içinde

Bir Kadın ve Diyaloglar

101945547 modigilianiwithcaption 3

–   Yer bizi besleyemediğinde, gök nefesimizi kestiğinde, toprak ayağımızdan kaydığında; iste tam o anda sana sarılırım sadece, muhtaç olduğum sensin, merhaba yeni dünyam diye.

Yolda olmayan her şey için aldım seni, gel güneşi beklemeye gerek yok ateş yakalım tepelerde, çağ kutlasın bana gelişini.

–   Bir gülse çehren bana, güneş utanır: vah bana, yaş süzülse mahur gözlerinden; gök, kuşağıyla doğar altında. Bir ses işitsem, sen çağırsan her lisanda.

Yolum senin, ateşim senin, çağ kutlatan ben, seninim. Duyar mı cılız sesimden ismini, layık değilim zaferlere doymuş bir efendiye, parçalayacağın ruhum senin, kaybedeceğim ilk savaş sensin.

–   Zaferlere doymuştum, oldum hükmeden yahut eskiten, zafermiş aslında teslimiyetle gelen, ruhun; bedenime can veren, bu savaşın kaybedeni değilsin sen, benim önünde diz çöken.

Sızabilsem içine sakındığın çatlaklarından, çevirebilsem mağrur gözlerini göğsüme. Eski bir şatonun sahibini uyandırdın ya sen, yalnız dizlerim değil kuvvetinle kırılan, ismin bir talihmiş bahtıma yazılan.

–   Bir hayaldin, yıllarca kurduğum; İlmek ilmek işleyip, kalbime dokuduğum. Bilemem derdim; nasıl zuhur eder acaba, beklediğim son kozum. İşte sen onmaz bakışınla ruhumu alevlendirip, çaldığın zamanı ömrüme ekleyen, sen ki yıkılmış bir adamı köklerinden var edensin. Gel ki bahar gelsin kararmış yurduma. Kokun sarsın ıslanmış toprak gibi her yanımı , gözlerim canlansın meşe gibi tazelenen bedeninde. Bir çocuğun heyecanıyla seni beklediğim aşikar olsun geldiğinde.

Sanki zamanı içiyorum seninle, fısıldadığın nefesinin sıcaklığından bu susuzluğum. Gün gibi erken biter mi bendeki misafirliğin, yoksa bilmeden sana mı verdim efendiliğini hükmümün. Yaktığın gibi geldiğin yolları, küle çevirirsen diyarımı, adına kül bahçeleri yaptırırım hiçbir aşkın tekrar yeşeremeyeceği.

–   Ey güneş ne beklersin, kutlu gün bugün. Kendi Ay’ın için hazırladığın yıldızlarla bezenmiş tacını, gökyüzünü ver bugün. O ki senin ayından daha çok ışık saçar ruhuma, o ki senin aydınlatmaya kudretinin yetmediği geceleri boyadı beyazlığa. Ufkum sığmaz artık senin bile doğduğun topraklara. Ey ulu güneş, ihtiyacım yok artık sana. Vaktidir bugün doğumumdan daha önemli olan miladıma.

Kimsenin eremeyeceği vuslatın benim, senin göğünü soluduktan sonra bu gökyüzü ancak nefesimi keser. Senin sesini duyduktan sonra her sese sağır, her yüze körüm, kurtardıysan beni Züleyha’ya dönmekten, önüne sereceklerimle şereflen.

  • –   Senin gözlerin tanrıdan bana bir hediye bakışların ise şereftir. Lütuftur önüme serdiğin güzelliğin, dudaklarından dökülen sözlerle. Yeminimdir ey tanrı; yüreğimdeki derin yaraları saran, benimdir bu kadın. Ne alabilir onu benden hizmetinde ki bir varlık, ne de o kudretli adın

Sürdü beni tanrı kuruttuğu topraklarından cennete, kıskansın yarattıkları bu yeni dünyayı, ben senin ayaklarında yatarken. Tarihin şehvet dolu hikayelerindeki adamlar gücenir, kadınları bilemedikleri için seni ölür yeniden. Saçlarımsa bir sözünle örülür bir sözünle çözülür.

Beklemezsen geldin bana, her sabah bir kutlama, her gelişin bir hediye. Bilmediğin hiçbir şey söyleyemem artık sana çırılçıplağım, sana yaraşır bir hayat yaşatacağım

Ne düşünüyorsun

Bir cevap yazın

yorumlar