Tükeniyor… Zaman tükeniyor.Tükeniyor… Bir panda tükeniyor. Tükeniyor… Gökyüzümüz tükeniyor. Tükeniyor… Su tükeniyor. Tükeniyor… İnsan da tükeniyor. Gün geçtikçe tüketiyor ve tükeniyoruz.

Bunca tüketim arasında üretilen,yaratılan şeyler de var elbette.Bunlardan biri ”Eko Köyler”dir. 1930’larda İzlanda’da kurulan Solheimar eko köyünde ilk defa tanımlandığı görülmüştür fakat günümüzdeki haline gelmesi 70’li yıllarda yalnız yaşamayı tercih eden insanların kentten köye yılın belli dönemlerinde gitmesi,kamp yapması ve gittikleri yerlerde kalıcı ya da geçici yerleşmesi sonucu oluşmuştur. Nedir peki eko köy? Tüketim çılgınlığımızı, yaşam şeklimizi göz önünde bulundurursak nefes alabileceğimiz, stres atabileceğimiz, eğlenebileceğimiz aynı zamanda ekolojik dengeye katkıda bulunabileceğimiz tüketimin minimum, üretimin maksimum olduğu ve bazı kişiler tarafından da geleceğin yaşam tarzlarından biri olarak kabul edilen bir kavramdır. Dünyanın yardımına koşan ekolojik köyler 1995 yılında GEN (Global Ecovillage Network) konfederasyonu altında birleşmişlerdir. Günümüzde GEN eko köy girişimlerine desteğini vermekle birlikte Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyinde danışman konumundadır.GEN Avrupa’ya bağlı Türkiye’de ise eko köyler henüz çok yaygın değildir.

Türkiye’de var olan eko köyleri hem misafir olarak ziyaret edebilir hem de dilerseniz  konaklayabilirsiniz. Bildiğim kadarıyla kalmanın bir ücreti yok sadece eko köyde kaldığınız süre boyunca bireysel harcamalarınızdan ötürü bir miktar destek oluyorsunuz. Eko köyde günler sabah erkenden horoz sesleriyle başlıyor. Odun ateşinde kaynayan suyla çayınızı demliyorsunuz ve sağlıklı bir kahvaltının ardından yapılan iş bölümüne göre vakit geçirmeye başlıyorsunuz.Kaldığınız evin temizliği,tarla işleri (tarlayı sulama, tohum ekimi, meyve ve sebze toplanması gibi), hayvanları besleme ve onları otlamaya götürme , samandan ev yapmak gibi çeşitli işlerle meşgul olurken hem eğleniyorsunuz hem de eğlenirken pek çok şey öğrenmiş oluyorsunuz. Elektrik kullanımı en aza indirildiği için yemekleri çayınızı demlediğiniz odun ateşiyle pişiriyorsunuz. Bir araya gelinerek sohbetler ediliyor,türküler söyleniyor. Eko köyde bir gününüz akşam gün batımıyla bitiyor.

Eko köye girmenin özel bir koşulu yok doğayı seviyorsanız, yapılacak iş bölümüne uyacak kadar yardım severseniz ve her şeyden önemlisi istekliyseniz sizin için bir yer vardır mutlaka. Doğaya dokunarak geçen günlerin ardından ayrılma vaktiniz geldi diyelim alacağınız hisse ile birlikte tarlada mevsimine göre yetişen meyve ve sebzelerden faydalanarak evinizdeyken de eko köyü yaşamaya devam edebilirsiniz. Bu konuyla ilgili dünyada neler oluyor merak ediyorsanız ve eko köy hikayelerini bilmek istiyorsanız sizlere Jonathan Dawson’ın          ” Ekoköyler : Sürdürülebilirliğin Yeni Ufukları” kitabını öneririm.

Son olarak bir gün yolda kaldırımda yürürken arkadaşım kaldırım taşlarının arasından fışkıran otları göstererek aslında biz doğayı yok etmeye çabalarken doğa bizimle savaşmaya kendini göstermeye devam ediyor demişti.Gerçekten de böyle yok etmek yerine doğayı bizimle savaşmaya mecbur etmek yerine onunla barışmanın yollarını deneyebiliriz.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment