“Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk;hiçbir yere gitmiyor…”

Milda, camın kenarında yere oturmuş legolarıyla oynuyor.Onları üst üste koyarak farklı şekiller yapmaya çalışıyor ve her seferinde beğenmeyip yaptıklarını bozuyor. Birkaç metre uzaktaki koltuktan o oyununu oynarken ben de onu seyrediyorum. Mimikleri annesininkilere benziyor ve belki biraz da bana.Sanırım kendi kendine bir şeyler mırıldanıyor,duyabiliyorum. Onu kreşten ben aldım ve apartmanın ikinci katındaki üç odalı evime getirdim. Biliyorum, bu ev yalnız bir kadın için çok büyük,ama evin her yerinde hala benimle yaşayan anılar var;bu yüzden yalnız değilim.Torunum öğleden sonraları hep benimle oluyor. Kızım ve damadım çalıştıkları için ona annesi gelinceye kadar ben bakıyorum. Bakıyorum dememe bakmayın,küçük bir çocuk gibi oynuyorum onunla, ne yapayım oyalanıyorum ben de.Sanırım yaşlandığımız için vazgeçmiyoruz oyun oynamaktan,oyun oynamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanıyoruz. Ben de vazgeçmiştim herkes gibi, ama insan yaşlanınca bazı şeylerin değerini daha iyi anlıyor. Hava sıcaksa beraber çıkıp parka gidiyoruz , onu salıncakta sallıyorum ve kaydıraktan kayarken ona göz kulak oluyorum. Bazı zamanlar koşa koşa yanıma geliyor, gözlerine bir bulut yerleşmiş, “Anneanneciğim,” diyor. “ Koyun, çiçeği yedi mi, yemedi?” O anlarda bende bir ürperme oluyor,dalgınlaşıyorum, “Ya yediyse?”

Kimim ben? Ve bu hikaye nasıl bitecek merak ediyorum.Bulutlar yükseldi ve ben geçip gitmiş bir hayatın nefesiyle buğulanmış bir camın kenarında oturuyorum.Bu sabah beni görmelisiniz;iki kat gömlek kalın bir pantolon giydim.Kızımın yirmi beş yıl önce yaş günüm için ördüğü kazağımın yakasını boynuma iki kez doladım.Kaloriferi sonuna kadar açtım.Tam arkamda da küçük bir ısıtıcı var. Çatırdayarak yanıyor ve masallardaki ejderhalar gibi sıcak hava üflüyor bana doğru.Ama ben hala üşüyorum. Düzensizlik ve sevgisizlik ayyuka çıktığından beri hiç ısınmamış olmama şaşıyorum. Ve üşümeye de devam edeceğim gibi görünüyor.

Yaşamım mı? Anlatması zor,öyle hayal ettiğim gibi gösterişli bir yaşamım olmadı. Ama sokaklarda da sürünmedim, özel biri değilim,bu kuşkusuz. Ben sıradan düşünceleri olan sıradan bir insanım ve sıradan bir yaşamım oldu.Adıma dikilmiş anıtlar yok,aşıkların uğrak yeri olan bir mezar taşım da;ismim de kısa bir süre sonra unutulacak.Ama ben birini sevdim ve mücadeleme de sonuna kadar inandım;hem de tüm kalbimle.Bu da benim için her zaman yeterli oldu.Romantiklere sorarsanız bu olanlar bir aşk hikayesi,alaycı kimselere bakarsanız bir trajedi. Bana sorarsanız her iki görüşte de doğruluk payı var.Ama ne açıdan bakarsanız bakın,hayatımı ve seçtiğim yolu büyük ölçüde etkilediği bir gerçek.Hayatımdan ve seçtiğim yoldan bir şikayetim yok.Ama ne yazık ki zaman tuttuğumuz yolda ilerlememizi zorlaştırıyor.Yol her zamanki gibi düz;ama bir ömür boyunca birikmiş kayalar ve çakıllarla dolu.Yine de son derece mutluyum.

Gençken bir yandan öğrencilik,bir yandan evlilik bir yandan da çocuk istiyordum.Hayatın içine girip,yaşama dair ne varsa hepsini kucaklayıp büyük bir oburlukla hepsini yaşamak istiyordum.Bu arsızlığım üzerine hayat bana bir tokat attı biliyor musunuz?Bana evlilik de verdi,çocuk da,dayanılmaz ağrılar,acılar da.Madem ihtisas yapmak,insanlara yardım etmek istiyorsun al sana çocuk!Kalp damarlarından biri dar doğmuş bir çocukla baş et,anneliği öğren! Seni çok seveni,sevilmenin verdiği şımarıklıktan mı ezdin geçtin,bu kadar üzdün?Al sana

yüreğinde hayat boyu taşıyacağın ince,derin bir sızı.Bir nevi pişmanlık.

 Evet,dersimi verdin hayat! Teşekkür ederim.

Filmlerin hep mutlu sonla bittiği, evsizlerin üşümediği, güzel güneşli günlere inandığımız yıllarda hayatı ve kendimizi keşfetmek için sabırsızlanır dururduk.. Hep bir yerlere gitmenin ve gittiğimiz yerlere ait olmamanın hayalini kurduğumuz ender zamanlardandı.Kabımıza sığamazdık… Dostlar edindik, birbirimize yoldaş olduk, aşkı tattık. Sokaklardaydık her zaman, bayrağı hep en önden taşıyanlardandım ben. Korkmuyordum ezilmekten,tek derdimiz sesimizi çıkarmaktı biraz olsun. 60’larda genç olmak bir ruha sahip olmak demekti. Eşim Vedat’la da o yıllarda tanıştım. Bizimki tam bir devrim aşkıydı. El ele koştuk meydanlarda.Ailemi de karşıma aldım onun için,dostlarımı da.Bana deliler gibi aşık Fatih’i de. Can,vefalı dostum… Ona aşık olmadığımı bile bile yanımda olmaktan hiçbir zaman vazgeçmedi. Bana her zaman destek oldu. Evdekiler, “Biraz oturaklı ol!” diyorlardı. “Kadın ol!”Kadındım kendime göre. Anarşist bir kadındım ben, çiçek kızıydım,hippiydim.Amazon kadındım. Ben bir birey değildim. Ben kalabalık bir nesneydim.Ben tek başıma bir radyoydum,konserdim,orkestraydım. Bir grup insanın bilinçaltıydım ben.Her şeyden önce de kendimdim.

Vedat’la evlendikten iki yıl sonra kızım dünyaya geldi. Kalp rahatsızlığı yüzünden her günü “acaba bugün olacak mı” diye düşünerek geçirdim. Bilmiyordum,bunu hiçbir zaman tahmin edemem. Ama olasılıklar beni ayakta tuttu,emin olduğum şeyler değil.Kendi kendime tutuştuğum bir çeşit bahis sanki. Bana hayalci,aptal ya da her ikisini de diyebilirsiniz, ama ben her şeyin mümkün olduğuna inanıyorum. Olasılıklar da bilim de aleyhimdeydi,farkındayım. Ama bilim her şey demek değil;bunu biliyorum,yaşamım boyunca bunu öğrendim. Bu yüzden ne kadar esrarengiz ve inanılmaz görünseler de,mucizelerin gerçek olduğuna ve doğanın gerçeklerine uymaksızın ortaya çıktıklarına inanıyorum.Hep inandım. Ve kızım hayata hep dört elle tutundu. Yıllar sonra da bana dünyalar tatlısı torunum Milda’yı verdi .O koltukların üzerinde oradan oraya zıplarken, bıcır bıcır konuşurken, ağlarken,çocuksu cesaretiyle sorular sorarken çocukluk ve gençlik heyecanlarımı her gün yeniden yaşıyorum büyümenin yasak olduğu zihnimde. Vedat gittikten sonra yıllarca kapalı olan pencerelerimi nihayet,onun sayesinde açabildim. Dünyanın kalabalığına,rüzgara ve gelen gürültüye aldırmadan,kendimi insanların arasında,içimden taşan neşeyi paylaşma isteğiyle buldum. Ayağıma dolanıp duran hayal kırıklıklarımdan kurtuldum, “şimdi”ye tutundum. Torunuma en sevdiği yemekleri hazırlamak için her gün erkenden kalkmaya başladım. Güneşe her sabah “merhaba” dedim.Kızım iş yerinden geldiğinde, onun Milda’yı eve götürecek olmasının burukluğunu yaşadım. Arada sırada bana serzenişte bulunuyor, “Anne iyice çocuk gibi oldun!” diyerek. Cevapsız bırakıyorum sorusunu. Onlar apartmandan çıktıktan sonra,onlara el sallamak için balkona çıkıyorum. Bir süre sonra sokakta görünmez oluyorlar. Göğe bakıyorum. “Koyun,çiçeği yedi mi,yemedi mi?”

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment