Beyni tanıyalım

Fizyolojik olarak, beynin fonksiyonu vücudun diğer organlarının merkezi kontrolünü sağlamaktır. Hormon denen kimyasalların salgılanmasının işletimi ve kas aktivitesinin oluşumu vücudun diğer organları üzerindeki işlevlerindendir. Bu merkezi kontrol çevredeki ufak değişimlere bile gayet süratli ve koordine bir tepki vermeyi sağlar. Bazı temel tepkilerden olan refleksler, omuriliğin ve çevresel gangliyonların aracılığıyla gerçekleşebilir, fakat kompleks duyusal impulslara bağlı bilinçli yapılan komplike davranışlar ise beynin bilgileri bütünleme kabiliyetine ihtiyaç duyar.Şimdi tarihte beyni nasıl tanımlamışız biraz inceleyelim.

Her yüzyılda,filozoflar,bilim insanları,papazlar ve bilginler beynin doğasına özel bir önem verdiler. 1700’lerin ortalarında bir İngiliz filozof,beyni tıpkı bir kilise orgu gibi,”hareket eden,içi boş ince borulardan oluşan usta bir sistem” olarak tanımladı.Endüstri çağında beyin için kullanılabilecek en uygun metafor,makine,asıl bilgi işlemcisi olan bilgisayar;önceden programlanmış bir hafıza ve kapasitesi var.Fakat beyin hakkında bulgular bu metaforu uygunsuz yapıyor.Eğer bilgisayarınızdan yapabileceğinden daha fazlasını beklerseniz,çok beklersiniz.Daha fazlasını yapması için zorlayabilirsiniz,geliştirebilirsiniz ama bunlar bilgisayarınızı daha zeki yapmaz.Fakat gerçek,canlı bir beyin için durum böyle değildir.

Beyni bir makine veya bilgisayar gibi olduğunu düşünmek yanlıştır.Günümüzdeki beyin hakkında yapılan araştırmalar onun gelişen,sürekli değişen karmaşık hücrelerden oluşan,iç ve dış etkilerden şekil değiştiren bir canlı organ olduğunu gösteriyorlar.Beslenme, düzenli egzersiz yapma ve ilaçlara bağlı olarak,beynin yapısının ve işleyişinin değişmesi gibi gelişiyor yada geriliyor.Beynin yaşam içinde sınırları belirlenmiş değil,dinamik,olağanüstü esnek bir organ olduğunu biliyoruz.

Beynin gelişmesinde en önemli şey glikozdur.Glikoz beynin yakıtı gibidir.Glikoz biçimindeki şeker,beyni güçlendirmesi açısından çok önemlidir.Gerçekten de,beynin yakıt kaynağıdır.Diğer hücreler yağ ve proteini glikoza dönüştürebilirler, fakat sinir hücreleri bunu yapamazlar.Glikoz olmadan beyin çalışmaz.Beyin toplam vücut ağırlığının %2sini oluşturmasına rağmen,çok şaşırtıcı bir şekilde,vücudun bütün enerjisinin %30’unu tüketebilir.Ayrıca beyin az miktarda glikoz yada enerji stoklayabilir ki,eğer doldurulmazsa bu stok 10 dakikada bitebilir.Beyninizin optimum düzeyde çalışmasının sırrı,beyin hücrelerinize düzenli bir şekilde ve istenilen düzeyde kaç şekerinin gitmesini sağlayacak şekilde beslemektir.Şaşırtıcı bir şey,çikolata kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan beyni yaşlanmaya ve hastalıklara karşı koruyan oksit gidericiler de içerir.Harvard Üniversitesi’ndeki araştırmacılar kısa süre önce,çikolata yiyen insanların ortalama 1 yıl uzun yaşadıklarını söylediler.

Kafein hafızayı güçlendirir mi? Bu tartışma konusudur.fakat kafeinin hafızayı keskinleştirdiğine dair bazı kanıtlar var.Londra Ulusal Bağımlılık Merkezi’ndeki araştırmacılar,kahve kullanan 9003 yetişkine testler uyguladılar.kahve içerek en çok kafeini alanlar ve çay içerek daha az miktarda kafein alanlar, tepki verme zamanı,sözlü hafıza,görsel uzumsal uslamlama gibi bir dizi algılama testinden,hiç kahve içmeyenlere göre daha iyi sonuç aldılar.

 

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment