İçindekiler

Öz………………………………………………………
Giriş…………………………………………………….
1.Gümrük Birliğine Giden Süreç…………………..
2.Avrupa Birliğindeki Ülkelerle Yapılan Ticaret..
3.Avrupa Birliği ile Olan Dış Ticarette Türk Sanayisinin Yeri                                                       4.Dış Ticaret İstatistikleri…………………………..
5.Kötü Etkileri…………………………………………
6.Gümrük Birliği ve Kalkınma……………………..
7. Gümrük Birliğinin Türk Ekonomisi Üzerindeki Olumsuz Etkileri Konusunda Daha Geniş Bir
Bakış Açısı……………………………….…………….
7.1. Statik Etkiler…………………………………….
7.2. Dinamik Etkiler…………………………………
7.3. Üretim Etkisi…………………………………….
7.4. Tüketim Etkisi…………………………………..
7.5. Ticaret Hadlerine Etkisi………………………..
7.7. Rekabet Etkisi……………………………………
7.8. Ölçek Ekonomileri Etkisi………………………
7.9. Dışsal Ekonomiler Etkisi……………………….
Sonuç…………………………………………………….

KISALTMALAR

AB: Avrupa Birliği
GB: Gümrük Birliği
ABD: Amerika Birleşik Devletleri
GSMH: Gayri Safi Milli Hasıla
AET: Avrupa Ekonomik Topluluğu
AT: Avrupa Topluluğu
STA: Serbest Ticaret Alanı
STS: Serbest Ticaret Sözleşmesi

Öz/Abstract

Türkiye bilindiği üzere 31 Aralık 1995 tarihinde yürürlüğe giren AB ile yaptığı Gümrük Birliği Antlaşması ile herhangi bir kısıtlama olmadan ticari ürünlerini satabilecek ve dahası herhangi bir kısıtlama olmadan istediği ticari ürünü de satın alabilecekti. Herhangi bir gümrük kısıtlaması olmadan ticari ürünlerini AB birliğine pazarlayabilecek olmak Türkiye için büyük bir avantaj olarak görülmekteydi o aralar. Lakin ilerleyen zamanlarda bu avantajın bir hayalden öteye geçemediğine ve geçemeyeceğine hep birlikte şahit olacaktık. Ben bu yazımda gümrük birliğinin avantaj beklerken getirdiği dezavantaja değineceğim. Bunu yaparken çeşitli makaleleri ve diğer argümanları yazımın gidişatına göre birer kaynak olarak kullanacağım. Bu sayede ‘’gümrük birliğinden ne umduk ne bulduk’’ fikri üzerine düşüncelerimi bir temele dayanarak aktaracağım.

Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Gümrük Birliği, Türkiye

Giriş

Türkiye 1996 yılında Avrupa Birliği ile arasında bir serbest ticaret bölgesi kurdu ve bu sayede Avrupa Birliğinin ticaret konusunda bir ortağı oldu. Gümrük birliğine girişe hazırlık içinse 1973 yılından itibaren 22 yıllık aşamalı bir zaman dilimi ihtiyaç duyulmuştur. Bu süre zarfı içerisinde Türkiye gümrük birliği ile ilgili büyük umutlar içerisine girmiştir. Tarım ürünlerini dışarıya (Avrupa’ya) herhangi bir gümrük engeli olmadan pazarlayabileceğini düşünen Türkiye Avrupa’yı sadece tarım ürünlerinde değil, aynı zamanda sanayi gibi birçok alanın ürünlerinde de pazar haline getirmenin hayalini kurmaktaydı. Lakin evdeki hesap çarşıya uymadı. Çünkü Türkiye elindeki mamul maddeyi satarak işlenmişini satın aldı her defasında ve bu bir kısır döngü meydana getirdi. Bu kısır döngü ise Türkiye’ye ciddi zararlar getirdi. Tabii tek sorun bu da değildi. Avrupa’dan gelen ürünler herhangi bir gümrük engeli ile karşılaşmadığı için direkt olarak ülkenin iç piyasasına girdi ve Türkiye’yi geniş bir Pazar haline getirdi. Gümrük birliğinden dolayı rahatça ülkeye girişi sağlanan yabancı sermaye Türkiye’deki firmalarla rekabet içerisine girerek onları yarışta saf dışı bıraktı. Bunun yanı sıra Avrupa Birliğinin diğer ülkelerle imzalamış olduğu serbest ticaret anlaşmaları da ülke için yeni sorunlar meydana getirdi. Çünkü bu serbest ticaret anlaşmaları gereği Avrupa Birliği antlaşmaya vardığı ülkelerle hiçbir engele ve kısıtlamaya tabii olmadan istediği gibi ticaretini yerine getirecekti. Neticede de Türk mallarına olan talep azalacaktı. Mesela en son olarak Avrupa Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri ile yapılan serbest ticaret antlaşması gereği Amerikan malları Avrupa’ya Avrupa’nın malları ise ABD’ye herhangi bir kısıtlama olmadan girmesi ele alınmıştır. Bu durum Avrupa’da Türk mallarına olan talebi azaltıp Amerikan mallarına olan talebi artıracağı gibi aynı zamanda da Amerikan mallarının Türkiye’ye hiçbir engel olmadan girmesini sağlayacaktır ve Türkiye’yi Amerika için iyi bir Pazar haline getirecektir. Bu da yerli üreticiyi olumsuz etkileyecektir. İşin daha kötü bir tarafı ise Avrupa Birliğinin üçüncü ülkelerle yapmış olduğu serbest ticaret anlaşmalarında bu ülkelerden gönderilen mallar Türkiye’ye herhangi bir kısıtlama veya kota olmadan girerken Türkiye’den gönderilen mallar ise bu üçüncü ülkede gümrükte engellere ve çeşitli vergilere takılabilmektedir. Bu da Türkiye’nin ithalatını artırırken ihracatını yükseltecektir. İthalat artarken üçüncü ülkelerin Türk malları onlara giderken faydalanmış oldukları vergilerden gümrük birliği gereği Türkiye faydalanamayacaktır. Bu bağlamda ilk olarak Avrupa Birliği üyesi ülkelerle yapılan ticaretleri ele almak yerinde olacaktır.

Yazımın ilk kısmında Gümrük Birliğine giden süreci ele alacağım. Daha sonra ise Türkiye ve AB ülkelerinin dış ticaretini konu edineceğim ve bu çerçevede bir sonraki bölümde bu dış ticaretin Türk Sanayisine etkilerini ele alacağım. Daha sonra ise bu dış ticareti istatistiki verilerle açıklayacak ve sonrasında bu verilerle birlikte Gümrük Birliğinde dış ticaretin Türkiye için kötü etkilerini irdeleyeceğiz. Tüm bu yelpazede
Gümrük Birliği ile kalkınma arasındaki bağ ya da bağlantısızlığı konu edinip Gümrük Birliğinin Türkiye’ye etkilerini daha genel anlamda etkilerini açıklayacağız ve yazımızı sonlandıracağız.

1.Gümrük Birliğine Giden Süreç

Türkiye, özellikle otuz yıla yakın zamandır hem gelişme hem de Avrupa Birliği’ne girme yolunda yaptığı reform paketleriyle altyapısı sağlam, krizlere karşı koyabilecek güçlü ekonomik kurumlar oluşturma yönünde çalışmalar yapmaktadır. Çalışmalarla birlikte sermaye piyasaları içinde yapısal değişiklikler dikkat çekmiş özellikle yeni düzenlemelerle olması gereken standartlar oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu çalışmalarla Avrupa Birliği üyelik süreci yolunda büyük bir yol kat edilmiştir. Cumhuriyet sonrası yapılan tüm çalışmalar sonucunda Türkiye, günümüzde dünyanın 16. ve Avrupa’nın 6. büyük ekonomisi olmakla birlikte G 20’ler olarak bilinen ülkeler içinde yer almaktadır. Aynı zamanda dünyada öne çıkmış pek çok kurum ve kuruluşa da üyedir. Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle olan münasebetleri oldukça eski ve samimidir. Geçen zaman içinde çok farklı tarihlerde değişik alanlarda Türkiye, Avrupa Birliği’yle görüşmeler ve anlaşmalar imzalamıştır. Türkiye ekonomik ilişkiler alanında da sıkı ve inatçı bir şekilde Avrupa Birliği’yle temaslarını sürdürmüş ve bu anlamda birlik içinde yaşanan ekonomik ilişkileri yakından takip etmiştir. Gümrük Birliği çalışmaları Avrupa Birliği içinde çok erken başlamıştır. Gümrük İşbirliği Konseyi Avrupa Birliği içinde oluşturulmuş ve zaman içinde Gümrük Birliği’ne üye olan ülke sayısı artmıştır. 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokol Anlaşması Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasında gümrük Birliği’nin hangi sürede ve ne şekilde gerçekleştirileceğini detaylı bir biçimde belirtmiştir. Buna göre, Avrupa Topluluğu tek taraflı olarak Türkiye’den ithal ettiği sanayi mallarında ve işlenmiş tarım ürünlerinde gümrük vergilerini sıfırlamış ve bazı ürünler hariç kotaları kaldırmıştır. Böylece Avrupa Topluluğu piyasası Türk ihracatçılarına da açılmış ve Avrupa Topluluğu Türkiye’yle ihracatının gelişmesi ve böylece ekonomik büyümenin hızlanması yönünden tek taraflı olarak önemli bir imkan sağlamıştır. Buna karşılık, Katma Protokol Anlaşmasında (1973) Türkiye’nin gelecek 22 yıllık bir dönem içinde Avrupa Topluluğundan ithal edeceği sanayi mallarında ve işlenmiş tarım ürünlerinde kademeli olarak gümrük vergilerini sıfırlaması ve kotaları kaldırması öngörülmüştür. Katma Protokol Anlaşması ayrıca işgücü ve sermayenin serbest dolaşımı, rekabet ve teşvik politikasını ve mali yardımları düzenleyen çok önemli hükümleri kapsamaktadır. Nitekim, Katma Protokol Anlaşması çerçevesinde Avrupa Topluluğu 1981 yılına kadar Türkiye’ye taahhüt ettiği mali yardımları yapmıştır. Hiç kuşku yok ki, katma protokol zaman istemekle beraber yanında zor ve sıkı bir süreci de beraberinde getiriyordu. Türkiye, Katma Protokol Anlaşması ile Avrupa Topluluğuna taahhüt ettiği yükümlülükleri yerine getirmekte ciddi zorluklarla karşılaşmıştır. Bunun temel nedeni Türkiye’nin belli zaman aralıklarında yaşadığı ekonomik, siyasal, sosyal, askeri ve kültürel sorunlardır. Özellikle ülke ekonomisinin uygulanan yetersiz ve yanlış ekonomik politikalar nedeniyle giderek ekonomik krize doğru sürüklenmesi olmuştur.

Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkileri dalgalanmalar yaşasa da sürmüştür. Türkiye sanayide, Avrupa Birliği ortak standartlar politikasını uygulamaktadır. Türk sanayi ürünlerinin Avrupa Birliği Tek Pazarında teknik engellerle karşılaşmaması için ortak standartlar politikasına uyumu çalışmaları yapılmış ve her geçen yıl da revize çalışmaları yapılmaya çalışılmaktadır. Ortak standartlar politikasında sanayi ürünleri standartlarının belirlenmesi, test edilmesi ve belgelendirme işlemleri (uygunluk değerlendirilmesi ve işaretleme) akredite edilmiş ve bu konuda uzmanlaşmış kuruluşlara yaptırılması çalışmaları başlatılarak sürdürülmektedir. Bu bağlamda, Avrupa Birliği ortak standartlar politikası çerçevesinde gerekli yasalar ve yönetmelikler çıkartılmış ve Türkiye Akreditasyon Kurumu kurulmuştur. Teknik mevzuat uyumuyla ilgili yapılan düzenlemelerden biri CE uygunluk işareti ile ilgili çıkartılan yönetmeliktir. Bilindiği gibi CE işareti taşıyan bir ürün Avrupa Birliği’nde herhangi bir engelle karşılaşmadan serbest dolaşım imkanına sahiptir. Gümrük Birliğinin ekonomik etkilerinin Türkiye’nin Avrupa Birliği ilişkilerinde büyük rol oynadığı ve karşılıklı etkileyen ve etkilenen faktörlerin devreye girdiği oldukça açıktır. Gümrük Birliği’nin temel statik etkisi; ticaret saptırıcı ve ticaret yaratıcı etkileri şeklinde olmuş ve bu süreç hızlı aynı zamanda büyüyerek devam etmiştir. Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinde veya Avrupa Birliği ve diğer üye ülkeler arasında yapılan müzakerelerde temel esas ve hükümler devreye girmektedir. Her defasında aşılması zor olan kararlar üye olmak isteyen ülkelere ve özellikle de Türkiye’ye sunulmuştur. Avrupa Birliğine üye olmak isteyen ülkeler için sağlayacakları kriterler 22 Haziran 1993 yılında gerçekleştirilen Kopenhag Kriterleriyle belirlenmiştir. Üç başlıkta toplanan bu kriterler;

a- Siyasi
b- Ekonomik
c- Topluluk mevzuatının benimsenmesi
şeklinde belirlenmiştir.

Türkiye, bulunduğu konum, iklimi, toprak özellikleri, geçmiş ve zengin tarihi, nüfus potansiyeli, tarımsal faaliyetleri, sanayi özellikleri, ticareti, turizm olanakları ve yeraltı kaynaklarıyla dünyanın önemli ülkelerindendir. Bu özellikler Türkiye’nin her alanında olduğu gibi ekonomik alanında da hareketli bir yapı sergilemektedir. Bu bakımdan Türkiye’nin günlük, haftalık, aylık ve yıllık parasal işlemleri yapılan ithalat ve ihracatı nedeniyle oldukça canlıdır. Avrupa Birliği’nin geçmişte şikayet ettiği ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’ni ikna edemediği para piyasaları ve rekabet kuralları 1993 Kopenhag kriterleri ve müzakereler sonucu daha ölçülü, dünya ve özellikle de Avrupa Birliği’nde kabul gören bir sistem içinde yürütülmeye çalışılmaktadır. Bunun yanında bağımsız özel kurullar oluşturularak serbest piyasa ekonomisinin daha işler hale gelmesi sağlanmaktadır. Yine para piyasalarında Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ve Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulunun kurulması para piyasalarının daha istikrarlı şekilde işlemesi için çalışmalar yapılmış/yapılmaktadır. Sanayi faaliyetleri alanında özellikle KOBİ’lere önem verilmiştir. Özellikle sanayi alanında yatırımlar teşvik edilmiştir. Yine sanayi alanında meydana gelen gelişmelerde Avrupa Birliği’nde önemli olan ve benimsenen “tek pazar” sisteminde Türkiye’nin Gümrük Birliği sonrasında sanayi faaliyetlerinde yıllar geçtikçe uyumu da artmıştır. Türkiye sanayisinin gelişmesi rekabet unsuru içinde yükselen ihracat rakamlarıyla yıllar itibariyle dikkat çeker hale gelmektedir. Tarım konusunda belli ürünlere kotalar konulmuş, diğer yandan çiftçiye destekler ön plana çıkarılmış ve buna bağlı olarak tarım politikası Avrupa Birliği kontrolünde işletilmeye çalışılmaktadır. Turizm olanakları bakımından dikkat çeken Türkiye yapılan teşvik ve yatırımlar sonucunda dünyanın olduğu gibi aynı zamanda Avrupa Birliği’nin önde gelen turizm ülkeleriyle rekabet eder hale gelmiştir. Türkiye vatandaşlarının Avrupa Birliği içinde serbest dolaşım hakkı bulunmamaktadır. Nitelik ve nicelik yönünden her geçen zamanda değer kazanan Türkiye nüfusu, hem eğitim, hem mesleki hem de hizmet sektöründe güçlü bir alt yapıya sahip olmaktadır. Özellikle Türkiye’nin Avrupa ve dünyanın diğer gelişmiş ülkelerindeki yaşlı nüfusa karşın genç nüfusuyla hem üretimde hem de hizmet sektöründeki gücü saklıdır. Bu gücü Avrupa Birliği çok iyi bilmektedir. 1996 yılındaki Gümrük Birliği Anlaşmasında bu güç anlaşma dışında tutulmuştur. Uyum süreci kapsamında ekonomik alan başta olmak üzere, siyasi ve sosyal alanlarda uyum paketleri son yirmi yılın hükümetleri tarafından hazırlamış ve Avrupa Birliği’ne sunulmuştur. Türkiye, Kopenhag Kriterlerinde önemli kıstaslardan olan ekonomik kriterlerle istikrarlı piyasa ekonomisinin mevcudiyetini sağlayarak başta AB olmak üzere dış dünya rekabetine dayanma kapasitesi oluşturmaktadır. (Doğan, 2015,ss.307-311)

Ekonomik Entegrasyon Çeşitleri Serbest Ticaret Bölgeleri (STB): Üye ülkeler arasındaki ticari engelleri kaldırmakla birlikte, birliğe üye olmayan ülkeler (3. ülkelere) karşı kendi politikalarını (kotaları ve gümrük tarifelerini) uygulamaktadırlar. Kısaca Gümrük Vergisi = GV= 0 ve Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) yoktur. Gümrük Birliği (GB): Üye ülkeler arsındaki kotaları gümrük vergileri ve diğer eş etkili vergiler (Türkiye konut fonu gibi) ve diğer dış ticaret engellerini kaldırmakta, ayrıca 3. ülkelere karşı OGT uygulanmaktadır. (GV=0+OGT var) Ortak Pazar (OP) : GB’deki şartlara ilaveten üyeler arasında emek ve sermaye gibi üretim faktörlerinin ve teknolojinin serbest dolaşımına izin vermektedir (GB + Emek, Sermaye ve Teknolojinin serbest dolaşımı). Ekonomik Birlik(EB): Mal ve hizmetlerin ve üretim faktörlerinin serbest dolaşımına ilaveten üye ülkeler arasında ülkelerin para, maliyet ve sosyal politikaları da uyumlu hale getirilmektedir. EB’nin en gelişmiş aşaması ise bugünkü Avrupa Birliği‘nde (AB’ de) parasal ve siyasal birlik aşamalarına yaklaşılmış olmasıdır. ( AB=EB + parasal ve siyasi birlik hedefi). Tercihli Ticaret Anlaşmaları (TTA): Üyeler arasındaki siyasi iş birliğinin gerçekleştirilmesi için yukarıdaki entegrasyon biçimlerinden başka TTA yapılmaktadır. Ancak, TTO‘larda hedef iktisadi bütünleşme değil, ülkeler arasında projeler bazında iş birliği ve karşılıklı olarak sanayi sektörünün bazı alt dallarında ithalat yasaklarını, kotaları kaldırmak veya gümrük duvarlarını kademeli olarak indirmektir. Türkiye’nin Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO= EİT) ile ilişkileri TTA’dır. Türkiye – AB ilişkileri: 1999 – 2006 AB’nin 11 Aralık 1999 günü Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’ye adaylık statüsü tanındıktan sonra, 11 Nisan 2000 tarihinde toplanan, Türkiye-AB arasında en yüksek karar organı olan, Türkiye-AB Ortaklık Konseyi, Türkiye’nin adaylık sürecinde AB müktesebatına (mevzuatına) uyum çalışmaları için 8 adet alt komite kurmuş, bu komiteler 31 ana başlıktan 28’ini Haziran 2000’den itibaren ele almaya başlamış, fakat AB ile müzakereler başlamadığı için elde edilen başarılar çok sınırlı kalmıştır. 17 Aralık 2004 AB Zirve kararı (metni) ile bundan önceki adaylara uygulanmayan fakat Türkiye’ye reva görülen hususlar ise; – “Yapısal politikalar ve tarım konularında uzun süreli bir geçiş dönemi, kişilerin serbest dolaşımında koruyucu tedbirlerin sürekli hale getirilmesi; müzakerelerin sürecinin ucu açık ve sonucu önceden garanti edilemez” ifadesinin yer alması, – Türkiye’ye tam üyelik tarihi verilmemesi, – Kopenhag Kriterleri ile ilgisi olmayan Kıbrıs sorununun devreye sokulması, – Daha önceki adaylara yağan mali destekten hiç bahsedilmemesi, – Ortak tarım politikası ve bölgesel kalkınma konularında sürekli kısıtlama getirilebileceği, – 35 konudaki her müzakerenin açılış ve kapanışında da üye devletlerin, oy birliği ile alınacak kararının gerekecek olması şeklinde özetlenebilir. Bunun anlamı Güney Kıbrıs’a müzakere süresince 70 kez veto hakkı tanınacak olmasıdır. 3 Ekim 2005 AB Zirvesi ve Müzakereler: 3 Ekim 2005’te Lüksemburg’da yapılan AB Dışişleri Bakanları toplantısında, Türkiye’nin AB ile katılım müzakerelerine başlama kararı alındı. Aynı gün yayınlanan Müzakere Çerçeve Belgesi üç ana bölüm ve 23 maddeden oluşmaktadır. Bu bölümler: 1-Müzakerede uygulanan ilkeler 2-Müzakerelerin esası ve 3-Müzakere prosedürüdür. Çerçeve Belgesi’nin ilk bölümünde 17 Aralık 2004 Zirvesi’nde alınan kararlar yer almış olup, ilaveten; -Müzakerelerin ilerlemesi ve askıya alınmasına ilişkin şartlara detaylı bir biçimde, – Müzakerelerin doğası gereği ucunun açık ancak nihai hedefin tam üyelik olduğuna, – AB’nin hazmetme kapasitesine yer verilmiştir. Bu durumda, Türkiye en az on yıllık bir müzakere maratonu sonucunda gerekli tüm şartları yerine getirse bile, üyelik tarihinde Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi hazmetme kapasitesinin yetersiz olduğunu öne sürerek AB Türkiye’nin tam üyeliğini daha ileri tarihlere erteleyebilecektir. Müzakere Başlıkları (Fasılları):Çerçeve Belgesi’nin son bölümünde yer alan müzakere fasılları 35 başlık sırasıyla: 1-Malların Serbest dolaşımı, 2-İşçilerin Serbest Dolaşımı, 3-Yerleşme Halkı ve Hizmet Sunma Serbestisi, 4-Sermayenin Serbest Dolaşımı, 5-Kamu İhaleleri, 6-Şirketler Hukuku, 7-Fikri Mülkiyet Hukuk, 8-Rekabet Politikası, 9-Mali Hizmetler, 10-Bilgi Toplumu ve Medya, 11-Tarım ve Kırsal Kalkınma, 12-Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Politikası, 13-Balıkçılık, 14-Ulaştırma Politikası, 15-Enerji, 16-Vergilendirme, 17-Ekonomik ve Parasal Politika, 18-İstatistik, 19-Sosyal Politika ve İstihdam, 20-İşletme ve Sanayi Politikası, 21-Trans-Avrupa Ağları, 22-Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu, 23-Adli Konular ve Temel Haklar, 24-Adalet, Özgürlük ve Güvenlik, 25-Bilim ve Araştırma, 26-Eğitim ve Kültür, 27-Çevre, 28-Tüketicini ve Sağlığının Korunması, 29-Gümrük Birliği, 30-Dış İlişkiler, 31-Dışişleri, Güvenlik ve Savunma Politikası, 32-Mali Kontrol, 33-Mali ve Bütçesel Hükümler, 34-Kurumlar ve 35-Diğer Konular’dır. 09 Kasım 2005 İlerleme Raporu ve Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB): 2005 İlerleme Raporu ve KOB’unda yukarıda belirtilen tespitlere ilaveten ‘’ AB Komisyonu Türkiye’nin istikrar ve reform çabalarını sürdürdüğü müddetçe işleyen bir piyasa ekonomisi olarak kabul edilebileceğini, kararlı adımlar atmaya devam ettiği takdirde orta vadede Birlik içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleri ile baş edebileceğini belirtmiştir. Bir başka ifade ile Kopenhag ekonomik kriterlerinin iki temel parametresinden birini yerine getirdiğini diğerini ise, orta vadede getireceği’’ yer almaktadır. Ayrıca, KOB’da Güney Kıbrıs’da dahil olmak üzere tüm üye ülkelerle ilişkilerin normalleştirilmesi istenmekte, Ortaklık Anlaşması ve Gümrük Birliği’nden kaynaklanan yükümlülüklerin kısa vadede yerine getirilmesi talep edilmekte ve Müktesebata uyum bölümünde ulaştırma başlığı altında liman ve havaalanlarının G. Kıbrıs’a açılması talep edilmektedir. 2005 KOB’unda Ekonomik Öncelikler: Kısa Vadede; – IMF ve Dünya Bankası ile mutabık kalınan mevcut yapısal reform programının uygulanmaya devam edilmesi ve özellikle kamu harcamalarının denetiminin sağlanması, – Pazar düzenleyici makamların bağımsızlığının garanti altına alınması, – Özellikle enerji, tütün ve şeker alanlarında olmak üzere pazarın serbestleştirilmesinin ve fiyat reformlarının devam ettirilmesi, – Kayıt dışı ekonomi sorununu ele alan araçların uygulamaya konulması, – Özellikle genç nüfus için mesleki eğitim çabalarının geliştirilmesi. Orta vadede ise; – Özelleştirme programının tamamlanması, -Tarım sektörü reformunun tamamlanması, – Sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğinin temin edilmesi, – Genç nesile ve geri kalmış bölgelere özel önem verilmesi suretiyle, genel eğitim ve sağlık düzeyinin artırılmasının sağlanmasıdır. 12 Haziran 2006 Müzakerelerin Başlaması ve Restleşmeler: Türkiye-AB arasında fiili müzakereler Kıbrıs Rum Yönetiminin veto tehdidine rağmen, 12 Haziran 2006 günü Bilim ve Araştırma faslının açılıp-kapanması ile başlamış oldu. Bu müzakere sonrası Dışişleri Bakanımız Sn. Abdullah Gül’ün basın toplantısında “Kıbrıs meselesi, Türkiye-AB ilişkilerini zehirlememelidir.” ve “Eğer 600 bin nüfuslu Kıbrıs Rum Kesimi, AB’ye iktisadi, siyasi ve askeri konularda 72 milyonluk Türkiye’den daha fazla katkıda bulunacaksa AB Türkiye’yi dışlayabilir, Rum Kesimini tercih edebilir ve biz de yolumuza devam ederiz.” beyanatında bulundu. 16 Haziran 2006 günü de Sn. Başbakan T. Erdoğan’ın İSO toplantısında “Biz Kuzey Kıbrıs’ı satmayız. KKTC’ye uygulanan izolasyonlar (iktisadi kısıtlamalar) kalkmadığı sürece Rum Kesimine deniz ve hava limanları açılmayacaktır… müzakereler durursa durur”. Sn. Başbakanımız 20 Haziran’da da Meclis Grup toplantısında “AB ile müzakereler teknik bir meseledir, siyaset karıştırılamaz. Yunanistan Kıbrıs meselesini AB’ ye taşımaya çalışıyor. Kıbrıs’ da çözüm AB zemininde olamaz. Kıbrıs’ da çözüm Birleşmiş Milletler zemininde olacaktır.” AB Yetkilileri de Rest Çekti(16 Haziran 2006 AB Zirvesi): 16 Haziran 2006’da Brüksel’deki AB zirvesinin sonuç bildirisinde yer alan Türkiye paragrafında, Rum Kesimi ve Yunanistan’ın istekleri doğrultusunda, yıl sonuna kadar; -Türk deniz ve hava limanlarının Rum bandıralı gemi ve uçaklarına açılması, -GB Ek Protokolünün imzalanması (limanların açılmasının Meclis de onaylanması), -Reform sürecinin ve uygulamaların hızlandırılması, -Zirve metninde, genişleme ritmi (yeni üyelerin kabulünde) , AB’nin hazmetme kapasitesi dikkate alınmalıdır talep ve tehditleri yer aldı. (Çarıkçı, 2006, para. 2-5)

2.Avrupa Birliğindeki Ülkelerle Yapılan Ticaret

Yapılan endeks hesaplamalarına konu olan dış ticaret verileri incelendiğinde; gümrük birliği kurulduktan sonra Avrupa Birliği ülkelerinden yapılan ithalatın, üye ülkelere yapılan ihracata oranla daha hızlı arttığı gözlenmiştir. Avrupa Birliği’nden yapılan ithalat gümrük birliği kurulduktan sonra önceki yıl ortalamalarına göre (1989-1995) %106 artmış, Avrupa Birliği’ne yapılan ihracatın artış oranı ise %73 düzeyinde kalmıştır. Aynı oranlar birlik dışında kalan ülkeler için hesaplandığında ithalat için %67, ihracat için ise %77 bulunmuştur. Bu duruma ek olarak, gümrük birliği kurulmadan önce üçüncü ülkelerle gerçekleştirilen dış ticaret, Avrupa Birliği üyesi ülkelerle yapılan ticareti aşarken, gümrük birliği kurulduktan sonra Avrupa Birliği ile yapılan dış ticaret ilk defa, üçüncü ülkelerle gerçekleştirilen ticareti geride bırakmıştır. İncelenen dönemler için Avrupa Birliği üyesi ülkelerle yapılan ticaretten elde edilen ihracatın ithalatı karşılama oranı gümrük birliği kurulduktan sonra 0,73’den 0,61’e düşmüştür. Aynı oran üçüncü ülkelerle yapılan ticarette yükselerek 0,57’den 0,59’a çıkmıştır.

Aynı inceleme üçüncü ülkelerle gerçekleştirilen toplam ticaret için yapıldığında, gümrük birliği kurulmadan önce -0,274 olan değerin -0,255’e çıktığı bulunmuş yani bu grupla yapılan ticaret Türkiye’nin lehine gelişmiştir. Avrupa Birliği ile yapılan ticarette gümrük vergilerinin ve özellikle fonların kaldırılması nedeni ile ithalat yönlü bir gelişme gözlenmiştir. Ancak Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye uyguladığı gümrük vergilerini 1 Ocak 1985 tarihinden itibaren tüm ürünlerde sıfırlaması nedeni ile gümrük birliği kurulduktan sonra ihracat artışı genel trendini korumuştur. Gümrük birliği kurulduktan sonra Avrupa Birliği ile gerçekleştirilen dış ticaret için hesaplanan rekabet endeksinin değeri -0,159’dan -0,251’e inmiştir. Bu değerden ulaşılan sonuçlar aynı kapsamda yapılan bir ekonometrik çalışmayla da örtüşmektedir.

Avrupa Birliği ülkeleriyle yapılan ticaretin genel yapısı incelendiğinde iki farklı durum gözlenmiştir. Birliği kuran altı ülkenin yanı sıra, İngiltere ve İspanya ile yapılan ticaret, istikrarlı bir gelişme göstermiş, büyük bir hacimde yapılagelmiş, diğer üye ülkelerle yapılan ticaret ise yıllara göre büyük oranda dalgalanma göstermiş ve yüksek hacme ulaşamamıştır. Bu nedenle ülkeler iki ayrı grupta incelenmiştir. Gümrük birliği kurulduktan sonra, ilk grupta yer alan ülkelerinin negatif olan endeks değerleri düşerken, İngiltere ve Almanya ile yapılan ticaret için hesaplanan endeks değerleri yükselmiştir. Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı olan Almanya ile yapılan ticarette fazla verilmiş, endeks değeri negatiften pozitife dönmüştür. Gümrük birliği kurulduktan sonra, ikinci grupta yer alan ülkelerden Danimarka’ya ait endeksin işareti pozitife dönmüş, Danimarka ve Portekiz’le yapılan ticarette Türkiye lehine gelişme görülmüştür. Bu grupta yer alan ülkelerden Yunanistan’la yapılan ticarette de gümrük birliği kurulduktan sonra azalmakla birlikte endeks değerinin pozitif olduğu gözlenmiştir. Diğer ülkelere ait olan işaret değerleriyse negatiftir ve azalmıştır. Bu gruptaki ülkelerle yapılan ticaret dalgalanmalar gösterdiğinden bazı fasıllardaki endeks değerleri yanıltıcı olmaması amacıyla hesaplanmamıştır. (Bakkalcı, 2002, s.44-47)

3.Avrupa Birliği ile Olan Dış Ticarette Türk Sanayisinin Yeri

Sanayi Organizasyonu yazınında bir endüstrinin rekabetçi yapısını incelemek üzere konsantrasyon rasyoları kullanılmaktadır. Bu çalışmada, en büyük dört firmanın toplam üretimdeki payını gösteren rasyo, KO4, endüstrideki rekabet yapısının ölçüsü olarak kullanılmıştır. Ancak yapı ile performans arasında farklar olabileceği de açıktır. Bazı durumlarda tek bir firmanın olması, o firmanın tekelci rekabet içinde olduğu anlamına gelmeyebilir. Fakat performansı ölçmek oldukça zordur. Genellikle kullanılan ölçüt, fiyat-kâr marjıdır.Buna karşılık, performans olarak bakıldığında, ne rekabet seviyesinde ne de endüstriler arasındaki farkta ciddi bir değişme olmadığı görülmektedir. Bunun anlamı, büyük firmaların toplam üretimdeki payı azalırken, rekabet ortamının aslında çok fazla da değişmediğidir. Bir sonraki soru, rekabet yapısı ve performansı ile dı_ ticaret arasındaki ilişkinin doğası üzerine. Ekonometrik teknikler kullanılarak ve makroekonomik ve endüstrilere özel etkiler kontrol edildikten sonra elde edilen sonuçlar4, beklendiği gibi konsantrasyonun arttığı veya fiyat-kâr marjının yüksek olduğu endüstrilerde ithalat nüfuzunun azaldığı yönünde. Beklentileri karşılayan bu bulguya karşılık, konsantrasyonu artan sektörlerin aynı zamanda ihracat-üretim oranında da düşüş görülüyor. Firmaların, iç pazarda hakimiyeti arttıkça, ağırlıklarını bu pazara vermekte oldukları anlaşılıyor. Fiyat-kâr marjının ise ihracat oranları üzerinde daha zayıf bir etkisi var. Özellikle başlangıçta düşük FKM ile çalışan sektörlerde bu oran artınca iç pazara yönelim hızlanıyor. Bu çalışmanın bu konuda asıl vurgu yapmak istediği nokta GB’nin pazarları nasıl etkilediği. Bunun için, GB dolayısıyla artan, dış ticaretin piyasa yapısı ve performansı üzerine nasıl bir etki yaptığı da araştırıldı. Beklenti, dış ticaretin piyasaları ‘disipline’ etmesi olmasına rağmen, yaptığımız tahminlerde hiçbir şekilde istatistiki olarak anlamlı bir etki bulamadık. Bu şaşırtıcı sonucun çeşitli ekonometrik teknikler uygulanmasına rağmen değişmediğini de belirtmek gerekir. (Filiztekin, 2003, ss.7-8)

İhracat %4,6 arttı, ithalat %0,2 azaldı. Türkiye İstatistik Kurumu ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı işbirliğiyle oluşturulan geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat 2014 yılı Eylül ayında, 2013 yılının aynı ayına göre %4,6 artarak 13 milyar 660a milyon dolar, ithalat %0,2 azalarak 20 milyar 585 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret açığı %8,4 azaldı
Eylül ayında dış ticaret açığı %8,4 azalarak 7 milyar 560 milyon dolardan 6 milyar 925 milyon dolara düştü. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2013 Eylül ayında %63,3 iken, 2014 Eylül ayında %66,4’e yükseldi.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat %4,8 arttı Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre; 2014 Eylül ayında bir önceki aya göre ihracat %4,8 arttı, ithalat %1 azaldı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise; 2014 yılı Eylül ayında önceki yılın aynı ayına göre ihracat %1,4 arttı, ithalat %4,1 azaldı. Avrupa Birliği’ne ihracat %7,1 arttı Avrupa Birliği’nin (AB-28) ihracattaki payı 2013 Eylül ayında %42,9 iken, 2014 Eylül ayında %43,9 oldu. AB’ye yapılan ihracat, 2013 yılının aynı ayına göre %7,1 artarak 6 milyar 2 milyon dolar olarak gerçekleşti. En fazla ihracat yapılan ülke Almanya oldu Almanya’ya yapılan ihracat 2014 yılı Eylül ayında 1 milyar 321 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla İngiltere (921 milyon dolar), Irak (911 milyon dolar) ve ABD (602 milyon dolar) takip etti. İthalatta ilk sırayı Çin aldı Çin’den yapılan ithalat, 2014 yılı Eylül ayında 2 milyar 318 milyon dolar oldu. Bu ülkeyi sırasıyla Rusya (2 milyar 25 milyon dolar), Almanya (1 milyar 859 milyon dolar) ve ABD (1 milyar 71 milyon dolar) izledi. Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı %3,4 oldu Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, ISIC Rev.3 sınıflaması içinde yer alan imalat sanayi ürünlerini kapsamaktadır. Eylül ayında ISIC Rev.3’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı %93,9’dur. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı %3,4, orta yüksek teknolojili ürünlerin payı ise geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat 2014 yılı Eylül ayında, 2013 yılının aynı ayına göre %4,6 artarak 13 milyar 660a milyon dolar, ithalat %0,2 azalarak 20 milyar 585 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret açığı %8,4 azaldı. Eylül ayında dış ticaret açığı %8,4 azalarak 7 milyar 560 milyon dolardan 6 milyar 925 milyon dolara düştü. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2013 Eylül ayında %63,3 iken, 2014 Eylül ayında %66,4’e yükseldi.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat %4,8 arttı Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre; 2014 Eylül ayında bir önceki aya göre ihracat %4,8 arttı, ithalat %1 azaldı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise; 2014 yılı Eylül ayında önceki yılın aynı ayına göre ihracat %1,4 arttı, ithalat %4,1 azaldı. Avrupa Birliği’ne ihracat %7,1 arttı Avrupa Birliği’nin (AB-28) ihracattaki payı 2013 Eylül ayında %42,9 iken, 2014 Eylül ayında %43,9 oldu. AB’ye yapılan ihracat, 2013 yılının aynı ayına göre %7,1 artarak 6 milyar 2 milyon dolar olarak gerçekleşti. En fazla ihracat yapılan ülke Almanya oldu Almanya’ya yapılan ihracat 2014 yılı Eylül ayında 1 milyar 321 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla İngiltere (921 milyon dolar), Irak (911 milyon dolar) ve ABD (602 milyon dolar) takip etti. İthalatta ilk sırayı Çin aldı Çin’den yapılan ithalat, 2014 yılı Eylül ayında 2 milyar 318 milyon dolar oldu. Bu ülkeyi sırasıyla Rusya (2 milyar 25 milyon dolar), Almanya (1 milyar 859 milyon dolar) ve ABD (1 milyar 71 milyon dolar) izledi. Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı %3,4 oldu Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, ISIC Rev.3 sınıflaması içinde yer alan imalat sanayi ürünlerini kapsamaktadır. Eylül ayında ISIC Rev.3’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı %93,9’dur. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı %3,4. (Koç, 2014, ss. 11-14)

5.Kötü Etkileri
 

Gümrük Birliğinin olumsuz sonuçlarını Naci Doğan’ın (2004) fikirleri ile ele alırsak eğer:

a- 1996’dan başlayarak Türkiye’nin AB ile dış ticaret açığı hızla büyümeye başladı. Son yılların ortalaması yıllık 10 milyar dolara ulaştı. Türk pazarı birden bire AB’nin dünyadaki 6. büyük pazarı oluverdi. Türkiye imalat sanayiinin krizi de büyük ölçüde buna bağlıdır. Buna karşılık Türkiye’nin AB’ye ihracatı artmamaktadır. Zaten AB’ye ihracatımızın % 65’ini tekstil sektörü oluşturuyor. 1995’de anlaşma yapılırken, Türk tekstil sektörünün AB’ye ihracatında patlama bekleyenler yanıldılar. Çünkü AB tekstili yeni tam üye yapacağı eski Doğu Avrupa ülkelerinden ve özel ilişki kurduğu Çin, Hindistan gibi ülkelerden yapıyor. Dünya Ticaret Örgütü Antlaşmalarına göre 2005’te AB imalat sanayisinde bütün ülkelere karşı kotalarını kaldırıyor. Bu da Türk tekstilinin AB’ye ihracatını olumsuz etkileyecek.
b- Yatırım için AB’den sermaye gelmedi, hatta azaldı. Türkiye AB’ye bütün kapılarını açınca AB firmaları Türkiye’de fabrika kurmak yerine mallarını Türkiye’ye gönderdiler. Hatta üçüncü ülkelere fason olarak ucuza yaptırdıkları malları da Türkiye’ye sokuyorlar. Bu nedenle gelmekte olan yatırımlar 1996’dan itibaren azaldı. Yabancı sermaye daha çok gümrük duvarı var iken duvarı aşmak için o ülkeye yatırım yapar. Son 15 yıl içinde Çin’de yapılan yabancı yatırım 125 milyar dolar gibi çok büyük bir sayıdır. Bu sermaye gümrük duvarı olduğu için Çin’e gitmiştir.
c- AB bazı Kuzey Afrika ülkeleri ile (Tunus gibi) 1998’de serbest ticaret antlaşması yaptı; ancak Türkiye bu antlaşmadan otomatik olarak yararlanamıyor. Türkiye AB içinde olmadığı için, Türkiye’nin de o ülke ile AB sistemine uygun ikili antlaşma yapması gerekir. Bunun üzerine Türkiye Tunus’a başvuruyor; ama Türkiye’nin 1995’de AB ile yaptığı anlaşma Tunus’u bağlamıyor, bu yüzden Tunus Ankara’yı 1998’den beri bekletiyor. İşin daha da kötüsü Fransa, Tunus’a bu antlaşmayı yapmaması için baskı yapıyor. Fransa rakip olduğu Türk mallarının gümrüksüz Tunus’a girmesini istemiyor. 1995 belgesinin tek yanlılığı her alanda Türkiye’nin aleyhine işliyor. Başka bir örnek de 1998’de Türkiye Makedonya ile ikili imtiyazlı ticaret anlaşması yapmak istiyor. Brüksel kendisinin henüz o ülke ile böyle bir antlaşması olmadığı için buna karşı çıkıyor.
d- Türkiye 1995 belgesi ile yalnız AB çıkışlı imalat sanayi ürünlerini gümrüksüz ithali, buna karşılık AB dışı ülkelere AB’nin kendi tercihlerine göre koyduğu gümrüğü uygulamak zorunda kalması Türkiye’nin dış ticaretinde yapay bir sapmaya yol açıyor. Aynı mal Japonya’da %10 daha ucuz, ancak %20 vergi koymak zorunda kaldığımız için gerçekte daha pahalı olan AB malı, vergi almadığımız için ucuz görünüyor. Türkiye döviz kaybediyor. AB’den ithal edilen gıda sanayii ürünleri Türk tarımını çok olumsuz etkiledi AB kendi içinde Ortak Tarım Politikası ile tarımına yılda 50 milyar dolar sübvansiyon yapıyor. (Doğan, 2004)

Gümrük birliğinin bize verdiği zararlarla ilgili TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Haluk Dinçer(2008) şu sözleri söylemiştir:

Biliyorsunuz, bizler TÜSİAD’da tüm faaliyetlerimizi AB perspektifini dikkate alarak sürdürüyoruz. Türkiye’nin AB ile sürdürdüğü üyelik müzakerelerini yakından izliyoruz. Bu süreci hem Avrupalıların, hem de Türklerin bakış açısından görmeye çalışıyoruz.

1988 yılından beri Business Europe, yani Avrupa İşverenler Konfederasyonu’nun üyesiyiz. Bu kanalla, hem AB iş dünyasındaki gelişmeleri yakından takip ediyoruz hem de Türk ve AB’li iş çevreleri arasında bir köprü oluşturuyoruz, karşılıklı görüş ve bilgi alışverişinde bulunuyoruz. 1996 yılında yürürlüğe giren Gümrük Birliği anlaşmasını da AB ile entegrasyon için çok önemli bir adım olarak görüyoruz.

Biliyorsunuz, AB dünyanın en büyük ve en derin ekonomik bütünleşme modeli. Gümrük Birliği’ne girmek sadece serbest ticaret fırsatı yaratmadı bizlere. Aynı zamanda AB’ye üyelik için gerekli mevzuat uyumunun da büyük kısmı bu dönemde gerçekleşti. Tabii ki, bu sadece teknik mevzuat uyumu değil, aynı zamanda ekonomik, hukuki ve idari yapılanmada, yönetim ve iş yapma anlayışında önemli değişiklikler yaşadık.

Gümrük Birliği ile bilhassa teknoloji içeren sektörlerin ihracatı arttı, bu sektörlere rekabet gücü kazandırdık. Hatırlayacaksınız, 1997 yılında Asya krizi yaşadık, 1998 yılında Rusya krizini yaşadık, 1999 yılında AB dışı pazarlarda ciddi daralmalar oldu. İşte bu dönemde, AB’ye olan ihracatımızın toplam ihracatımız içindeki payı hızla arttı, ithalatımızın payı ise azaldı. Rakamlara bakacak olursak, bugün Türkiye’de ihracatın ithalatı karşılama oranı % 62 iken, AB’ye olan ihracatımızın ithalatı karşılama oranı % 88’dir.

Diğer taraftan, biliyorsunuz, Türkiye Ortaklık Konsey Kararı çerçevesinde, AB’nin Serbest Ticaret Anlaşması (STA) yaptığı ülkelerle aynı şekilde STA anlaşması yapmak durumunda. STA anlaşması yapabildiğimiz ülkelerle sorun değil fırsatlar var. Son 10 yıla baktığımızda, bu ülkelere olan ihracatımızın toplamın çok üstünde arttığını, ithalatımızın ise daha düşük bir oranda arttığını görüyoruz.

Rakamlara bakacak olursak, ihracatımız son on yılda 2,7 kat artarken, STA anlaşması yaptığımız ülkelere ihracatımız 4 kat artmıştır. Diğer taraftan, ithalatımız son on yılda 2,1 kat artarken, STA anlaşması yaptığımız ülkelerden ithalatımız 2,9 kat artmıştır. Bunlar güzel haberler.

Ancak bir de madalyonun arka yüzü var. Türk sanayisi Gümrük Birliği kapsamında uyum maliyetini tamamen kendisi üstlenmek zorunda kalmış, çok konuşulan ancak bir türlü gerçekleşmeyen mali ve teknik yardımları alamamıştır. Bu bir gerçek olarak dururken, şimdi de AB’nin büyük pazarlara sahip üçüncü ülkelerle yaptığı STA’ları da AB üyesi olmayan, AB karar organlarında yer almayan Türkiye’yi maalesef zarara uğratmaktadır.

TÜSİAD olarak bizler, son dönemde AB’nin STA’lar sürecinde hızla ilerlediğini gözlemliyoruz ve Türkiye’nin bu STA’lar karşısındaki durumunu tartışmanın çok gerekli ve önemli olduğunu düşünüyoruz.

Burada sorun şöyle: Bazı üçüncü ülkeler Türkiye ile STA yapma konusuna sıcak bakmıyorlar, zaten böyle bir yükümlülükleri de yok. Türkiye çözüm talebini Avrupa Komisyonu’na iletiyor, ancak maalesef AB üyesi olmaması nedeniyle, bu üçüncü ülkelere herhangi bir baskı oluşturamıyor.

Peki, AB’nin STA gündeminde hangi ülkeler var? Güney Kore, Ukrayna, Asean (yani Endonezya, Malezya, Filipinler, Singapur gibi ulkeler) ve Hindistan ile STA hazırlıklar var. Eğer biz bu ülkelerle eş zamanlı STA imzalayamazsak, Türkiye için lokomotif sayılabilecek tekstil, elektronik, otomotiv, demir-çelik, ve kimya gibi sektörler bundan büyük zarar görecekler.

Tabii bu gecikmeden etkilenecek olan yalnız Türk firmaları değil, aynı zamanda Türkiye’de ciddi yatırımları olan AB’li firmalar da bu gelişmeden büyük zarar görecekler. Onun için etkin ve kalıcı bir çözüm bulunması şart gözüküyor.

Gümrük Birliği sadece bir ticaret serbestliği değil. Aynı zamanda kurumsal altyapımızı modernleştiren bir sistem, onun için de çok önemli. Ve Türkiye AB üyesi olduğu takdirde bu olumsuzluk ortadan kalkacağından, müzakerelerin hızlı ilerleyip, sonuca varılması çok ama çok önemli.

TÜSİAD olarak biz, AB tarafından bu süreçte yapıcı yaklaşım bekliyoruz. Gümrük Birliği’nden kaynaklanan sorunları en hızlı ve en etkin şekilde çözmelerini bekliyoruz. Ve bunun her iki tarafa da fayda sağlayacağını düşünüyoruz.  (Dinçer, 2008)

Yine bu konuda Ünsal Ban’ın(Mayıs 2015) söylediklerine yer vermekte fayda var:

Dönemin hükümeti tarafından ilerisi gerisi düşünülmeden imzalanan Gümrük Birliği anlaşması, özellikle de ekonomimizin yükselişe geçtiği 2002 yılından bu yana ciddi şekilde zarara yol açtı.

Ticaret hacmimizin üzerindeki sınırlayıcı etkisinden, AB ile diğer ülkeler arasında gündeme gelen serbest ticaret anlaşmalarının dışında bırakılmamızdan dolayı ülkemizin büyük kayıplara uğramasına sebep oldu. Bu durumun farkında olan ekonomi yönetimi, özellikle de AB ile ABD arasında yapılması planlanan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) anlaşması öncesinde Gümrük Birliği’nde gerekli düzenlemelere gidilmesi konusundaki tavrını ortaya koydu. Hatta bazı dönemlerde, TTIP anlaşmasına dahil edilmememiz halinde Gümrük Birliği anlaşmasının iptalinin dahi gündeme gelebileceği ifade edildi.

Gümrük Birliği’ne katılımdan bu yana ülkemiz, AB ile Ortak Gümrük Tarifesi kapsamında anlaşma yapan ülkelere çeşitli imtiyazlar vermek durumunda kalırken, karşılığında ise kayda değer bir ayrıcalık elde edemiyor ve ithal malların ucuzlamasından kaynaklanan, dış ticaret açığının büyümesi, yerli sanayinin istenilen düzeyde gelişememesi gibi sorunlar ile de karşı karşıya kalıyor.

Aynı şekilde, AB ve diğer ülkeler arasında yapılan anlaşmalar ile Türkiye’ye verilecek olan gümrük vergisinden muaf olan ülke işletmeleri, Türkiye ile olan ticari faaliyetlerine ihracat yolu ile devam etmeyi tercih ediyorlar. Bu durum, doğrudan yabancı yatırım seviyelerini olumsuz yönde etkilediği gibi dış ticaret açığı üzerinde de artırıcı etki yaratıyor ve dahası, ekonomimizin potansiyelinden daha düşük düzeylerde büyümesine yol açıyor.

Dahası, Gümrük Birliği anlaşmasından kaynaklanan bu gibi etkilere, geride bıraktığımız 2-3 yıllık süreçte yaygınlaşan serbest ticaret anlaşmalarının neden olduğu olumsuzluklar da ekleniyor. Öyle ki, AB ile serbest ticaret anlaşması yapan Meksika, Güney Afrika, Cezayir gibi ülkeler, Türkiye ile anlaşma yapmaya yanaşmıyor, dönemin hükümeti tarafından imzalanan Gümrük Birliği anlaşması kapsamında, AB’nin anlaşma yaptığı ülkelere imtiyaz vermeyi kabul etmiş olan Türkiye, konu bu ülkelerden imtiyaz almak olunca maalesef eli boş dönüyor.

Örneğin bugün itibariyle, AB ile yaptığı anlaşma kapsamında AB ve Türkiye pazarlarına ortalama %4,2 gümrük vergisi ile mal sokabilen Meksika, Güney Afrika, Cezayir gibi ülkeler, yine anlaşma kapsamında AB menşeili mallardan çok düşük seviyelerde gümrük vergisi alırken, Türk mallarına ise %50-60’a varan gümrük vergileri koyabiliyorlar. Bu durum da, tahmin edilebileceği üzere hem ihracatçımızın hem de ülkemizin ekonomik açıdan ciddi kayıplara uğramasına neden oluyor.

Ülkemizin Gümrük Birliği’ne tabi diğer ülkeler ile aynı konumda olmasını sağlayacak olan güncellemeler kapsamında, Türkiye’nin AB’nin danışma ve karar alma mekanizmalarına etkin katılımı mümkün kılınacak. Böylece, ülkemiz AB ile diğer ülkeler arasında yapılan STA’ların dışında bırakılamayacak. Dahası, geçmiş dönemde yapılmış olan STA’lara uyum kapsamında yaşanan sorunlara kalıcı çözüm bulunması ve anlaşmalara Türkiye’nin dahil edilmesi konularında gerekli adımlar atılacak. Aynı şekilde, güncelleme sürecinde karayollarında uygulanan kota sınırlandırılması da kaldırılacakken ticari ilişkilerimizin tarım, kamu alımları ve hizmetler alanında derinleştirilmesi yönünde girişimlerde bulunulacak. Dahası yine önem arz eden bir diğer konu olan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) anlaşmasına Türkiye’nin de dahil olması sağlanacak. Netice itibariyle, bahsi geçen tüm bu güncellemeler ile birlikte ülkemizin hem AB hem de AB ile STA yapmış/yapacak diğer ülkelere olan ihracatı ciddi şekilde artış gösterecek. Dahası ülkemizin karar mekanizmasında yer alacak olmasıyla, dezavantajımıza olabilecek gelişmeler konusunda önleyici önlemler alınabilecek. Uzun lafın kısası, ülkemize bir süredir yük olan Gümrük Birliği’ndeki güncellemeler sayesinde Türkiye açısından ciddi kazanımları olacak yeni bir dönem başlayacak. (Ban, 2015)

GB’nin ilk yıllarından itibaren, Türkiye’nin AB ile dış ticaret açığı büyümüştür. Bunun temel nedeni, Türkiye’nin GB öncesinde, AB’ye olan ihracatının % 65’ini tekstil sektörünün oluşturmasıdır. AB’nin tekstil ticaretini yeni tam üye yapılan eski Doğu Avrupa ülkelerinden ve özel ilişki kurulan Çin, Hindistan gibi ülkelerden yapıyor olması Türk tekstil sektörünü büyük sıkıntıya sokmuştur. GB sonrasında, yatırım için AB’den sermaye gelmemiş, hatta azalmış olması da başka bir sorun kaynağı olmuştur. Türkiye, AB’ye bütün kapılarını açınca AB firmaları Türkiye’de fabrika kurmak yerine mallarını Türkiye’ye göndermişlerdir. AB, 1988 yılında, bazı Kuzey Afrika ülkeleri (Tunus gibi) ile, Serbest Ticaret Antlaşması yapmıştır. Türkiye bu antlaşmalardan yararlanamamıştır. 1995 belgesi ile Türkiye’nin, sadece AB çıkışlı imalat sanayi ürünlerini gümrüksüz ithal etmesi, buna karşılık AB dışı ülkelere, AB’nin kendi tercihlerine göre koyduğu gümrüğü uygulamak zorunda kalması nedeniyle, dış ticaretinde yapay bir sapmaya yol açmıştır. Ayrıca, AB’den ithal edilen gıda sanayi ürünleri de Türk tarımını çok olumsuz etkilemiştir. Çünkü AB tarımı, kendi içinde Ortak Tarım Politikası ile yılda 50 milyar dolar sübvansiyon yapılan bir sektör durumundadır. Gümrük Birliği öncesi ticarette aleyhimize gelişmeler bir ölçüde beklenmesine rağmen, yabancı sermaye girişleri ile bu açığın bir ölçüde giderileceği düşünülmüş ancak bu geçekleşmemiştir. Mali yardım konusunda da büyük problemler yaşanmıştır. 6 Mart 1995’den itibaren sağlanması planlanan ama vetolar yüzünden bir türlü sağlanamayan kaynağın toplamı 2.4 milyar ECU’dur. (Hatipler, 2012, ss.7-8)

6.Gümrük Birliği ve Kalkınma

Ekonomik Entegrasyonla büyüyen piyasalarda firmalar yatırımlarını bölge içinde da ha verimli bölgelere kaydırırlar. Yabancı yatırımları teşvikte bölgesel bütünleşmeler iki yolla etkin olabilirler.

a- Üretimdeki çarpıklıkların azaltılması yatırımların daha karlı duruma gelmesini sağlar. Yatırımcıların, yatırımlarını artırmaları yönünde olumlu bir etki sağlar.
b- Koruma duvarlarını aşabilmek için, entegrasyon içinde yatırımcılar için yatırım artınca etkiyi ortaya çıkarır. Ayrıca yabancı sermaye iki yolla gelebilir. Bunlar direk yabancı sermaye ve portföy yatırımlarıdır.

Gümrük birliği milli gelirin artmasına sebep olmakta, oda tasarrufların ve yatırımların artırmaktadır ayrıca tarifelerin artacağına dair bir güven vermektedir. Böylelikle karlılığı artırıp riskleri azaltmaktadır. Bütün bunlar sonucu oluşan olumlu ortam gümrük birliği sınırlan içine yatırım yapmayı karlı kılmaktadır. Gümrük birlikleri, kaynakların etkinliğim, dolayısıyla milli geliri yükseltir. Milli gelirdeki büyüme ve piyasa hacmindeki gelişme, birlik içinde üretimin daha etkin ellerde toplamasına ve bölgeye önemli ölçüde yabancı sermaye yatırımın çekilmesine neden olabilir. Gümrük birliklerinin oluşturulması, üçüncü ülke üreticilerinin ortak gümrük tarifesinden kaçınmak amacıyla, bölge içindeki yatırımlarım artırmalarına neden olur. Bu tür yabancı sermaye işletmelerine tarife fabrikaların adı verilmektedir. 1960’lardan sonra Avrupa Ortak Pazarına akan Amerikan sermayesi bu nedenlere dayanmaktadır. Çok uluslu şirketler de ulaştırma ve haberleşme olanaklarının gelişmesiyle yabancı sermaye hareketliliği yoğun olarak yaşanmaktadır OECD ülkelerinde GSMH’nin iki katı kadar olan ABD şirketleriyle büyüdü ve da ha sonra ABD den yeni biçimlenmeye başlayan Avrupa Ekonomik Topluluğuna kaymaya başladı. 1970’lerde petrol ve mamul mal fiyatları şoklan nedeni ile yabancı sermayenin dünya genelinde büyümesi durdu. 1980’ler boyunca yabancı sermayenin belli başlı kaynakları Japonya’nın uluslar arası gelişmesi, bir çok gelişmekte olan ülkenin sermaye teknoloji ve yönetim becerisi için yabancı sermayeye ilgi göstermesine, sermaye hareketlerinde liberalizasyona, Latin Amerika ve Güneydoğu Asya’da bölgesel entegrasyon hareketlerinin hızlanmasına sebep oldu. (Yiğit, 2003:28)

Bütün bu olumlu koşullar birlik dışında kalan ülkelerin de gümrük birliği oluşturan ülkelere yatırım yapmalarının nedeni olmaktadır ve bunların nedenlerini incelediğimiz zaman şu sebeplerin etkisi ortaya çıkmaktadır. Birlik ülkeleri arasındaki ticaret artışı, birlik içindeki ekonomik istikrarın, verimliliğin artması, istihdamın gelirin sermayenin marjinal etkinliğinin yükselmesi, birlik oluşturmanın piyasa hacmini genişletmesi, üretim faktörleri kullanımının yabancı yatırımcıları teşvik etmesi, birlik içine satış yapmak isteyen yabancı yatırımcılar yabancı sermaye yatırımı yapmasının tarife atlama yöntemi olarak itibar görmesidir. (Hobikoğlu, 2007, ss. 68)

7.Gümrük Birliğinin Türk Ekonomisi Üzerindeki Olumsuz Etkileri Konusunda Daha Geniş Bir Bakış Açısı.

Gümrük Birliği anlaşmasının yapıldığı dönemde, dünyanın ekonomik konjonktürü şimdikinden çok farklıydı. Türkiye bu anlaşmaya imza atarken, AB 15 ülkeden oluşuyordu. Sonra AB’nin yapısı değişti, Türkiye ile benzer gelir ve üretim koşullarına sahip 13 üye daha katıldı, Avrupa pazarından pay almak isteyen Gümrük Birliği içindeki ülke sayısı arttı.

2004’te 15 AB ülkesinin toplam ithalatından Türkiye yüzde 2,7 pay alırken, aynı yıl AB’ye 10 yeni üyenin katılmasıyla bu pay yüzde 2,2’ye geriledi. Aslında sorunlar da buradan sonra başlıyor, anlaşmanın Türkiye’nin rekabet koşullarını korumak üzere yeniden tasarlanması gerekiyor. AB’nin kendi ikili ticari ilişkilerini geliştirmesiyle birlikte Türkiye açısından asimetrik bir durum oluştu, Gümrük Birliği ile elde edilmiş olan ayrıcalıklı statü üçüncü ülkelerle yapılan STA’larla zayıfladı. Öte yandan, AB ile ABD arasında müzakereleri başlayan TTIP’e (Transatlantik Ticaret ve Yatırım Anlaşması) müdahil olamaması halinde ortaya çıkacak kayıp riski, Türk iş dünyası açısından önemli bir endişe kaynağı. ABD’nin Meksika ve Kanada gibi müttefiklerini bu anlaşmaya dahil etme çabaları karşısında, Gümrük Birliği içerisinde yer aldığı Türkiye’yi TTIP’e dahil etmek de aslında AB tarafına düşüyor. Gelişmekte olan pazarların likidite olanaklarının giderek azaldığı bu ortamda, ihracatının halen yüzde 40 gibi ciddi bir bölümünü AB ülkelerine gerçekleştiren Türkiye’nin AB ile ticari ilişkilerini tekrar geliştirme konusunda yeni fırsatlar yakalayabilir. Haliyle bu da şimdikinden daha fazla istek, çaba ve vizyon gerektiriyor. (Cengiz, 2014)

Türkiye’nin dış ticaret açığının bir diğer önemli sebebi teknolojik olarak istenilen düzeye gelememiş olmamızdır. Türkiye’de üretilip AB ülkelerine ihraç edilen bir televizyon veya otomobilin birçok ileri teknoloji ürünü parçası başta Uzakdoğu ve Asya ülkeleri olmak üzere yurt dışından ithal edilmektedir. Buda yapılan ihracatın katma değerinin düşmesine sebep olmakta, ithalat rakamlarını şişirmektedir. Teknolojik olarak geri kalmamızın en önemli sebepleri kamu, üniversiteler ve özel sektörde ar-ge yatırım ve faaliyetlerine gereken önemin verilmemesi, ar-ge yatırımlarının „‟gereksiz‟ ve „fuzuli‟ masraf olarak görülmesidir. Petrol, doğalgaz gibi madenleri ithal etmemiz konusunda yapabileceğimiz bir şey olmayabilir. Fakat teknolojide çağa ayak uydurmak devlet, üniversiteler ve özel sektör işbirliği ve yatırımlarıyla mümkündür. Çin ve Hindistan gibi ucuz işgücü bulunan ülkelerle emek yoğun sektörlerde baş etmemiz artık çok zordur. Bu ülkelerde işgücü oldukça ucuz, çalışma şartları oldukça ağırdır. Ülkemizin dış ticaret açığını tamamen kapatıp artıya geçmesinin yegâne yolu ar-ge ve teknolojiye önem vermesi, bu sayede teknolojik ara malları ithalatını mümkün olduğunca azaltmasıdır. (AABBM, 2010, ss.10)

1993-2002 yılları arasını kapsayan çalışmada ampirik metot olarak sabit etkiler panel veri metodu tercih edilmiştir. SITC Rev3 sınıflamasına göre üç basamak düzeyinde 215 ihracat sektörünün RCA endeksleri hesaplanmıştır. Bu ihracat sektörleri iki farklı sınıflamaya (üretimde kullanılan teknolojiye göre ve üretimde kullanılan üretim faktörünün yoğunluğuna göre) tabi tutulmuştur. Hesaplanan RCA endekslerinin bağımlı değişken olarak ve döviz kuru, AB’nin GSYİH’sı ile gümrük birliği için oluşturulan kukla değişkenin bağımsız değişkenler olarak yer aldığı model tahmin edilmiştir. Yapılan tahminlere göre, gümrük birliğinin hem Türkiye’nin ileri teknoloji mallarında hem de taklidi zor
araştırma yoğun mallarındaki rekabet gücünü olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşılırken, sermaye yoğun mallardaki ve ara teknoloji mallarındaki rekabet gücünü olumsuz yönde etkilediği sonucuna varılmıştır. (Vergil ve Yıldırım, 2006, ss.2)

Gümrük Birliği uygulamaya konulduğu 1996 yılından beri ülke genelinde de yoğun tartışmalara konu olmuştur. Bir kısım ekonomistler yararlı olduğu, diğer bir kısım ise yararından fazla zararı olduğu görüşünü öne sürmüşlerdir. Ancak tam bir görüş birliğine varılamamıştır. Sonuç olarak, Gümrük Birliği’nin Türk dış ticaretindeki değişimleri tek başına belirleyen bir süreç olmadığı ve bu sürecin gerek Türkiye ekonomisi gerek dünya ekonomilerindeki gelişmelerden bağımsız olarak ele alınamayacağı hususları dikkate alındığında, Gümrük Birliği’nin olumlu ve olumsuz etkilerinin net bir şekilde ortaya konması bazı zorluklar içermektedir. Gümrük Birliği’ni, Türkiye-AB ilişkileri sürecinden,
ulusal ve uluslararası gelişmelerden ayrı değerlendirerek bu süreçte meydana gelen tüm ekonomik sorunları Gümrük Birliği’ne bağlamak gerçekçi değildir. Bu dinamik süreçte Gümrük Birliği’nin ihracat, yabancı yatırımlar, istihdam, üretim hacmi üzerinde etkiler yaratacak tek değişken ve dış ticaret açığının ve ticari işbirliğinin tek kaynağı olarak ele alınması bilimsellikten uzak bir değerlendirme olacaktır. Türkiye, makro ekonomik dengeleri sağlamlaştırdığı, yapısal reformları tamamladığı, yabancı sermaye ve teknoloji transferini gerçekleştirdiği taktirde Gümrük Birliği ortamından maksimum faydayı sağlayabilecektir. Gümrük Birliği ilişkisi Türkiye’nin çağdaşlaşma yönünde en temel hedefi olan Avrupa Birliği tam üyeliği yolundaki kilometre taşı ve tam üyelik sürecinin bir aşamasıdır ve GB’nin varlık sebebi tam üyeliktir. Bu nedenle de GB konusunda endişelerin yaşanması doğaldır. AB’nin karşılıklın tavizler temelinde kurduğu ilişkileri Türkiye tek taraflıda olsa kurmak zorunda kalmıştır. Ancak, tüm bunlara ve ülkemizin içinde yer almadığı bir karar mekanizması sonucu ortaya çıkmış politikalara uyum zorunluluğuna karşın Gümrük Birliği sürdürülmektedir. Bunun nedeni GB ilişkisinin nihai hedefinin tam üyelik olmasıdır. Bu noktada Türkiye açısından yapılması gereken, istikrarın sağlanamamasından kaynaklanan sorunlar ve yaşanan krizleri Gümrük Birliği ile açıklamak yerine adaylık süreci çerçevesinde Ulusal Program’da yer alan hedeflere en kısa sürede ulaşarak, AB’ye tam üyelik yolunda hızla ilerlemek olmalıdır. Böylece Gümrük Birliği bu sistematik içerisinde daha farklı bir yer alacak ve tam üyelikle Gümrük Birliği, Ankara Antlaşması ile öngörülmüş üyelik sürecinin son dönemi” olma işlevini tamamlamış olacaktır. (Kakıcı, 2006, ss. 125-126)

Cumhuriyet sonrası dönemde Türkiye’nin dış ticareti incelendiğinde dünyadaki trendlerden etkilediğini de göze çarpmaktadır. Dünya genelinde korumacılığın ve ithal ikameci politikaların geçerli olduğu yıllarda Türkiye’de bu politikaların benimsendiği, yaşanan iki dünya savaşından sonra özellikle gelişmiş ülkelerin önderliğinde yürütülen dünya ticaretinin serbestleşme çalışmalarında 1980 sonrası dönemde Türkiye’nin de yer aldığı görülmektedir.

Bölgeselleşme bağlamında Türkiye’nin macerası 1959 yılında yapılan AB’ye tam üyelik için başvuru ile bağlamış olup günümüzde de hala devam etmektedir. Tam üyelik yolunda en önemli adımlardan biri olan AB ile Gümrük Birliği’nin yürürlüğe girmesiyle birlikte, Gümrük Birliği’nin etkileri Türkiye Ekonomisinde hissedilmeye bağlamıştır. Gümrük Birliği’nin ilk yıllarında iktisatçılar arasında iki farklı görüş bulunmaktaydı. Aleyhte görüşe sahip olanlara göre, Türkiye Ekonomisi Gümrük Birliği’nden ve Gümrük Birliği sonrası yaşanacak rekabetten olumsuz etkilenecek ve birçok sektörde krizler olacaktı. Lehte, gümrük birliğinden sonra oluşacak rekabet ortamının firmalar üzerinde olumlu etki yapacağını ve onların daha etkin ve verimli bir şekilde üretime zorlayacaklarını düşünmekteydi.

Aradan geçen yaklaşık yirmi yılık süre içinde alınan sonuçlara bakıldığında, GB’nin ticaret yaratıcı etkisini AB lehine olduğunu görülmektedir. Türkiye ekonomisinin AB ekonomisine göre rekabet gücü daha düşük olduğundan ithalatın ihracattan hızlı artması doğal kabul edilmektedir. Zamanla ortak üretim, teknoloji transferi, bilgi akışı ve araştırma geliştirme faaliyetlerinin artmasıyla Türkiye’nin daha iyi bir performans göstermesi beklenmektedir. Böylece ticaret yaratıcı etki ileriki yıllarda Türkiye’nin lehine dönebilecektir. Ticaret saptırıcı etki bağlamında ise Türkiye’nin AB dışındaki üçüncü ülkelerle olan ticaretinde de özellikle Yakın ve Ortadoğu ülkeleri ve İslam İşbirliği Teşkilatı ülke grubuna yapılan ihracatta gözlemlenen artışlar göze çarpmaktadır. İthalat verileri incelendiğinde ise yine Yakın ve Ortadoğu ülkeleri ve Diğer Asya ülkelerinden yapılan ithalat oranlarındaki artış gözlemlenmektedir. Statik etkiler çerçevesinde üretim ve tüketim etkileri incelendiğinde ise sermaye malları, ara mallar ve tüketim mallarının ihracatının düzenli olarak arttığı görülmektedir. Sadece 2008 yılında yaşanan kriz dolayısıyla 2009 ve 2010 yıllarındaki dış ticarette yaşanan düşüşe rağmen, genel olarak artma eğiliminde olduğu söylenebilir. Dinamik etkiler ise uzun dönemde ortaya çıkmaktadır. Doymamış iç pazarı, genç nüfusu, doğal zenginlikleri ve stratejik coğrafi konumu, uzun vadede Gümrük Birliği’ni Türkiye’nin lehine çevirebilecektir. Gümrük Birliği’nin dinamik etkileri diye adlandırılan ölçek ekonomileri etkisi, rekabet etkisi, yabancı sermayeyi ve yatırımları teşvik edici etkisi Türkiye’ye ivme kazandıracaktır. Gümrük Birliği anlaşmasında Türkiye lehine iyileştirmeye gidilmesi durumunda, Gümrük Birliği Türkiye açısından amacına ulaşacaktır. Gümrük Birliği mevcut hali ile kaldığı sürece, yapılan araştırmaların ışığında görüldüğü gibi Gümrük Birliği’nin Türkiye’ye olumlu etkisi her geçen yıl düşecektir. Gümrük Birliği’nin Türkiye’ye olumlu katkılar sağlayıp, amacına ulaşabilmesi adına çalışmanın son bölümde bahsedilen, düzenlenmesi gereken unsurlar aşağıdaki gibidir:

Gümrük Birliği anlaşmasının kapsamını, tarım ve hizmetleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi gerekmektedir. Türkiye karar verme ve AB komitelerine katılmalıdır. AB ile Türkiye’nin Serbest Ticaret Anlaşması müzakereleri yaklaşık aynı zamanda başlatılması ve sonuçlandırılmalıdır. (Aynacı, 2015, ss. 113-115)

7.1.Statik etkiler

• Üretim etkisi
• Ticaret yaratıcı etkisi
• Ticaret saptırıcı etki
• Tüketim etkisi
• Ticaret hadlerine etkisi
• Kamu gelirlerine etkisi

7.2.Dinamik etkiler

• Rekabet etkisi
• Ölçek ekonomileri etkisi
• Dışsal ekonomiler etkisi
• Teknolojik ilerleme etkisi
• Yatırımları özendirme ve sermaye etkisi

Faktör donanım, teknolojik seviye ile talep yapısı gibi parametrelerin sabit kaldığı varsayımı altında gümrük birliğinin, birlik içinde kaynakların yeniden dağılımı sebebiyle ortaya çıkan etkilerine denir.

7.3.Üretim Etkisi

Ticaret yaratıcı etki: GB dolayısıyla yüksek maliyetli üretimin yerini, birlik içinde daha verimli ülkelerin almasıdır. Birliğe üye olan ülkeler arasındaki ticarete uygulanan tarife ve kotaların kaldırılması sonucu, ticarete konu olan malların fiyatı düşer. Birlik içinde ticaret yaratılmasına bağı olarak birlik üyeleri, daha ucuz kaynaktan daha fazla tüketim yapma imkanına kavuşur. Böylece üyeler arasındaki ticaret hacmi yükselmiş olur.
Ticaret saptırıcı etki: Üçüncü ülke mallarına karşı konan ortak tarife sonucu bu ülkelerin mallarının pahalı hale gelmesi ticaretin birlik içine kaymasına neden olur. Ticareti birlik dışından birlik içine kaydıran bu etkiye ‘’ticaret saptırıcı etki’’ denir. Bu etki sonucu birlik dışında kalan ülkelerle yapılan ticaret hacminde daralma ortaya çıkar. Türkiye’nin AB dışındaki diğer ülke ve ülke grupları ile de ikili ilişkileri olduğu için ticaret saptırıcı etkinin belirli bir şekilde ortaya çıkmamıştır.

7.4.Tüketim Etkisi

GB sonucunda gümrükler indirilince nispi olarak daha ucuza gelen mallar daha fazla talep edilir. Birlik içinde pahalı üreten üye ülkelerin ve OGT sonucu ürünü pahalı hale gelen birlik dışı ülkelerin üretimi azalır. Üretim etkisindeki bu değişikliğe bağlı olarak birlik içi fiyat herhangi bir ülkenin fiyatının altında kalırsa, bu ülke vatandaşlarının satın alma güçleri artacağından birlik içi ithalat artacaktır.

7.5.Ticaret Hadlerine Etkisi

Gümrük birliği sonucu ticaretin artması birlik içi üretim ve geliri arttırırken, birlik dışında bunun tersi ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte birlik içinde ucuza üreten üye ülkenin üretim ve geliri artarken, pahalıya üreten ülkenin üretim ve geliri de azalmaktadır. Dolayısıyla gelir bir yandan birlik dışından birlik içine, diğer yandan pahalıya üreten ülkeden ucuza üreten ülkeye yeniden dağılmaktadır. Ayrıca birlik içi ticaretin serbestleşmesi ile ihracata çalışan sektörlerin geliri nispi olarak artmaktadır. Türkiye’de gelirin sanayi sektörü lehine dağılmasının bir nedenidir. Türkiye’nin sanayi sektörü ithalat miktarının ihracat miktarından daha hızlı artması; bu ürünleri birlik içinde ucuza üreten gelişmiş ülkelerin üretim ve gelirin artığını, gelir dağılımı gelişmiş ülkeler lehine, Türkiye aleyhine geliştiğini gösterir.

7.6.Kamu Gelirleri Etkisi

Üyeler arasında tarifelerin sıfırlanması üye ülkelerin vergi kaybını doğurur. Üçüncü ülkelere karşı uygulanan ortak tarife, üye olunmadan önceki tarifeden küçük olur veya bu ülkeden ithalat önemli ölçüde azalır ise bu durumda vergi kaybı ortaya çıkar. Böylece kamu gelirleri azalmış olacaktır. Eğer, ithalat vergi gelirlerinde bir azalma varsa ve bu başka tür bir vergi ile telafi edilmezse; kamu kesimi borçlanma gereği artar, bu da faiz ve enflasyon oranlarını arttırır. Türkiye’de ithalattan gümrük vergisi ve toplu konut fonun olmak üzere 2 tür vergi alınmaktaydı. GB ile bunların ikisi de kaldırılırken üçüncü ülkelere karşı OGT uygulanmaya başlamıştır. Dinamik etkiler sürekli oldukları, orta ve uzun vadede ekonominin yapısında önemli değişmeler meydana getirdikleri için çoğu kez statik etkilerden daha önemli sayılırlar.

7.7.Rekabet Etkisi

Kamu teşebbüsleri ve ticari nitelikli devlet tekellerinin, birlik vatandaşları ile Türk vatandaşları arasında ayrım yapmaz hale gelmesi, ticari nitelikli devlet tekellerinin yeniden düzenlenmesi, İhracatta Gözetim ve Koruma Önlemlerinin Değerlendirme Kurulu oluşturularak ithalatta haksız rekabetin önlenmesi ve Rekabet kurulunun kurulması gibi çalışmalarla firmalara eşit rekabet koşulları sağlanarak tekelleşmenin önlenmesi amaçlanmıştır. Özellikle otomotiv ana ve yan sanayi, tarım araçları, elektrikli ve elektronik eşya, makine, metal, ağaç ürünleri, mobilya vb. ürünlerde rekabetin daha da artması beklenilmektedir. GB ile üyeler arasında tarife ve kotalar kalkınca yerli üreticiler dış rekabete açılmış olurlar. Böylece eksik rekabetçi oluşumlar ortadan kalkarlar.

7.8.Ölçek Ekonomileri Etkisi

Firmaların büyüklüğünden kaynaklanan unsurlar, maliyetlerin düşürülmesi, verimlilik ve üretimin artması ve bunun sağladığı tasarrufların yarattığı olumlu sonuçlara ölçek ekonomileri etkileri denmektedir. İş bölümü ve uzmanlaşma, büyüklükten kaynaklanan makine ve donanım bolluğu, elde edilen yeni satış arttırma teknikleri ve kazanılan yeni pazarlar ölçek ekonomileri yaratmaktadır.

7.9.Dışsal Ekonomiler Etkisi

Genel anlamda dışsal ekonomi, bir üreticinin diğer bir üreticiye yapmış olduğu karşılıksız yarar ya da kayıplar şeklinde tanımlanabilir. Kitlesel üretim karşısında endüstriye hammadde sağlayan işletmeler ileri teknoloji ve büyük ölçekli üretim yöntemlerini kullanmaya başlarlar. Bu ise hammadde ve ara malların bollaşmasına, kalitenin yükselmesine ve fiyatların ucuzlamasına neden olur. Verimlilik ve büyüme hızı üzerinde olumlu sonuçlar doğuran dışsal ekonomiler, ekonomik bütünleşmeden beklenen en önemli dinamik yararlardan biridir. Piyasanın büyümesi, sanayinin genişlemesi, nitelikli işgücü ve yetişmiş eleman sağlanması ve teknolojik bilginin yayılması gibi tüm endüstrinin yararlanabileceği olumlu bir ortam dışsal ekonomiler sayesinde ortaya çıkmaktadır. (Koç, 2014, ss.7-11)

Sonuç

Yazımın(ödevin) ilk kısmında Gümrük Birliğine giden süreci ele aldım. Daha sonra ise Türkiye ve AB ülkelerinin dış ticaretini konu edindim ve bu çerçevede bir sonraki bölümde bu dış ticaretin Türk Sanayisine etkilerini ele aldım. Daha sonra ise bu dış ticareti istatistiki verilerle açıklayarak bu verilerle birlikte Gümrük Birliğinde dış ticaretin Türkiye için kötü etkilerini irdeledim. Tüm bu yelpazede Gümrük Birliği ile kalkınma arasındaki bağ ya da bağlantısızlığı konu edinip Gümrük Birliğinin Türkiye’ye etkilerini daha genel anlamda etkilerini açıkladım.

Bütün bu yazılanların özeti olarak bir cümle söylenebilir, tavuk gelecek yerden kaz esirgenmedi. Türkiye üzerine düşeni yaptı; fakat gümrük birliğinden hiçbir zaman umduğunu bulamadı. Hayallerinin gerçekleşmesi bir yana bilakis hep daha da olumsuz sonuçlara neden oldu. İşin gümrük birliği sürecinden beri zaten bu durum böyleydi, 1973’teki müzakerelerde büyük umutlar bağlandı ve 1996 yılında gümrük birliğine girişimiz ile bu hayaller bir derece somutluk kazandı, ama Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olundu. Sanırım bunda dönemin siyasilerinin fazla hayalperest davranmış olması da etkili oldu.

Gümrük birliğinin Türkiye’ye verdiği zararlar bakımından ATO Başkanı Sinan Aygün’ün fikirlerini burada paylaşmakta ve yazıya son noktayı Sinan Aygün’ün söylemleri ışığında koymakta fayda var: ”Toplam ihracatın GSMH’ye oranı Gümrük Birliği öncesi yüzde 8.57, Gümrük Birliği sonrası yüzde 11.19’dur. İthalat ile ilgili oranlara baktığımızda ise Gümrük Birliği öncesi için yüzde 13.58 ve Gümrük Birliği sonrası için yüzde 19.94 olmuştur.

Dış ticaret açığının GSMH’ye oranı açısından, GB öncesi yüzde 5.02 olan bu oran GB sonrası yüzde 8.75 olarak değişmiştir. Yani dış ticaret açığı artmıştır. İhracatın ithalatı karşılama oranları da yukarıda ortaya çıkan sonucu destekler niteliktedir. Kısaca AB Türkiye’nin başına gümrük birliği çuvalını geçirmiştir. Bu çuval sökülüp atılmalı, tam üyeliğe kadar serbest ticaret anlaşmasına modeline dönülmelidir.” (Aygün, 2004, para. 11-13)

KAYNAKÇA

Antalya Ab Bilgi Merkezi. (2007 Ocak). Gümrük birliğinin Türk ekonomisine etkileri.

Aynacı, T. (2015). Gümrük birliğinin Türkiye-Avrupa Birliği dış ticaretine etkisi.İstanbul: İstanbul Kültür Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Aygün, S. (2004). Gümrük Birliği’nin maliyeti 79.5 milyar dolara ulaşmıştır... 17 Mayıs 2016 tarihinde http://www.milliyet.com.tr/2004/10/17/son/soneko07.html adresinden alınmıştır.

Bakkalcı, A. C.(2002). Avrupa Birliği ile Türkiye arasından gerçekleştirilen gümrük birliğinin kaynak dağılımı üzerine etkileri. D.E.Ü.İ.İ.B.F.Dergisi, 2, 39-53.

Ban, Ü. (2015) Gümrük Birliği’nin zararları ve yeni dönem güncellemenin faydaları.Erişim tarihi: 9 Mayıs 2016, http://www.yenisafak.com/yazarlar/unsalban/gumruk-birliginin-zararlari-ve-yeni-donem-guncellemenin-faydalari-2010821.

BBC. (2014). Türkiye’nin gümrük birliği resti ne anlama geliyor?

Cengiz, P. (2014). Dünya Bankası’na göre Gümrük Birliği’ni revize etmenin zamanı geldi de geçiyor. 15 Mayıs 2016 tarihinde http://www.diken.com.tr/dunya-bankasina-gore-gumruk-birligini-revize-etmenin-zamani-geldi-de-geciyor/ adresinden alınmıştır.

Çarıkçı, E. (2006) Avrupa Birliği ile müzakereler ve beklentiler. 14 Mayıs 2016 tarihinde http://www.estanbul.com/gumruk-birliginin-turkiye-ekonomisine-verdigi-zararlari 109179.html#.VzW-xDWyOko adresinden alınmıştır.

Dinçer, H. (2008). İşte gümrük birliğinin zararları.13 Mayıs 2016 tarihindehttp://www.koniks.com/topic.asp?TOPIC_ID=7230 adresinden alınmıştır.

Doğan, N. (2004). On yıllık dönemde gümrük birliğinin etkileri ve sonuçları üzerine bir değerlendirme. Mevzuat Dergisi, 79.

Doğan, M. (2015 Temmuz). Avrupa Birliği ve Türkiye ekonomik ilişkileri. Coğrafya Dergisi Marmara, 32, 306-325.

Filiztekin, A. (2003). Avrupa Birliği ile gümrük birliğinin Türkiye imalat
sanayi üzerine etkileri. 13 Mayıs 2016 tarihindehttp://ref.sabanciuniv.edu/sites/ref.sabanciuniv.edu/files/filiztekin_makale.pdfadresinden ulaşılmıştır.

Hatipler, M. (2012). Türkiye- AB gümrük birliği antlaşması ve antlaşmanın Türkiye ekonomisine etkileri. Akademik Bakış Dergisi, 29.

Hobikoğlu, E. H. (2007). Gümrük birliklerinin ekonomik etkileri ve Türkiye ekonomisi: Gümrük birliği yansımaları. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Sigortacılık Programı.

Kakıcı, A. (2006). Avrupa Birliği’nde gümrük birliği ve Türkiye uygulaması, Türkiye’ye etkileri. İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Koç, Ö. E. (2014). Avrupa Birliği Türkiye mali ilişkileri dersi gümrük birliği ve Türkiye’ye etkileri. Çorum: Hitit Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi.

Vergil, H. ve Yıldırım, E. (2006). AB-Türkiye gümrük birliğinin Türkiye’nin rekabet gücü üzerindeki etkileri. Kayseri: Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi.

Yiğit, M. (2002). Ekonomik entegrasyon. Ankara: Beta Yayınları.

Muhammet Bora Candan
Kendisi 1993 Samsun Çarşamba doğumludur. Uludağ Üniversitesi Uluslararası ilişkiler, Uludağ Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Adalet Bölümlerinden mezundur. Şu ana dek iki adet kitap bastırmıştır (Körün Rüyası ve Sonsuzluktan Bir Adım Öncesi).

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment