik enerjiye dönüşür, işte tüm bunlarda bile zamanın bir işlevi vardır. Zaman dediğimiz şey yalnızca ardı ardına gelmiş şimdiler dizisi değildir. Einstein’ın zaman-mekan kuramına göre zamanda yolculuk yapmak mümkün olabilir. Çünkü zaman maddenin 4.boyutudur (ama zaman vektörel bir boyut değil). Bu düşünce bence reankarnasyon inancına olumlu etkiler yaratabilecek bir düşünce. Bana göre geçmiş sadece belleğimizde olanlardır, geçmişi bir kayıt aracı ile kaydedilmemiş ise göremeyiz bile, yalnızca hatırlarız. Gelecek ise şu an hiç olmamıştır bu evren için. Zaten zamanda yolculukla alakalı birçok paradoks mevcuttur, mesela bunlardan en popüleri büyükbaba paradoksudur. Mesela kendimce bir paradoks da şudur; geçmişe giden kişi o anki haliyle mi geçmişe gidecek, yoksa geçmişteki haline geri mi dönecek. İşte bu ve bunun gibi birçok paradoks mevcut. Zaman göreceli ise zaman yapıların düşüncede oluşturduğu genişlikle ifade edilebilir. O vakit bize 1 gün gibi gelen kelebeğin ömrü belki de kendi için bir asır gibi geliyor olabilir veya büyük patlamanın etkisi ile alev alev yanan güneşler aslında bir anlık alev alan toplardan farksızdır ama biz bu bir anlık olayı milyar yıllarla açıklıyor olabiliriz. Zaman göreceli ise bunun gibi birçok örnek mevcut olabilir. Bana göre zamanın ipleri Tanrı’nın elindedir, hayatınızda her şey çok kötü gidiyorken ve geçmişe dönmek istiyorken birden bire uyanıverirsiniz ve her şey rüyaymış, sonra o rüyayı da dakikalar içerisinde unutursunuz. Kim bilir belki de her şey rüya değildi, sadece Tanrı hatalarını düzelt diye sana bir şans verdi.

Şu anı kafanızda iyi tutun ve bir daha bu kitapta bu sayfayı açmanız gerektiğinde bu yazıyı okuyarak aklınızda tuttuğunuz zamanı bir hayal edin. Hayal ettiğiniz zamanla şu an kitabı okuyor olduğunuz zaman arasındaki akışı iliklerinize kadar hissetmeye çalışın. İşte zaman budur, çürümek, yaşlanmak, sevmek, unutmak, özlem, başarı, acı, umut hepsi budur… Her şey zamanda gizlidir.

Muhammet Bora Candan
Kendisi 1993 Samsun Çarşamba doğumludur. Uludağ Üniversitesi Uluslararası ilişkiler, Uludağ Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Adalet Bölümlerinden mezundur. Şu ana dek iki adet kitap bastırmıştır (Körün Rüyası ve Sonsuzluktan Bir Adım Öncesi).

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment