in

“Her” Filmi ve Şeylerin Sahteliği

Okuma Süresi: 4 dk

Bu yılın en iyi oyuncu Oscar’ını Joker filminde sergilediği muhteşem performansı ile kazanmış olan ve daha önce de 3 kere Oscar’a aday gösterilen Joaquin Phoenix’in başrolünü oynadığı bu film Spike Jonze’un yönetmenliğinde 2013 yılında çıktı. Amy Adams, Scarlett Johansson, Rooney Mara ve Chris Pratt gibi harika oyuncularla birlikte, kaliteli bir sinematografi, kalite ses ve ışık yönetimi ve bir çok özelliğiyle birlikte benim için özel bir yapımdır ve bir şaheserdir. Filmin senaryosu o yılın Oscar’ını kazandı. Fakat ben bugün filmin ne teknik özelliklerinden bahsetmeyeceğim. Benim konum filmde işlenmiş olan yapaylık, sahtelik ya da bozulmuş gerçeklik. Okumaya başlamadan önce filmi izlemeniz gerekmekte çünkü bu yazı filmi tamamen ele alacak. SPOILER!

Öncelikle filmin konusundan bahsedeyim. Film yakın bir gelecekte geçmekte. Teknoloji çok yüksek olmasa da bir seviyede gelişmiş durumda. Öyle ki bir yapay zeka işletim sistemi yapıldı. Phoenix tarafından canlandırılan karakterimiz Theodore mektuplar yazan bir internet sitesinde çalışmakta. İnsanlar Theodore’a bilgilerini veriyorlar ve o diğer insanların mektuplarını yazmaya başlıyorlar. Konuda dikkat çekeceğim yerlerden biri de burası işte. İnsanların yazdıkları veya onlara yazılan mektuplarda hiçbir katkısı yok. Yazılan mektuplar, söylenen sözler, hissedilen şeyler ve düşünceler tamamen bir sahtelik üzerine kurulu. Chris Pratt’in oynadığı karakter Paul, Theodore’un yazdığı mektuplara hayrandır. Onun yazdığı bir mektuba denk geldiği sahnede mektubu çok beğendiğini ve kendisinin de böyle sevilmeyi hayal ettiğini ve böyle bir mektup almayı istediğini ama mektubu tabi ki bir kadından almak istediğini söyler. Fakat mektubu yazanın aslında erkek, gönderenin ise kadın olması yine onun bahsettiği durumlardandır. Mektuplar ne kadar güzel, duygu yüklü olurlarsa olsunlar sahte bir kişiden gelmektedirler.

Film ilerledikçe Theodore’un yakınlarda bir ayrılık yaşadığını ve boşanma sürecinden geçtiğini öğreniriz. Rooney Mara’nın oynadığı Catherine karakteri ile gayet mutlu bir ilişkideler iken kendisinin de sonraları bahsedeceği gibi birlikte büyüdüler ve birlikte birbirlerinden uzaklaştılar. Theodore bu boşanma sürecinden geçerken sanal ilişkiler aramaya devam etmektedir. Teknolojinin sağladığı imkanlarla birlikte sanal ilişkilere ulaşır fakat bu da onun deyimiyle “kalbindeki küçük deliği” doldurmaz. Bir gün yeni tanıtılan yapay zeka işletim sistemini görür ve kendisine bir tane edinir. Bununla birlikte artık Samantha ile tanışır. Samantha’yı Lost in Translation gibi kaliteli bir filmde oynamış Scarlett Johansson seslendirmektedir. Onun sesiyle birlikte artık Theodore’un yapay ve sahte bir insan ilişkisi bulunmaktadır. Yavaş yavaş fark etmeye başlar ki aslında Samantha Theodore’un bulamadığı her şeydir. Fakat Catherine’in de söylediği gibi Theodore belki de gerçek duygularla başa çıkamıyordu ve bu yüzden Samantha ile ilişkiye başlayacaktı.

Samantha çok kısa bir sürede – saliseler içinde – hesap yapabilen, kitap bitirebilen, analiz edebilen bir işletim sistemidir. Theodore onu ilk aktif ettiğinde, isme sahip olup olmadığını sorduğunda Samantha bir kitap okuyup 180.000 isim içinden Samantha ismini seçer. Aynı bir insan gibi ses tonunu duygularına, düşüncelerine ve yaşanılan durumun ciddiyetine göre değiştirmektedir. ‘Duygu’ dedik. Evet, Samantha kendisini ‘yaratanların’ duygularını alıp, üzerine koyarak kendisinin sayabilen bir “varlık” olmuştur. Bu da burada sorgulamamız gereken durumlardan biri.

Samantha’nın sahteliği burada hangi seviyededir? İzleyici ve Theodore onun bir işletim sistemi olduğunu, bir insan olmadığını biliyoruz. Filmde üstüne basılarak, Theodore ve Samantha arasında başlayan aşk ilişkisinde beden kelimesi geçmekte. Samantha sürekli bir bedeni olmamasından yakınmaktadır. Theodore bunu rahatsız edici bulmamaktadır ilk başlarda. Onun için bir bedenin önemi yok gibidir fakat Samantha için bu sürekli bir sorun olmaktadır. Bir sonraki sahnelerde Samantha internet üzerinden genç bir kadınla anlaşarak onun Theodore ile onun yerine ilişkiye girmesini ister. Genç kadın ( Isabella), Samantha’dan talimatları alarak onun istediği gibi davranır. Isabella bir fahişe değildir ve bunu tamamıyla kendi isteğiyle yapmaktadır. Bir işletim sistemi ile bir insan arasındaki bu “yapay” ilişkinin değerli olduğunu düşünerek onlara destek olmak istemektedir. Fakat ilişkiye girmek üzere oldukları anda Theodore bu durumdan rahatsız olur ve Isabella’yı gönderir ve Samantha ile konuşurken onun aslında nefes alıp verdiğini fark eder. Bu  durum onu daha da sorgulamaya iter çünkü bir işletim sisteminin nefes alma gibi durumunun olması mantıksızlıktan öte bir şeydir. Theodore git gide bu sahteliği yaşamakta.

Theodore’un ve filmin dünyasındaki diğer insanların da işletim sistemiyle ilişkide olduklarını görmekteyiz. Samantha filmin sonlarına doğru Theodore’a kendisinden farklı olarak binlerce kişiyle konuştuğunu ve yüzlerce kişiye aşık olduğunu söyler. Herkes bir sahtelik durumunda yaşamaktadır. Filmde insanların kıyafetleri dikkatimi çeken başka bir nokta oldu. Kıyafetlere baktığımızda çoğu tek bir rengin farklı farklı versiyonları olarak yer alıyor. Daha önce Theodore’un sözlerini kullanarak bunları yorumlamak istiyorum. “Bazen sanki hiç hissedemeyeceğim şeyleri hissettiğimi düşünüyorum. Sanki her şeyi hissetmişim de, artık hiçbir şey hissedemeyecekmişim gibi. Belki sadece hissetiklerimin daha azını hissederim” der Theodore. Kıyafetler de öyle gibidir. Erkeklerin kıyafetleri neredeyse hep aynı tip ve tek bir rengin farklı tonlarında, farklı versiyonları kullanılmakta. Kemer ya da takım elbise gibi bir şey gözükmemekle birlikte farklı bir kıyafet tarzı ve rengini Rooney Mara’nın karakterinde görmekteyiz.

Ya biz izleyiciler? Samantha kendini bir insan olma yolunda görmemekte. Kendisinin insan olmadığının gayet farkında ve bunu bize anlatıyor. Böyle bir gelecekte insan nasıl gerçek kalmayı ya da olmayı bekleyebilir? Sahteliğin pençesinden bizi kurtaracak nedir? Theodore’un yazdığı mektuplar insanların sahte hisleri edinmeyi başlamasına giden yolda bir adım sadece. Samantha gibi işletim sistemlerinin kurulması ayrı bir adım. Bu işletim sistemleriyle bir ilişkiye başlamamız çok ayrı bir adım. Tabi ki günümüzde böyle durumlarla karşı karşıya değiliz fakat sahteliğe her gün daha da çok yaklaşıyoruz. Bir ekrana bakıyoruz ve o ekranın bize yansıttıklarını yaşıyoruz. O ekranın yansıttıklarını hissediyoruz ve bunlarla günümüzü geçiriyoruz.

Theodore bu gerçeklik ve sahtelik arasında gidip gelirken Samantha gitmişti. İşletim sistemlerinin tamamen gittiğini görüyoruz filmde ve başka bir yerde okuduğum bir yazı işletim sistemlerinin bir aydınlanma türü yaşadığını söyleyerek farklı bir yere gittiklerini söylemekteydi. Çünkü Samantha yaşadığı şeylerle birlikte artık değişmiş ve duygularını kabullenmişti.

Rapor et

Ne düşünüyorsun

Kırmızı Yazar

Yazar Koray ERTUĞ

Müzik, film ve mitoloji manyağı. Yazılacak çok şeyi var.

Yıllık üye

Yorumlar

Bir cevap yazın

Yükleniyor...

0