“Gelecek; kendini nasıl atabilirdi acaba geleceğe? Şimdiki zaman, geçip gitmesine ses çıkarılmadığı takdirde, artık Kien’e hiçbir zarar veremezdi. Ah, bir ortadan kaldırılabilseydi şu şimdiki zaman! Dünya üzerindeki tüm mutsuzluklar, yeterince gelecekte yaşayamamaktan kaynaklanıyordu. Bugün dayak yediği takdirde, yüz yıl sonra bunun ne anlamı kalacaktı? Yapılması gereken, içinde yaşanılan zamanı geçip gitmeye bırakmak ve dayaktan ileri gelen şişleri görmezlikten gelmekti. Tüm acıların suçu, şimdiki zamanın sırtındaydı. Kien, geleceğin özlemini çekiyordu; çünkü o geleceğe ulaştığında, yeryüzünde daha çok geçmiş bulunacaktı. Geçmiş iyiydi, kimseye bir zararı yoktu; Kien, geçmişte yirmi yıl süreyle istediği gibi ve mutlu yaşamıştı. Kim mutlu olabiliyordu ki şimdiki zamanda? Evet, duyularımız bulunmasaydı eğer, o zaman şimdiki zamana da dayanılabilirdi. O zaman anıların yardımıyla -demek ki yine de geçmişte- yaşanabilirdi. Başlangıçta yalnızca söz vardı (1) ; ama “var”dı; başka deyişle geçmiş, sözden önce vardı. Kien, geçmişin bu öncelikli konumu karşısında saygıyla eğildi…” diyerek devam eden bu alıntı, nobel ödüllü modernist yazar Elias Canetti’nin Körleşme romanında kaleme aldığı cümlelerdir.
Yazarın en önemli ve ünlü eseri (die Blendung) Körleşme’dir. Roman ilk basıldığı sene Nazi yönetimi tarafından yasaklanmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tekrar yayınlanan roman bu defa hak ettiği ilgiyi görmüş ve edebiyat çevrelerinden oldukça olumlu eleştiriler almıştır. Vasiyeti üzerine, ebedi yalnızlığını paylaşmak üzere İrlandalı yazar James Joyce’un yanına gömülmüştür.
Kitap üç bölümden oluşmakla birlikte, bu bölümlerin isimleri: “Dünyasız Bir Kafa”, “Kafasız Bir Dünya” ve “Kafadaki Dünya” dır.
Dünyanın kafasızlığını, kafadaki dünya ile gerçek dünya arasındaki uçurumu her sayfasında yüzümüze çarpan bir roman Körleşme. Küreselleşen dünyanın kendi kendilerine sığınan, yalnızlaşan, yabancılaşan insanları… Karakterlerin nevrotikliği ve bazen şizofrenliğe varan tavırları ile bazen iki sayfadan uzun sürebilen iç çatışmaları belki de büyük bir savaş sonrasının bunalımlı insanlarını anlatıyor. Karakter yelpazesi çok geniş olmayan romanda, her insan alışkın olduğumuz kişilerdir ve bir o kadar gerçekçidirler. Bu kişilerin iç dünyasını anlamaya çalışırken, romanın büyük bir titizlik ve yüksek bir gözlem kabiliyeti ile oluştuğu yadsınamaz. İçinde yaşadığımız karanlık çağın, insan ilişkilerinin, iletişimsizliğin, çıkarların, doğruların sorgulandığı ve yer yer aforizmalar içeren kendine has havası olan bir romandır Körleşme.
Sonunda ise insanları küçük gören, kimi zaman onları aşağılayan bu profesör, günün birinde o küçük gördüğü insanlardan biri olan hizmetçisi Therese’nin parmağında oyuncak olur ve profesör Kien’in her geçen gün çöküşüne zemin hazırlar. Belki de profesör Kien’i çöküşe sürükleyen ana unsur, gerçek yaşamdan bir karakter olan ve ona sığ gelen hizmetçisi değildir. Her şeyi teorisel olarak açıklayarak ve teorisel yaklaşarak, gerçek yaşama ayak uyduramayacak kadar o teorileri pratiğe dökememesidir…

Not: (1) Cümlenin doğrusu: “Başlangıçta söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve söz Tanrı’ ydı.” şeklindedir ve Yuhanna İncil’inin birinci bölümünün ilk cümlesidir.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment