İş aramaktan fenalık gelmişti. Bir diploma sahibiyim ancak herhangi bir işim yoktu. Başvurduğum yerler ya az para veriyorlardı ya da on iki on üç saat çalışmaktan bahsediyorlardı. Üstelik karnımı zar zor doyuracağım bir paraya. Ben kabul etmediğimde “işine gelirse” diyerek kestirip atıyorlardı. Onlar için kestirip atması kolay. Kolay çünkü memlekette iş az, insan çok…
İlk zamanlar işime gelmiyordu ancak 7 ayım iş aramakla geçtikten sonra seçici davranamayacağımı anladım. Artık ne iş olsa yaparım diyordum. Her işi yapabilecek duruma gelmiştim.
Yine bir gün iş ararken uzun zamandır görmediğim bir arkadaşıma denk geldim. 7 aydır işsiz olduğumu duyunca bir öneride bulundu.
– Şu caddenin arka tarafında bir iş hanı var. Oradaki çay ocağının sahibi eleman arıyordu. Bilmem yapabilir misin?
– Niye yapamayacakmışım? Elim iş tutar çok şükür.
– Elbette ama orada çay, kahve götüreceğin insanlar biraz şey…
– Biraz ney?
– Neyse gidince görürsün.
Arkadaşım iş hanını tarif etti. İş hanına doğru yürüyordum. Yürürken de arkadaşımın söylediğini düşünüyordum. Oradaki insanlar ne olabilir ki? En kötü hiç muhatap olmam, çayı, kahveyi verir geçerim. Kötü bir şey derlerse kafama takmam. Sonuçta benim bu işe ihtiyacım var ve yapmam lazım. Bunları düşünürken iş hanına gelmiştim. Çay ocağına girdim. Patronum olacak kişiyle konuştum. 1400 lira maaş vereceğini söyledi. Bir an düşündüm. Benim evim buraya iki vesait. Bu da maaşımın neredeyse yarısının yola gitmesi demek. Bu muhitte bir eve taşınsam, kiralar çok pahalı, ben o parayı karşılayamam. Üstelik kabul etmeme gibi bir lüksüm de kalmadı. Ne olursa olsun bu işe gireceğim, dedim kendi kendime. Zaten patronum öğlenleri tost yapıp yersin, dedi. Gerekirse akşam yemeği yemem, böylelikle paramı yettirebilirim. Oh, oh çok iyi bir iş buldum kendime. Bu devirde karnını doyurabilirsen ne âlâ!
Ertesi sabah işe başladım. Kapıdan girer girmez muhasebeciden üç çay istendi. Büyük bir heyecanla aldım çayları, çıktım muhasebeciye. Bir erkek, iki kadın vardı. Erkek olanı beni görünce pis pis sırıttı.
– Sen yeni mi girdin?
– Evet.
Bana küçümseyici bir gözle bakınca üniversite mezunu olduğumu söylemek zorunda hissettim kendimi. Hâlbuki âdetim değildir.
– Sosyoloji mezunuyum ama.
Oradaki kadınlar güldü. Erkek olanı onların güldüğünü görünce gaza geldi. Yine bir küçümseme edasıyla,
– Bu hayatta becerikli ve başarılı olmak çok önemlidir. Gayret gösterip devlet kurumlarında olabilirdin. Ama olsun çaycılık da güzel.
– Devlet kurumlarında olmak neredeyse imkânsız.
Şimdi de üçü birden gülüyordu. Neye güldüklerini bir anlasam cevap vereceğim de anlayamıyorum. Hayır yani becerikli bir insanımdır da.
– Vallahi sizin gibilerden korkulur, dedi erkek olanı. Tamam, neyse. Boşları almayı unutma.
Ben çıkarken hala gülüyorlardı. Olsun, ne olursa olsun kulaklarımı tıkayıp işime devam edecektim. Hem daha ilk günüm. Alışınca her şey yoluna girer, diyordum. Öğlen yiyeceğim tostun hayalini kurdum. Kaşarların aktığını falan düşündüm. Tostun hayalini avukatlık bürosundan istenen çay bozdu. Bu sefer üç kat yukarı çıkmam gerekiyordu. Üçüncü kata geldiğimde yorgunluktan titriyordum. Titrememden dolayı tepsi sallandı, çay hafiften şekerin üstüne döküldü. Çayı verdiğim avukatın, şekerlerin ıslanmasını görmesiyle bağırması bir oldu.
– Bu ne beceriksizlik! Becerip de bir tepsiyi doğru tutamıyorsun. Şekerler hep ıslanmış. Git bana şeker getir.
Çayı bıraktım, üç kat aşağı indim. İki şeker aldım. Tekrar üç kat yukarı çıktım. Şekerleri elimde görünce yine kızdı.
– E sen bunları elinde getirmişsin. Ben nerden bileyim kardeşim senin elin temiz mi, pis mi? Git düzgünce getir şekerleri.
Ben ömrümde böyle kıl bir adam görmedim. Tekrar aşağı indim. Hayır yorulmam mesele değil, çok yorulursam akşam acıkırım, yemek yemek zorunda kalırım diye dert ediyorum. Şekerleri tabağa koydum, çıktım yukarıya. Yine kızdı.
– Kaç saattir bir çay içemedim. Bu çay soğudu şimdi. Git! Git bana yenisini getir.
– Baştan deseydiniz ya.
– Becerip de kendin düşünsene.
Sürekli azar işitiyordum. Uzaktan bakıldığında beceriksiz gibi mi gözüküyordum, diye düşündüm. Hâlbuki becerikliyimdir. İnsanlarda ne bu karşı tarafı aşağılama isteği? En sonunda avukata çayını içirebildim. Ama bitmedi. Dişçi muayenehanesine gidiyorum aynı, sürücü kursu bürosuna gidiyorum aynı, aşağı, çay ocağına iniyorum patronum beceriksiz diye azarlıyordu. Sürekli bir aşağılama ile karşı karşıyayım. Kendisini insan sanıp karşı tarafı insan yerine koymayan bir zihniyetle karşı karşıyayım. Bu şekilde bir ay çalışabildim. Aç, susuz kalmaya razıydım. Ancak onurumu ezdiremezdim. İşi bıraktığımda, dışarıya adımımı attığımın ilk saniyesinde “ben becerikliyim” diye bağırıyordum.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment