Yeniden sevilebilir düşüncesini, çayla simidin, İstanbul’un, siyah beyaz aşkların ve de mektuplaşmaların tadını ne zaman kaybettik dersiniz? Zaman nede çok şeyi alıp götürmüş bizden, nede çok şey eksilmiş sevdadan, dostluktan, yürekten diye düşünürken bir şarkı ilişir kulağa, çokta manidar gelir;

”Vedalaşıp son eylülde, dökülmüşler yaprak yaprak o siyah beyaz aşkların adı şimdi eski toprak.”

Nakış nakış işler yüreğe kelimeler ve bir çok şeyin farkına biraz daha varmanı sağlar. Aştan ne kaldı geriye düşünmeye başlarsın. Aşka yüklediğin anlamlar çıkar ortaya ve değer verdiklerin sabun köpüğü gibi gözlerinin önünden kayıp gider.

Sonra sessizleşir insan, mutlu yönünü sergiler durur; ama bu mutluluk durup sorgulanmalıdır. İnsan tek tip duygudan var edilmemiştir ve ruhunun ağlamaya da ihtiyacı vardır. Korkmayın, mutsuz görünmek sizden bazı şeyleri alıp götürmeyecek aksine çekildiğiniz köşenizde gerçeklerin lezzetini tatmanıza yardımcı olacaktır. Şöyle ki sanal alemde yarış halinde sunulan yapaylıksa mutluluk evet yeniden ve yeniden sorgulanmalıdır. Ne kadar sağlıklı bir toplum inşa edilebilir böyle bir çağda ya da ne kadar sağlam arkadaşlıklar bir kez daha düşünülmelidir. Herkesin mutlu göründüğü yerde senin suratındaki belirsizlikler insanların dikkatini çeker durur, halbuki şunu unutur insanoğlu tebessüm içten var olur, yani zihinden. Bedenini süslediğin bir günde yüzüne iliştirdiğin ufak bir tebessümle senden mutlusu yoktur. Tam tersini yapan bireyse mutsuz ya da hasta diye atfedilir, çünkü kendi dış görünümünü ilizyona dönüştürmemiştir. Bırakın kim ne düşünürse düşünsün, siz acınında sizi yücelttiğini unutmayın. Hep mutlu olma çabası sizi daha kısıtlayacak ve bir nevi sanal bir kafese hapsedecektir.

Ya güvensizlik duygusuna ne demeli. Kısa zamanlı kurulan ilişkiler, menfaat yumağından oluşan arkadaşcıklar ve sonunda elinde kalan bir ya da iki insan. Çok mu normal geliyor bu durum bizlere bilinmez; ama rahatsız olan insanlar var burası kesin. Yapay bir gerçekliğin içinde debinip duruyoruz ve böyle hisseden insanlar için hayat ya siyah ya da beyazdan ibaret olmaktadır. Arası uçurumdur, ötesi yoktur. Mental olarak geliştiğini hissettiği zaman, zihnini pamuksu bulutlara bırakmış kadar özgür hissettiğini görecektir insan. Azlık ona haz vermeye başlayacak, özlük ruhunu okşayacak.

Sevdiğim filozofların bir kaç sözünü paylaşmak isterim.

Spinoza şu şekilde açıklıyor bu durumu; eğer öz saygınız çoğunluğun sevgisine dayanıyorsa, o zaman kaygılı olursunuz; çünkü bu tip sevgi değişkendir.

Epikürcü anlayışta ise en yüce iyiliğin bütün kaygılardan kurtularak anaraxia’ya yani huzura ulaşmak olduğu anlayışına vurgu yapmaktadır. Bakacak olursak hazzı azamiye çıkarmanın en iyi yolunun acıyı asgariye indirmek olduğuna inanmamız gerekir. Yani hazza ulaşmak için acıyı yok etmek yerine onu aza indirerek ve onunda varlığını kabul edip mutsuz olduğumuz zamanlarda bu duygunun da bizi yücelteceğini bilerek yaşamak haz alma güdünü yükseltecektir.

Ne olursa olsun kişiliğinizden ve iyi niyetinizden ödün vermeyin. Çocuk kalın, büyüdükçe küçülsün yaşınız. Ne yaşarsak yaşayalım çıkamasın kimse çocukluğundan dışarı, işte bundan değil midir kiraz ağaçlarını sevişimiz ?

 

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment