Yeni bir gün doğuyor. Esen rüzgar şehri yavaş yavaş açıyor. Sokaklar hem sakin hem boş. Birazdan insanlar gürültüsüyle bozacak bu sakinliği. Geceden beri sönük trafik lambaları yanmaya başlayacak ve süsü olacak kalabalığın.

Yağmur suyuyla rengi değişmiş tahta masaya vurunca güneşin ışıkları bir toz gibi kalkar hayaller hurdacının gecesinden. Artık herkes uyanabilir çünkü toplanmıştır şehrin gıcırdayan, paslı anıları şehirden. Elinde tuttuğu bozuk paraların şıngırtısı… İmkanı olsa onları da hurdaya karıştıracak ve kurtulacak fakat ne yenir, ne içilirdi sonra ? Hem  şıngırtıya bakıp aldanmamalı yetmiyordu sonuçta.

Hurdacı konuşuyordu her köşe başında ama sesi silinmiş gibi duyulmuyordu kalabalığın arasından. İnsanlar bakacak olsa kendi insanlığından soyuyor gibi bakıyordu. Bazen alaycı, bazen küçümseyici… Alışıyordu insan bu bakışlara şehrin gıcırdayan, paslı anılarına alışır gibi.

Hurdacı bazen çocuk oluyor, bazen yetişkin ve bazen ise ihtiyar. Çocuk olunca parasının şıngırtısıyla oynuyor. Yetişkin olunca masasında hayalleri bir toz gibi karışıyor şehrin havasına. İhtiyarlayınca da elleri çenesinde kara kara düşünüyor ; nasıl toplanır bir gecede bu kadar paslaşmış anı.

Yeni bir gün doğuyor. Güneşin ışıkları şehri yavaş yavaş açıyor. Sokaklar şimdi hem dolu hem gürültülü.

Hurdacı uyuyup kalmış. Artık herkes rahatça uyanabilir, o bütün gece çalışmış. Masada ihtiyar hali nasıl toplanmış bir gecede bu kadar paslasmış anı?

Üzerinde kirli, yıpranmış giysisi ve ardından en sevdiği köpeği… Güneş batıyor ve o geçiyor aramızdan, sokağımızdan. Bakın anılar da şimdi hem paslanmış hem çürümüş.

Hurdacı her şeye rağmen sevmiş bu sokakları ve bu insanları. Kaldırın bir daha ki sefere bu bakışları. Duyun sesini köşe başlarından eskiden duyduğunuz gibi. Görün çocuk, yetişkin ve ihtiyar halini.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment