içinde

Gelin Ey Yiğitler Gelin

mete han

Hikâye odur ki bir gün Türk Ordusu tarumar edilmişti. Hun Hakanı, yanında kalan bir tabur asker ile birlikte vatan toprağından kalan son kaleye sığınmıştı. Öyle bir gündü ki o gün, mavi gök çökmüşçesine yağmış; yağız yer delinmişti. O gün sadece düşman değil; toprak ana da yiğit kanına susamıştı.

Yağıyla saatler süren çarpışmaların sonunda Türk Hakan’ı ve yüzlerce yiğit uçmağa varmıştı. Geriye sadece Kartal Savaşçı birliğinden dokuz er yiğit kalmıştı.

Kartal Savaşçıları, Hun ordusunun yiğit ve cesur erleri. Bozkırın Kartal tüylü uçan yiğitleri. At üstünde cambaz, ateşte yanmaz, savaşmaktan usanmaz, gecenin karanlığında görünmez yiğitler.

Us almaz eğitimlerden geçen bu yiğitler, Mete Han tarafından ilk kez kullanılan Hilal taktiğinin de ana unsurunu oluşturuyordu. Rüzgârdan kanatları olan bu yiğitler hızlıca düşmana yaklaşıyor, 500 adımlık bir mesafeden düşman birliklerine ok isabet ettiriyorlardı. Düşmana hasar verdikten sonra ani bir manevrayla geri çekilmeye başlayan yiğitler yağıya “Biz korkağız” süsü verip onları tuzağa çekiyordu.

Bozkırın gördüğü en büyük Hakan olan Mete Han’ın ölümünün üzerinden bir asırdan fazla geçmeden devlet ikiye ayrılmıştı. Çin’in hâkimiyetini benimsemeyen Hunların özgürlük savaşı yıllardır devam ediyordu. Bu savaştan geriye sadece dokuz er yiğit kalmıştı.

Dokuz er yiğit Türk Sancağın yere düşmemesi için vuruşmaya devam ediyordu. Vücutlarında kesilmedik yer kalmayan bu yiğitler aldıkları her darbede daha güçlü ayağa kalkıyor ve onlarca yağıyı öldürüyordu. Dokuz yiğit ölmek bilmiyordu. Onlar ölemezdi de. Onlar Tanrının ordusundan geriye kalan son askerlerdi. Onlar ölürse sancak yere düşerdi. Onları korkutan ölümün soğukluğu değil; sancağın düşmesiydi. Oluk oluk akan kan onlar için ab-ı hayat suyu olmuştu.

Yiğitlerin bu destansı vuruşması mavi göğü ve yağız yeri delmekle kalmamıştı. Gök Tengri’nin huzurunda inzivada bulunun Alp Er Tunga, Tomris Hatun ve Oğuz Kağan ile Türk ilinin tüm ruhları onlar için sagular yakıyordu. Bu sagulara Tanrı dağlarından yükselen bozkurt ulumaları eşlik ediyordu. Bülbüller yanık yanık ötüyor, güller bir bir soluyordu.

Yağmur şiddetini artırmış, esen rüzgârlarla beraber bir fırtınaya dönmüştü. Nuh tufanından beri yağız yeryüzü böyle bir yağmur görmemişti.

Cenk meydanında artık göz gözü görmez olmuştu. Ölüp ölüp dirilen Türkler karşısında kafası karışan yağı askerleri zaman zaman birbirini öldürüyordu. Cesetler o kadar üst üste yığılmıştı ki bir kale duvarını andırıyordu. Ancak gökyüzünde bir tane bile akbaba yoktu. Ne zaman bir akraba cenk meydanına uçmaya kalksa; bir kartal onu anında öldürüyordu. Namertle yiğidin savaşı sadece yerde değildi.

Saatler saatleri kovalı. Tan vakti yaklaşmıştı. Artık yiğitlerin damarlarında kan kalmamıştı. Ama onlar ölmemek için hala direniyordu. Kalenin surlarından sancak indiriliyordu. Kanlarının son damlalarını da aziz toprağa vermek üzere olan yiğitler son kez kutlu Türk Sancağına baktı.

O sancak ki Gök Tengri’nin yeryüzündeki Kut’uydu.

O sancak ki Hz. Nuh’un oğlu Yafes’e duasıydı.( Hz. Nuh oğluna şöyle dua etmişti: “ Sâm’ın neslinden peygamberler, Yâfes’in neslinden krallar ve kahramanlar çıkacaktır.” Öyle de olmuştu. Türk’ün kılıcı kılına hiç girmemiş; doğudan batıya, kuzeyden güneye âleme nizam salmıştı. O güne kadar Alp Er Tungalar ve Oğuz Kağanlar o kutlu sancağı layıkıyla taşımıştı.)

O sancak ki vatandı, ataydı, anaydı ve namustu…

Yedi kat semadan bu duruma daha fazla dayanamayan Oğuz Kağan’ının yiğitlere seslenerek şu koşuğu söylediği rivayet edilir:

Sizin için Han toyları kurdurdum

Kopuzların tellerine vurdurdum

Aşı kımızı masaya koydurdum

Gelin ey muştulu yiğitler gelin

 

Demiri kor ateşlerde dövdürdüm

Yağıları kılıçlarla öldürdüm

Düşmana karşınızda diz çöktürdüm

Gelin ey muştulu yiğitler gelin

 

Gün doğmadan cenk için çıktık yola

Bu savaşın sonu hayırlar ola

Kâğıda döken Türk’se destan ola

Gelin ey muştulu yiğitler gelin

 

Semada Aldacı Han sizi bekler

Türk budunu yollarınızı gözler

Atanız ananız sizleri özler

Gelin ey muştulu yiğitler gelin

 

Oğuz Kağan’dan size buyruk ola

Dökülen kanlarınız sancak ola

Hakkımız size helali hoş ola

Gelin ey muştulu yiğitler gelin*

Dipnot:

*Koşuk: Toy ve şölenlerde söylenen aşk, kahramanlık ve doğa sevgisi temalı şiirlere genel olarak “koşuk” denmiştir.

-11li hece ölçüsü ile yazılan bu koşuk ve bu hikaye iki bin yıl sonra Hun İmparatorluğu’nun yiğit Alpleri, yenilmez Kartal Savaşçılarına ithafen kaleme alınmıştır.

” Din-ü Devlet Mülk-ü Millet,

Dâim olsun Devlet-i Ebed Müddet! “

Ne düşünüyorsun

Bir cevap yazın